• Pazar 11 ° / 8 ° Sağanak
  • Pazartesi 11 ° / 8 ° Fırtına
  • Salı 9 ° / 7 ° Bulutlu


HAYATA YENiDEN ?MERHABA? DEDiM...

Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Güfer Aktaş Hekim, yaklaşık 1.5 yıl önce böbrek nakliyle hayata yeniden tutunduğunu belirterek, organ naklinin önemine değindi.

Ordu’da günlük olarak yayınlanmakta olan Ordu Hürses Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü ve aynı zamanda gazetenin sahibi olan Güfer Aktaş Hekim, organ nakliyle hayata yeniden nasıl tutunduğunu bizlerle paylaştı.

 

*Güfer hanım uzun süre böbrek yetmezliği ile mücadele ettiniz. O dönemde neler yaşadınız, nasıl geçirdiniz?

“DİYALİZE GİREN HASTALARA HEP KORKUYLA BAKTIM”

*Böbrek yetmezliğim yaklaşık olarak 4 yıl önce başladı. 23 yıllık şeker hastasıydım ve bunun sonucunda böbrek yetmezliğine kaldım. 3 yıl Samsun Tıp Fakültesi’nde düzenli olarak tedavi gördüm. Her tedaviye gittiğimde “birgün böbrek nakli sizin için kaçınılmaz olacak” sözleri çok canımı acıttı. Çok korkuyordum, özellikle diyalize giren hastalara çok acıyordum. Bazen her hangi bir hastanenin diyaliz ünitesinden önünden geçerken, korkudan içeriye bakamıyordum. Acaba birgün bende böyle olacak mıyım* sorusu beynimi tırmalıyordu. “İnsanın korktuğu mutlaka başına geliyormuş ya” o misal benimkisi...Ve sonunda böbrek nakli olmama karar verildi. Çok zor bir dönem geçirdim. Herşey bir anda oldu ve birden nakil olmam gerektiği söylendi. Tabii bu arada herşey çok hızlı gelişti. Kimden, nereden, nasıl böbrek buluruz? Soruları kafamızda canlandı. Eşim Murat Hekim öncelik “benim olmalı” diyerek ilk verici olarak tahlillerini yaptırmaya başladı.

 

*Böbrek nakli olabilmek için nasıl bir yol haritası izlediniz?

*Eşim Murat Hekim bana böbrek vermek istediğini söyleyince, önce şaşırdım. Ardından bende olsam aynısını yapardım, diyerek böbreğini vermesini kabul ettim. 13 Mart 2015 günü birlikte aynı odayı paylaşarak, Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yattık. Bana ilk gün burada nakil olana kadar diyalize girebilmem için boynumdan katater takıldı. Boynumu sağa sola çeviremiyor, yemek yiyemiyor ve canım çok yanıyordu. Haftada 3 gün ve 4 saat olmak üzere nakil olana kadar böyle bir tedavi sürecinden geçmem gerektiği bildirildi. Benim psikolojim bozulmuş, herşeyden vazgeçmiş ve hayatım bitmişcesine öylesine soluk alıyormuşum, gibi yaşamaya başlamıştım.

Burada 15 günlük test ve tahlillerin ardından bir sıkıntı olmadığı söylendi. Ve nakil için bize hastaneler önerildi. Biz bir tanıdığımızın tavsiyesiyle İstanbul Ataşehir Memorıal Hastanesine başvurmak üzere İstanbul’a gittik. Burada da aynı testler ve hiç bitmeyen, başı sonu belli olmayan tahliller yapıldı. Bu arada kalpten anjio da oldum. Kalp damarlarımda da sıkıntı çıkmayınca nakil için bize gün verilecekken kan değerlerim düşük olduğu için 3 ay sonrasına gün verildi.

 

“HASTALIK SÜRECİNDE KİMİN NE OLDUĞUNU ANLADIM”

“Nakil olabilmen için 3 ay geçmesi gerekiyor. Kan değerlerin çok düşük, bu halde seni ameliyat yapamayız” dediklerinde sanki dünya başıma yıkılmıştı. Boynumdaki kataterden dolayı tek başıma hiç bir şey yapamıyordum. Haftada 3 gün, 4 saat diyalize girmek adeta bana ölüm gibi geliyordu. Artık iş ve sosyal hayatım tamamen bitmişti. Ben tükenmiştim, hem de bu kadar kısa bir zamanda. İnsan gerçekten böyle durumlarda anlıyor dostunu, düşmanını. Dost bildiklerim aramaz, sormaz oldu. İhtiyacım olduğu bildiklerim, kapımı çalmaz oldu. Öyle uzaktan ağız ucuyla “geçmiş olsun” dediler. O da sadece “geçmiş olsun dedim” diyebilmek için...Allah razı olsun ki, hiç ummadığımız insanlar hep yanımızda oldular. “İnsanın akrabasından, yedi kat yabancı daha iyi oluyor” diyorlardı da inanmazdım. Gerçekten öyleymiş. Bunu da çok iyi anladım.

 

“EŞ DEDİĞİN BÖYLE OLMALI”

3 ay  verilen sürenin ardından İstanbul’a gittik. Birkaç gün sonra hastaneye yattık ve bir sonraki gün ameliyat olacağımız söylendi. O gece ne ben, ne de Murat bey heyecandan uyuyamadık. Sabahın ilk saatlerinde Murat beyi ameliyata aldılar. Ardından 4 saat sonra beni aldılar. İyi günde kötü günde diyerek, imza attığımız birlikteliğimizi bana böbrek vererek kanıtlayan sevgili eşim Murat beyi yatağına aldıklarında ilk kelimesi beni sormak olmuş. “Güfer’in moreli nasıl, ameliyattan çıktı mı?”

Ameliyattan çıkıp gözlerimi açtığımda önce Murat’ı, daha sonra da boynumdaki kataterin çıkıp çıkmadığını sormuşum ablama. Ardından başlamışım annem babam diye ağlamaya... Hastanede yattığım dönem içinde 25. gün boynumdaki katater alındığında sevinçten göz yaşlarına boğuldum.

45 gün hastanede yattım, ardından 15 gün apart ev tuttuk ve orada refakatçimle beraber kaldım. Yaklaşık 3 ay Ordu’ya gelemedik. Allah razı olsun, ablam bana bebekler gibi baktı. Olsun da yine de bir ablası olsun insanın. Et tırnaktan ayrılır mı? Murat beyin 3 ay araç kullanması yasaklandı. Bana avuç avuç ilaçlar verildi. Saat başı ilaçlarım vardı. Enfeksiyon riskim çok yüksek olduğu için ailem dışında 1 yıl kimseyle görüşmedim. 

Rabbime çok şükürler olsun ki, şimdi gayet iyiyim. Her ay İstanbul’a kontrole gidiyorum. Hayata yeniden başlamak bu olsa gerek. Yapmak istediğim, ama hastalığımdan dolayı yapamadığım ne kadar çok şey varsa, Allah bana ömür verirse onları gerçekleştirmek istiyorum. Rabbim hiç kimseyi hastalıkla sınava tabii tutmasın.


*Son olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

*Ben herkesi organ bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum.  Özellikle bir gün kendilerinin de bir organa ihtiyaç duyabileceklerini unutmasınlar. Türkiye’de 8 milyondan fazla böbrek yetmezliğinden diyalize giren hastalar var. Onların psikolojik durumu, sosyal ve kültürel anlamda toplumdan uzak kalmaları, hayatlarını olumsuz etkilediğinden bu insanları gözardı etmesinler. Bizler organ bağışı konusunda ne kadar duyarlı olursak, onları da o kadar topluma kazandırabiliriz. Teşekkür ederim.