Kemal MENCELOĞLU


DİLENEN DEĞİL, DİRENEN MÜSLÜMAN

DİLENEN DEĞİL, DİRENEN MÜSLÜMAN


 

 

Dilenen Müslümanı sevmez ki Efendimiz,

Direnen Müslümanlar olmalıyız hepimiz.

 

       Müslüman, hayatını Allah’ın davasına adayan adamdır. O inancı için yaşayan ve yaşatan şahsiyettir. Aksi takdirde hayat onun için hiç bir şey ifade etmez. İslamın Peygamberi bunu bize böyle öğretti. Direnmeyi öğretti, dilenmeyi reddetti. Müslümanlar bu gerçeği görmek zorundadır.

       Dâru'n-Nedve denilen ve ilk müslümanları doğmadan boğmaya çalışan Kureyş eşkiyaları Hz.Peygamber (sas) hakkında konuşuyorlar. Akıllarına gelen her türlü şerleri ona isnat etmek istiyorlar. Fakat attıkları bütün taşlar kendilerine dönüyor, ağızlarından çıkan kızgın alevler yine kendi sinelerinde sönüyor. Şu sözler onlara ait;

 

Ona kâhin deriz kimse inanmaz.

Mecnun deriz kimse inanmaz.

Şâir deriz  kimse inanmaz.

Sihirbaz deriz kimse inanmaz.

Peki ne diyeceğiz, ne ile insanları ona karşı ikna edeceğiz!?

İşte bütün mesele bu!

Hayatınla düşmanları bile aciz bırakmak!

Böyle bir ahlakı kuşanmadıktan sonra ne yapsak kifayet etmeyecek...

 

Azgın düşmanlarını bile aciz bırakmak,

Yaşamaksa eğer, işte hayat budur ancak.

 

       İDAM ve MÜFTÜ

       Mısırlı alim, sosyolog ve müfessir Seyyid Kutub 1906 yılında Mısırın Asyut kasabasında, dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ezher Üniversitesini bitirdikten sonra zalim idarecilere karşı oluşu, mazlumun yanında duruşu ve İslamın gerçek bir mücahid profilini sunuşu nedeniyle potansiyel suçlu muamelesi gören Seyyid Kutup Ağustos 1966 yılında Kral Cemal Abdül Nasır tarafından idam edilir. Yazdığı İslami eserler ve meşhur Tefsiri Fîzılal’il Kur’an şehadetine vesile olur.

       Çok önemli yılları hapiste geçen Kutub, İslam aleminde ve Türk Müslümanları tarafından da bilinen bir şahsiyettir. “ Gerçek köleler; boyunduruk zincirlerini kafalarında değil, benliklerinde duyanlardır. Namazda Allah’ın birliğine şehadet eden parmağım, bir tağutun hükmünü onaylayan bir tek harf bile yazmayacaktır.” Diyerek şehadete yürümüştür.

       Seyyid Kutup idam sehpasına götürülürken Ezher Müftüsü Kelime-i Şehadet getirmesi için telkinde bulunur. Seyyid Kutup Müftüye dönerek; “ Sen bu komediyi tamamlayan son figüransın. Çünkü sen o kelime ile Ezher'den maaş alıyorsun. Ben o kelime için ipe yürüyorum.” Demiş ve yağlı urgana boynunu uzatmıştır. Evet, gerçekten de öyle. Kimisi o kelimeden geçinir, kimisi de o kelime için hayattan vaz geçer.

Öyleyse bizde şöyle diyoruz:

 

Eğer dünya şatafatı kör ederse gözleri?

Müslümanım dese de inanılmaz sözleri,

Makam, mevki, menfaat olur ise tek amaç?

Ne söylersen söyle sen hiç kızarmaz yüzleri,

Yüce Rabbim korusun bu hallerden bizleri,

O kıyamet gününde çöküverir dizleri.

 

        HAYRAN KALAN KRAL

        Abdullah bin Huzâfe es-Sehmî ve 80 kadar arkadaşı ile Bizanslılara esir düşer. Onlara İmparator tarafından dinlerinden dönmesi için çok baskı yapılır. Bilhassa Abdullah bin Huzâfe’ye. Ancak o, kesinlikle reddeder. İmparator, İslâm dininden dönüp Hıristiyanlığı kabul etmezse kazanda yakacağını söyler. O ise dönmeye yanaşmaz…

Bir kazanın içine zeytinyağı doldurulur. Altı yakılır ve diğer esir Müslümanlardan birisi getirilir. Dönme teklifi yapılır. O mücahid onlara gülerek;

       “Şimdi, şehitlere vaat edilen Cennet köşklerini görüyorum. Keşke daha çok canım olsaydı da, daha çok köşklere kavuşsaydım.” der ve hemen kazana atılır.

Hazret-i Abdullah’a da aynı teklif yapılır. O da “Hayır” deyince, kazana atılması emredilir. Götürülürken hıçkırıklarını tutamaz, ağlar. İmparator onun böyle ağladığını görünce; “Onu getirin!” der. İmparatorun önüne getirilince, tarihe geçen şu sözleri söyler:

        “Zannetme ki bana reva gördüğüne ağlıyorum. Hayır. Lâkin şu anda benim Allah yolunda feda olacak ancak bir tek canım var. Ne kadar isterdim saçlarımın sayısınca ruhum olsaydı da ben de hepsini seve seve Allah için feda etseydim!..”

İmparator; bu iman karşısında hayranlığını gizleyemez. Görüp duyduklarından çok etkilenir ve bir bahaneyle onu hürriyetine kavuşturmak ister:

Benim başımı öpersen seni serbest bırakacağım! Hayır.

Dininden dön! Seni kızımla evlendirip mülküme de ortak yapacağım! Hayır!.. Hayır!..

Başımı öp, seninle beraber 80 esiri serbest bırakayım!

       “İşte şimdi oldu.” diyerek imparatorun başını öper ve 80 arkadaşıyla Medine’ye dönerler.

Eshâb-ı kirâm gelen kafileyi bağırlarına basarlar. Hazret-i Ömer, oradakilere şöyle der:

“Herkes Abdullah’ın başını öpsün!”

Başta kendisi olmak üzere, bütün Müslümanlar o mübârek başı tek tek öperler…

Abdullah bin Huzâfe, Hazret-i Osman devrinde Mısır’da vefât eder. 

   

Efendimiz Aleyhisselam buyurdular.

“İnsan, yumuşaklığı, tatlı dili sebebiyle, gündüzleri oruç tutanların ve geceleri namaz kılanların derecelerine kavuşur”

 

        ÖMER MUHTAR

        İtalyan hakim idam kararı vermeden önce Ömer Muhtar'a sorar:

İtalyan Devleti'ne karşı savaştınız mı?

Ömer Muhtar: “Evet”

İnsanları İtalyan Devleti'ne karşı savaşmaya teşvik ettiniz mi?

Ömer Muhtar: “Evet”

İtalya'ya karşı kaç yıl savaştınız?

Ömer Muhtar: “Yaklaşık 20 yıl”

Yaptıklarından dolayı pişman mısınız?

Ömer Muhtar: “Hayır”

İdam edileceğinizi biliyor musunuz?

Ömer Muhtar: “Evet”

Hakim şaşırdı:

Sizin gibi birisi için böyle bir son, çok üzücü

Bunu duyan Ömer Muhtar şöyle dedi:

Tam tersi! Bu, hayatımın sonu için en güzel yol.

Hakim daha sonra sözlerine şöyle devam etti:

“Mücahidlere cihadı durdurmalarını

emreden bir emirname yazması halinde

O'nu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermek istedi. Bunun üzerine Ömer Muhtar,

O meşhur sözlerini söyledi: “Her namazda Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)'in de O'nun resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım,

asla yanlış bir şey yazamaz!

Bizler teslim olamayız.

Ya kazanırız ya da ölürüz!"

Biz ölsekte kazanırız ve siz kaybedersiniz.

Fakat acı olan siz bunu ancak öldüğünüzde anlarsınız ve bunun size bir faydası olmaz..!

        Libya Direnişinin Ölümsüz Şehidi Ömer Muhtarı Rahmet ve Minnetle  anıyoruz!

 

       IRAKLI BİR MİLLETVEKİLİ ANLATIYOR

       Bağdat ABD tarafından işgal edilmişti. Evime giderken ABD’li askerler önümü kesti.  Güvenli bölge geçemezsin.

Dedim ki: Evim burada. Ben Vekilim. Her gün gelip gidiyorum. İzin verin.

Derler ki Irak Cumhurbaşkanı da olsan geçemezsin.

Yok, mu çaresi?

Dediler ki: Üst araması olursa geçebilirsin.

Dedim: Arayın bari.

ABD askeri dedi ki: Bugün çok yoruldum.

İçerdeki köpeğin araması lazım.

Sinirden patlayacaktım. Dedim lanet olsun ya getir arasın.

Asker gitti ve az sonra gelip dedi ki: Köpek uyuyor uyanmasını bekleyeceksin.

Ülkenin değerini bil. Yoksa ABD’nin köpeği kadar değerin olmaz.

      Ey Müslüman bütün bu olup bitenler sana bir şeyler hatırlatmaz mı? Hala aklını başına devşirmez mi? Kıyametin kopmasını mı bekliyorsun?

 

Kalmaya gelmedik biz bu cihana,

Bir de sen bak dolup boşalan hana,

Oyun, eğlence, üç günlük bir durak,

Az yaşa çok yaşa yer kara toprak.

Hak rızası hariç her şeyi bırak,

Kim ne derse desin sen sözüme bak.