reklamy
  • Salı 25 ° / 21 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 23 ° / 20 ° Bulutlu
  • Perşembe 23 ° / 20 ° Bulutlu


?MENFAAT UĞRUNA GAZETECİLİK YAPILMAZ?

Bu haftaki konuğumuz gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Güfer Aktaş Hekim?in uzun ama yorucu bir hayat hikayesine konuk olduk. Gazeteci Güfer Aktaş Hekim, bu mesleğe nasıl başladığını ve nelerle karşılaştığını bizlerle paylaştı. Çekirdekten yetişme bir gazeteci

RÖPORTAJ: 
SERCAN YAYLA

-Kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 8 Nisan 1980 yılında Ordu’nun Ulubey ilçesine bağlı Ören köyünde, 5 çocuklu bir ailenin 4.cü çocuğu olarak dünyaya gelmişim. İlkokulu babamın görev yeri nedeniyle Efirli Canik İlkokul’unda, orta ve lise eğitimi ise Ordu Fatih Lisesi’nde tamamladım. Annem ev hanımı, babam ise İnfaz Koruma memuruydu. Çocukluğum çok mutlu birlik beraberlik içerisinde sevgi dolu bir ortamda geçti.
 
-Bu mesleğe nerede ve nasıl başladınız?
İlk olarak Ordu’da yayın yapan yerel bir televizyonda program yaparak bu işe başladım. Daha sonra televizyonculuğun bana göre olmadığını düşünerek, 4 ay gibi kısa bir süre çalıştığım televizyondan ayrıldım. Bir arkadaşım sayesinde Ordu’da günlük olarak yayın yapan Ordu Yorum Gazetesi’nde işe başladım. Ve 6 yıl bir fiil orada çalıştım. Daha sonra 2005 yılında hayatımı Murat Hekim’le birleştirdim. Murat beyin sayesinde ilk olarak şuanda sahibi olduğum gazeteye ortak olduk. Ortağımızla 5 yıl çalıştıktan sonra gazetenin diğer %50 hissesini de alarak bu gazetenin tek sahibi olduk.
 
-Mesleğinizden memnun musunuz?
Gazetecilik çok özveri isteyen, gecesi gündüzü olmayan ama çok farklı bir meslek. Gazeteye bir haber yazıyorsunuz. Onu gazetede görmek, ona emek vererek hazırlamak çok ayrı bir zevk veriyor insana. Ekonomik koşulları çok iyi olmasa da, bu mesleği yaparken bazı şeyleri göz önünde bulundurmamak gerekir. Mesela maddi anlamda çok şey beklememek lazım. İnsan emeğinin karşılığını almadığı bir işte de çalışmak istemez ve mutlu olamaz. Onun için bu işi yapan kişi gönülden severek yapmalıdır diye düşünüyorum. Keşke koşullar daha iyi olabilse de herkes mutlu olsa. Ben bu meslekten emekli oldum ve mutluyum aslında. Gazeteye bir haber yapmak, onun mizanpajını çizmek çok ayrı bir şey. Özellikle de haberinize ilgili kurum ve kişilerden yanıt gelmişse, o haberin tadına doyum olmaz. Gazeteci kişi ve kurumlar arasında bir köprüdür aslında. 

-Sizce bir gazeteci nasıl olmalı?
Bence bir gazeteci olması gerektiği gibi sadece görevini ifa etmelidir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması gerekir. Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insanlar olmalıdır. Gazeteci olayları olduğu gibi tarafsız ve objektif yazmalıdır. Birilerinin kalemi olmamalıdır. Gazeteci, haberi doğru kaynaktan almakla yükümlü olmalı. Gazetecilik kulaktan dolma bilgilerle yapılmaz. Şantaj, karalama, kirletme, yalan haber, yıpratma gibi unsurları içermemeli.  Gazeteci kanunlara saygılı, ahlaklı, namuslu, dürüst, çalışkan kişiler olmalıdır. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, ön yargılardan uzak ve kişilik haklarına saygılı olmak, gazeteciliğin olmazsa olmaz koşullarından olmalıdır.
 
-Gençlere gazetecilik mesleğini tavsiye eder misiniz?
Bu meslek gerçekten çok güzel bir meslek. Bizim meslekte şöyle bir söz vardır. “Bir kere mürekkep bulaştı mı eline, bu mesleği bir daha bırakamazsın.” Bizimkisi de biraz öyle oldu. İnsanlarla sosyal yaşamınız çok daha iyi oluyor. Çevre ediniyorsunuz. 
 
-Mesleğinizin zorluklarından bahseder misiniz?
İmkanım olsa Ordu’da gazetecilik yapmak istemezdim. Ordu’da insanlar birbirlerini tanıyorlar. Biriyle ilgili olumsuz bir haber yapsan, hemen arayıp, neden böyle yaptın diye soruyorlar. Sonuçta bazı gerçekleri yazamıyorsunuz ve bu da gerçekten benim canımı sıkıyor. Aslında burada basın özgürlüğümüz bir anlamda kısıtlanmış oluyor.
 
-Mesleğinize gereken değerin verildiğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü çalışan kesim hak ettiği değeri görmüyor. Özellikle bu işe gecesini gündüzünü veren arkadaşlarımız çok az maaşlarla evlerini geçindirmek zorunda bırakılıyor. Diğer yönden düşünürsek, günlük olarak yayınlanan gazetelerin maddi anlamda çok büyük sıkıntıları oluyor. Basın İlan Kurumu’nun günlük olarak gazete çıkaran iş verenlere çok ağır şartlarını yüklediğini hepimiz biliyoruz. Bu da ekonomik anlamda ayakta kalmak zorunda olan gazeteler için çok zor bir durum.
 
-Gazeteci olmasaydınız, ne olmak isterdiniz?
Gazeteci olmasaydım kesinlikle polis olmak isterdim. Çocukluğumun en güzel hayallerinden biriydi ve kronik şeker hastası olduğum için bu hayalim gerçekleşmedi.
 
-Sanırım siz son zamanlarda bir ameliyat geçirdiniz. Kısaca bundan biraz bahsedebilir misiniz?
24 yıllık şeker hastalığım sonucunda böbreklerimi kaybettim. Uzun süren tedavilerin ardından böbrek nakli olmam gerektiği söylendi. Yaklaşık 6 ay diyalize girdim. Sonra eşimin böbreğiyle hayata yeniden tutundum.  Rabbim onu başımdan eksik etmesin. Allah razı olsun kendisinden. Şu an nefes alıyorsam onun sayesinde. Onun için ona bir hayat borçluyum. Eşim bana önce sevgisini, yüreğini, kalbini verdi. Daha sonra da böbreğiyle yepyeni bir yaşam sundu bana. Ona ne kadar teşekkür etsem az.
 
-Birazda özel yaşamınızdan konuşabilir miyiz?
Elbette konuşabiliriz. Annem ve babamı yıllar önce kaybettim. 5 çocuklu bir ailenin 4.cü çocuğuyum. 11 yıldır evliyim. Çocukları çok sevmemize rağmen rabbim bize çocuk nasip etmedi. Biz de “her şerde vardır bir hayır” diyerek, çok da üstelemedik olsun diye. 
 
-Sanırım bir şiir kitabı hazırlığı içindesiniz. Son durum nedir?
Evet öyle bir hazırlığım var ama henüz ne zaman çıkarabileceğime karar vermiş değilim.
 
-Bugünlere gelmek sizin için kolay olmamalı. Nasıl bir süreçten geçtiniz?
Elbette kolay olmadı. Ordu Yorum Gazetesi’nde ilk olarak reklam ve abonelik işleri ile uğraştım. Daha sonra bu alanın bana göre olmadığına karar verdim ve “ben gazeteci olmalıyım” dedim. Çünkü arkadaşlarım habere giderken hep imrenirdim ve gazetede haberleri çıkınca “keşke bende böyle haber yapabilsem” derdim. Ve birgün hiç ummadığım bir anda haber yazmaya, fotoğraf çekmeye, bültenlere katılmaya başladım. Sağolsun bu konuda orada çalışan arkadaşlarımdan çok şey öğrendim. Yaptığım bir haberin gazetede yer alması beni çok mutlu ediyordu. Derken evlendim. Evlendikten sonra eşim benim bu işi sevdiğimi bildiği için, Hürses Gazetesi’ne ortak oldu. Böylelikle bir gazetenin sahibi olmuş oldum. Ama bu işi en ince ayrıntısına kadar öğrenmek ve bilmek yıllarımı aldı diyebilirim.
 
-Hayatınızda en çok neyi özlüyorsunuz?
Hayatımda en çok anne ve babamla geçirdiğim zamanlarımı özlüyorum. Keşke şu an onlar hayatta olsalardı ve benim maddi anlamda hiç bir şeyim olmasaydı.
 
-Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazen hiç boş zamanım olmuyor desem yeridir. Daha çok sağlığımla ilgileniyorum. Kolay olmayan bir ameliyat geçirdm. Şu an için pek de işimle ilgilenemiyorum. Boş zamanlarımla genellikle kitap okumayı, müzik dinlemeyi ve şarkı söylemeyi çok seviyorum. Bazen de şiir yazmaktan kendimi alamıyorum.
 
-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ben öncelikle buradan herkese her şeyin başı “sağlık” demek istiyorum. Hayatta sağlıktan daha önemli bir şey olmadığını düşünüyorum. İnsanların sevgiyle, hoşgörü ile ve anlayışlı bir yaşam şekliyle hayatlarını sürdürmelerini diliyorum. Savaşsız, herkesin kardeşçe yaşadığı bir toplumda yaşamak ümidiyle nice sağlıklı günler diliyorum. Teşekkür ederim.