Bugün, 23 Ocak 2026 Cuma

Mehmet Ali AYDIN


12 MART’TA NELER OLDU

12 MART’TA NELER OLDU


Aslında bu yazıyı 12 Mart’ta kaleme almayı düşünmüştüm, 12 Mart aynı zamanda “İstiklal Marşı’mızın” kabulünün yıl dönümü olması ve bugün dolayısıyla pek çok paylaşım olacağı ve benim paylaşımımın güme gideceği düşüncesiyle bugüne bıraktım.

12 Mart 1971 tarihi demokratik hayatımızda en son Feto haini ve yandaşlarının 15 temmuzda yapmaya kalktıkları son darbenin pek çok örneğinden biridir. Fakat bu tarihimizde “12 Mart Muhtırası” diye anılan yumuşak darbe görünümlü ama hükümetin düşmesine yol açan muhtırayı öbür darbelerden ayıran bir özellik vardır; o da Kuvvet komutanlarının emir-komuta zinciri içerisinde böyle bir muhtıra olmasıdır. O dönemde Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Baturdur.

Özellikle Ordu içerisinde sol-sosyalist eğilimlerin arttığı. Doğan Avcıoğlu’nun kitaplarını okuyan ve onun yazılarından etkilenen genç subaylar “Milli Demokratik Devrim’i” savunuyorlar ve mevcut siyasilerin ülkeyi iyi yönetemediklerini ileri sürüp, bu işi en iyi askerin yapacağını bu nedenle askerlerin yönetime el koyması gerektiği fikrini savunuyorlardı. Şimdiye kadar da yapılan ihtilallere hep bu kılıf uydurulmadı mı?

O sırada devletin başında Cumhurbaşkanı olarak eski Genel Kurmay başkanı Cevdet Sunay, (Sözüm ona tarafsız Cumhurbaşkanı, nedense cumhurbaşkanları çoğunlukla emekli askerlerden seçilir ve tarafsız olurlardı(!)) Başbakan olarak ta seçimlerde tek başına iktidara gelen Adalet Partisinin Genel Başkanı Demirel bulunuyordu. Hani şu altı kere gidip yedi kere gelen, şapkamı alır giderim diyen adam.

O sıralarda ihtilalcilerin işlerini garantiye almalar için memlekette öğrenci olayları, siyasi kargaşa ve sokak olayları artmaya başlamıştı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları dört Amerikalı Subayı kaçırmışlar, daha sonra serbest bırakmalarına rağmen bu olay kamuoyunu uzun süre meşgul etmişti. Bütün bunlar ordu içindeki sol-sosyalist subayların darbe hazırlıklarını hızlandırmış ve 9 mart günü ihtilal için karar vermişlerdi.

Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu liderliğinde içinde genç subayların da bulunduğu bir cunta hareketi adım adım ihtilal yapmaya doğru giderken bu komitenin içine sızmış ve önemli görevlerde üstlenmiş olan MİT elemanı olan Mahir Kaynak olup biteni komuta kademesini an be an bildirmiştir. Önceleri bu harekete bazı kuvvet komutanları sempati ile bakıp destekledikleri halde durumun vahameti ortaya çıkınca, derhal harekete geçilmiş, orgeneral rütbesinin altında olan bu cuntada görev alan bütün subaylar re ’sen emekli edilmişlerdir.

Ordu içindeki bu sol yapılaşmanın temizlenmesi ve ülkedeki meydana gelen kargaşanın sona ermesi için ilk defa emir komuta içinde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a ve onun aracılığı ile hükümete muhtıra verilmesine karar verilmiştir. Bildiri 12 Mart günü saat TRT radyolarından aşağıdaki metin okunarak resmi hüviyet kazanmış ve ilan edilmiştir. Muhtıra aşağıda olduğu gibidir.

"Parlamento ve hükûmet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."

Bunun üzerine muhtıranın kendisine verildiğini belirten Süleyman Demirel istifa etmiş, şapkasını alıp kenara çekilmiştir. Dolayısıyla hükümet de düşmüştür. Fakat Senato ve Meclise dokunulmamış onlar görevlerine devam etmişlerdir. Askerler tarafsız ve teknokratlardan meydana gelen bir hükümet kurulmasını istemişler ve hükümeti kurmakla da tarafsız Nihat Erim görevlendirilmiştir.

Nihat Erim çok tarafsızdır. Kendisi o sıralar CHP Kocaeli milletvekilidir. Zaten bu ülkede tarafsızlık dediniz mi bu memleketin asli sahibi (!) CHP gelmektedir. Diğerlerinin hepsi milletten taraftır. 12 Mart muhtırasının nedenlerinden biride 1960 darbesinden sonra yapılan 1961 anayasasının askerler tarafından bir türlü benimsenmemesidir. Halbuki anayasa onların vesayetinde yapılmış ama buna rağmen seçimlerde bir türlü onların istedikleri seçilememiştir. Hala da öyle değil mi? Çok partili hayata geçtikten sonra yapılan bütün seçimlerde 1977 seçimleri hariç CHP zihniyeti hiçbir seçimi kazanamamıştır.

Her darbe gibi bu muhtırada ülkedeki sorunların çözülmesine bir katkı sunmamıştır. Fakat işin garibi askerlerde bir türlü ülke yönetimini dizayn etmekten bıkmamışlar ve demokrasimizi vesayet rejimi haline döndürmüşlerdir. İşlerine gelmediği her hükümeti düşürmek için gerekli ortamı hazırlamış ve ilk fırsatta da demokrasiye ayar vermekten bıkmamışlardır.

Daha yakın yılara kadar bırakın kuvvet komutanlarını, ordu komutanlarının isimlerini bile bize ezberletmişlerdir. 1980’nin 12 Eylül’ünde bir darbe yapılmış, biraz ara verilmiş ve 28 Şubat 1997 de Rahmetli Erbakan Hocamızın liderliğindeki hükümete kan kusturup “Demokrasiye Balans Ayarı” vermişledir.

Ordu ile bu işin olmayacağını anladıklarında Ak Parti Hükümetini kapatma davası ile korkutarak Hukuku ve Hukukçu geçinen darbecileri devreye sokmuşlar. Onda da başarılı olamayınca en son 15 Temmuz’da Fetö haini ve onun afyonlanmış mankurtlarını devreye sokmuşlardır. Ne hikmetse bu defa millet akıllanmış ve hükümetine, devletine ve demokrasisine sahip çıkarak onların defterini karşı darbe ile dürmüştür.

Bu konuyu gündeme getirmemin nedeni genç kuşağın bunlardan haberinin olmaması ve tarihe hikâye gözü ile bakmalarıdır. Bizlere düşen de zaman zaman bu olayları hatıralarda taze tutmak ve bir daha bu oyunlara gelinmemesi için hatırlatmaktır.