Bugün, 4 Mart 2026 Çarşamba

Mehmet Ali AYDIN


20 KURUŞ

20 KURUŞ


 

Londra'daki Cami’ye yeni bir imam gönderilmiş. İmam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman da aynı şoföre rastlıyormuş

Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine "20 kuruşu geri versem mi şoföre?" diye düşünüyormuş. Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok gülünç bir para ve şoförün umurunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten... Sadece 20 kuruş onlara bir şey yapmaz." Bu parayı saklayabilirim diye düşünmüş, Allahtan gelen bir hediye gibi...

İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki: "Paranın üstünü fazla verdiniz." 

Şoför gülümsemiş ve demiş ki: "Siz caminin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum, İslam’ı öğrenmek için. Bu yüzden bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."

İnerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış neredeyse, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşlar dökülerek demiş ki:

"Allah’ım az daha İslam’ı 20 kuruşa satıyordum! ..."

Bu kıssayı her aklıma getirdiğimde ürperirim. Acaba bizde inandığımız dini böyle küçük menfaatler yüzünden bilerek veya bilmeyerek satıyor muyuz? Yaşadığımız hayatı şöyle film şeridi gibi gözümüzün önünde canlandırırsak neler görürüz ve düşünürüz. 

Belki de farkında olarak ya da olmayarak çok ucuz bazı küçük menfaatler uğruna dinimizi satıyoruz da haberimiz yok. Günümüzün telaşeleri içinde, kendimize farkında olmadan putlar ve totemler ihdas ediyor muyuz? İyi düşünmeliyiz. 

Dünya imtihan dünyası ve yaptığımız bütün davranışlarımız bizim imtihanımız. Bu davranışlarımızla öbür dünyaya götüreceğimiz heybemizi doldurduğumuzun farkında olarak hareket edebiliyor muyuz?

Belki de insanoğlunun imtihan acısan üstesinden gelmekte zorlanacağı şeylerin başında kasa, masa ve nisa geliyor diye düşünüyorum. 

Para ile imtihanımız nasıl acaba, onun esiri miyiz, yoksa o bizim esirimiz mi? Helalinden mi kazanıyoruz, çalıştığımız işten aldığımız maaş ücret her neyse helalinden mi? Yoksa mesainin hakkını vermeden ailemize haram lokma mı yediriyoruz. 

Makam ve mevki sahibi olmak bizi nasıl etkiliyor. Birileri bizi bir makamda gördüğünde davranışlarımızı yorumlarken “adama bak ya hu bilmem ne oldu tamamen değişti havasından geçilmiyor” mu diyor. Yoksa bulunduğumuz makamda hak ve halk rızası gözeterek mi iş görüyoruz.

Gelelim imtihanın en zor kısmına erkekler için kadın, kadınlar için erkeklerle olan imtihanımız hangi çerçevede. Bu konuda gereken hassasiyeti gösteriyor muyuz? Yoksa aklımızdan şeytanın aklından geçmeyen şeyler mi geçiyor? İsterseniz bir düşünelim. Ve bu konuda özellikle makam ve mevki sahipleri ile ilgili duyulanlar çok da iç açıcı değil ne yazık ki!

Örnekleri uzatarak canınızı sıkmak istemem. Fakat dışardan bakan bir göz “Müslüman bunu yapar mı?” diyorsa siz dininizi dünyevi bir arzunuza kurban etmişsiniz demektir ki Allah korusun. O zaman heybenizi yanlış dolduruyorsunuz demektir. 

Müslümanın hayatının her anı Kur’an ve Sünnete uygun olmalı aksi halde belki yirmi kuruşa değil ama başka bir değere dininiz satmış olursunuz! 

Unutmayalım ki hepimizin inandığımız dinin temsilcileri ve tanıtıcılarıyız. Belki de Müslüman olmayan insanlar bizim davranışlarımızı görerek İslam hakkında bilgi sahibi olacaklar, bu yüzden hareketlerimize dikkat etmeliyiz. Maalesef insanlar bizimle birlikte dinimizi de yargılayacaklardır! Bizim yüzümüzden varılacak yanlış bir yargının nelere mal olabileceğini hesap ederek yaşamalıyız ki başkalarına dinimizle ilgili yanlış örnek olmayalım.

Son söz; meşhur şarkıcı Yusuf İslam’ın: “İyi ki Müslüman olmadan önce Müslümanlarla tanışmadan Kur’an’la tanışmışım. Önce onlarla tanışıp, onların yaşantısını görseydim bel ki de Müslüman olmazdı” sözü bize ayna olmalıdır.

Lütfen küçük bir dünya menfaati uğruna dininizi satmayın!