En kısa günlerden geçiyoruz. Saat 17.30 oldu mu, tamamdır; gündüz, nöbeti ikizi geceye bırakmakta usul yavaş. Yaratan Allah, böyle uygun görmüş. Her şeyin bir zıddı vardır: Gece-gündüz, soğuk-sıcak, kuru-yaş, siyah-beyaz ve daha bir çok örnek vermek mümkün. Mesele, meramımızı anlatabilmekten ibaret olduğuna göre; lafı sakız gibi çekip uzatmak, bana göre değil
***************
Evim, iş yerime yaya mesafede. Çok şanslıyım. Duraklarda dolmuş bekleme diye bir sıkıntı yaşamamak, İstanbul gibi megapol bir şehirde her kula nasip olmaz. Şükür Rabbime!
İşten çıktım. Bir marketten alış veriş yapıp seri şekilde evin yolunu tutuyorum. Yemek, çay…kap kaçak yıkama faslı ve sonrasında ekran başına oturma…Ve en çok bir, iki saat sonra da kanepede tüneme. Fakat, artık bir bıkkınlık çöktü içime, birkaç gün önce. Monoton , renksiz günler, haftalar hatta yıllar.
Bu akşam karar verdim; günde, en az iki saatimi okumaya ayıracağım. Üç sene doldu, bitti; baştan sona bitirebildiğim hepi topu beş kitap. Son okuduğum, “Hayvan Çifliği” adı ile Türkçe’ye çevrilen George Orwel’in “Animal Farm” adlı eseri.. Fabl tarzında siyasi hiciv romanı. Benim ismim de geçiyor: ‘Yonca’. Başka Türkçe insan adına rastlamadım. Sayfa numarasını unuttum, fakat romanın ortalarında olduğundan eminim.
“Zırrr”… Şarz için taktığım küçücük, krem renkli cep telefonum arandığımı haber veriyor. (O zamanlar büyük ebatlı , çok işlevli cep telefonları epeyce pahalı olduğundan maddi imkanı el verenlerde bulunurdu ancak.)
Şarz aletini prizden çıkardım; ne olur olmaz diye. Arayan annemdi:
“Anneciğim merhaba!”
“ Kızım, nasılsın?”
“Ellerinden öperim, iyiyim ben, sen nasılsın ? Babamdan na’ber?!”
Sorduğum halde, ne kendisinden, ne de babamdan bahsetmeden lafı bana getirmesine sinir oldum. Bambaşka bişey söylemesin mi:
“Nasibin çıktı yavrucuğum”.
Belki elimde olmadan sesimi bir miktar yükselterek dedim ki:
“Dedim ya anne , düşünmüyorum diye. Hem de kaç kere.”
Öbür uçtaki ses birden patladı:
“Yonca, yetsin artık. Bırak şu keçi inadını. Babanın da, benimde sabrımız tükendi, tükenecek. “
“Ne yapmamı istiyorsunuz benden, söyler misin anne?”
“En geç, bu hafta sonunda burada olacaksın.”
Öncelikle bir evladı olarak üstüne gitmek bana göre değildi. Dedim ki:
“Lütfen bana biraz mühlet verin. Biraz düşüneyim..Lütfen anne!”
“Pekala Yonca, son olsun ama.”
“Öptüm anneciğim, babama selamlar!”
Üç paralık huzurum kaçtı; yetmezmiş gibi başıma da ağrı dikilivermesin mi…Stres tavan yapacak gibi…Kendimi bir şeylerle oyalamalıyım galiba. Fotoğraf albümünü çekmeceden çıkarıp ayakta nice senelerden beri özenle biriktirdiğim fotoğraflarımı alelusul gözden geçirmeye yoğunlaştım. Oturdum yemek masasının başına. Albümü kapatıp yerine koydum.. Biraz sakinleşmiştim..
Yalnız kalmak da kötü. Tek başınasın koca evde. Hep rutin, hep monoton bir hayat… Tamam da nereye kadar? Birden Kari düşüverdi aklıma… Kari,beni benden çalmıştı. Cendereye sıkışmışçasına acı çekmekteyim şu an. İki saatlik yemekli beraberlikten sonra aramadı, sormadı. Dört gün geçti gitti ve sanki her gün, bir aya bedel…İkircikli, dahası beyin zarımı kemiren kötü, berbat düşünceler.. Vehim, şüphe, endişe psikozuna duçar oldum mu, olmak üzere miyim? Kestiremiyorum.
Sesli düşünüyorum: Kim bilir belki de hoşlanmamıştır benden. Pekala mümkün. “Her şeyde bir hayır vardır” repliğini,ebeveynimden kim bilir kaç kez işitmişimdir?
Kari Kari diye sayıklasam da yaşının hayli ilerde olması, beni bayağı düşündürtüyor.Kırk beş. Say ki yarım yüz yıl… Sonra kendi yaşıma bakıyorum. Evlenme yaşının çok üstünde, bizim toplumun törelerine göre.
Çelişkili duygu ve düşüncelerle başa çıkmanın taş taşımaktan daha yorucu olduğuna herkes gibi ben de inanıyorum. Evlenmeyi ciddi ciddi düşümsem bile, karşıma çıkabilecek en kritik engel din meselesi olacak. Ben Müslüman; Kari Hristiyan. Öp babanın elini şimdi. Ayıkla pirincin taşını! Mümkün değil kuşkusuz.Yakından uzağa bir tek Allah’ın kulu dahi hoş karşılamaz, uygun da bulmazdı.
Kendi kendime itiraf etmekten bile korkuyorum; ne var ki hiçbir gerekçe, en hafifinden en ağırına hiçbir baskı, tehdit, şantaj Kari ile evlenme fikrimden caydıramaz beni. En başta annem babam olmak üzere. Kalanı vız gelir, tırıs gider. Malum ki “Gönül Ferman dinlemez.”
>>devamı gelecek sayıda
