Mertçe kişinin karşısına çıkıp söyleyemediğiniz, sosyal medya üzerinden söyleyerek bir şey yaptığını sanan klavye kahramanları, buradan bakınca çok karaktersiz, adi ve şerefsiz görünüyorsunuz.
Birilerini sevmek zorunda değilsiniz, sevmediğiniz insanlardan nefret etmenize de gerek yok. Hepimizin yalanları, yanlışları ve hataları var. Kendimizde olanı bir başkası yapınca ona küfretmek, hakaret etmek ve küfretmek sizin hatanızı yok etmez ortadan kaldırmaz. Sadece sizin ne kadar aşağılık bir mahluk olduğunuzu belgelemenize yarar.
Velev ki biz çok düzgün olalım bu bize başkalarına hakaret etmek ve karalamak hakkı vermez. Unutmayın herkes kendi amel defterinin sayfalarını dolduruyor. Bu sayfaları doldururken yarın önümüze defterimiz konulup aç oku dendiğinde oraya okurken yüzümüzün kızaracağı şeyler yazmayalım.
Ülkemiz seçmeninin %52'sinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı seçilen insana ya da bir başkasına ağıza alınmayacak hakaretler yapanlar ancak kendi kimliklerini ifşa etmiş olurlar. Sizin, bizim veya herhangi birimizin yazacağı, yapacağı şeyler, muhatabımıza bir şey kaybettirmez, kaybettirtmez. Sadece onu sevenler ise sevmeyenler arasındaki kin ve nefret duygularını aleyhimize körükler. Aramızdaki bağlar zayıflar ve nihayetinde kopar.
Bu da bizim bölüp parçalamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürer. Tenkit edelim, yanlışları ortaya koyalım ama belgeleriyle, mahalle dedikodularıyla değil. Biliyorsak konuşalım, bilmiyorsak susmayı da becerelim. Çok konuşan çok yanılır sözünü de aklımızdan çıkarmayalım.
Ben Kılıçdaroğlu'nu günahım kadar sevmem, gıcık kaparım, yanlış bulurum ama bu bana onu aşağılama, hakaret etme hakkı vermediği gibi kimseye de vermemeli.
Lütfen dillerimizi yılan dili ile karıştırıp etrafa zehir saçmayalım. Yaptığımız her şeyi edebiyle ve adabıyla yapalım. Yalandan kimse ölmemiş ama yalancının mumu da yatsıya kadar yanarmış unutmayalım. Ayrıca gerçeklerin bir gün er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir adeti var.


