Genel bilgimiz, bize, aşının iki alanda kullanıldığını söylemektedir. Birinci alan bitkilerle; ikinci alan ise hayvanlarla ve insanlarla ilgilidir.
Aşının bitkilerdeki kullanılışı basittir: Ham ("kötü") olan bir meyveye, has ("iyi") olan bir meyve aşılanarak, "has"ın devamı sağlanır. (Almanlar buna "Veredelung"/ Soylulaştırma derler ki, yapılan işi çok iyi anlatan bir kavramdır).
Bizi burada daha çok ilgilendirmekte olan ikinci tür AŞI ise, tıp biliminin önemli buluşlarından biri olarak, insanlarda ve havanlarda, (yine) hastayı İYİleştirmek amacıyla uygulanan AŞI türüdür. Bu AŞIda izlenen derin strateji şudur: Vücuda, gerçek veya SANAL (yâni gerçek'e benzeyen) ANTİJEN (mikrop) aşılanır, yâni enjekte edilir. Vücut, bu "düşman"a karşı savaşmak üzere ANTİKOR üretir. Bunların ANTİJEN'lere karşı savaşması, vücudun mikroplar karşısında bağışıklık kazanmasına ve sonuçta iyileşmesine/ güçlenmesine yardım eder.
Bitkisel ve hayvansal/ insansal AŞIlarla birlikte, "Toplumsal AŞI"dan da söz edebilir miyiz?
Bence, EVET!
Ayrıntılı bir araştırmayı gerektiren bu tesbiti, Almanya'da yaptığım doktora çalışmam bağlamında açıklamayı denemek isterim: Çalışmamda temel aldığım ve Almanya'da İslam'la oynanan oyun bağlamında araştırdığım kavram, NEGATİFENTEGRASYON kavramıydı. Almanya, bir yandan (açıkça) düşman/ tehlikeli ilân ettiği radikal İslam'ı, diğer yandan (gizlice) desteklemektedir/ negatifentegrasyona tâbi tutmaktadır. "Toplumsal Aşı" bağlamında ortaya atacağım tez ise şudur: "KÖTÜ"nün, çeşitli hükmetme planlarıyla sisteme entegre edilmesi anlamına gelen Negatifentegrasyon; aynı zamanda, sosyal bünyeler/ devletler/ hakim güçler tarafından kullanılan bir "Toplumsal Aşı"/ "ANTİJEN" uygulamasıdır da.
Sonuçta, KÖTÜ'nün AŞIsal işlevinden söz edebilir miyiz, yâni?
Düşman imajı/ günah keçisi (yâni, KÖTÜ) yaratmanın; "sosyal bünye"yi güçlendirmeyi, devlet-halk bütünlüğünü sağlayıcı/ halkı devletin güdümüne sokarak birleşmeye yönlendirici bir işlevi olduğu, sosyal psikolojide çok araştırılmış ve bilinen bir olgudur. Yani, KÖTÜ AŞIlamanın sonunda, ona karşı olarak İYİ'ye (devlet-millet butünleşmesine) ulaşılır. Bu, bir yandan, "Ölümü gösterip sıtmaya razı etme!" çabası olarak nitelenebilir. Diğer yandan ise, "Ateşle oyama!" durumudur. Çünkü sonuçta, - özelliķe dış müdahalelerle -, beklenmedik iç karışıklıklara ve çatışmalara, hatta "yıkım"lara yol açabilir. Örneğin: Kanser hücrelerine karşı vurulan AŞIlar, vücudu/ bünyeyi de İMHA edebilir. Veya: Sosyal Bünye'ye ANTİJEN olarak sokulan ("kötü") unsur, vücudun zayıflığından yararlanıp tüm BÜNYEde metastas oluşturup, "vücut"un ölümüne yol açabilir.
KÖR NOKTA KÖŞESİ
Dört soru:
1. Bazı siyasetçilerin, son zamanlarda yaptığı, "KÖTÜ"yle tam bir özdeşleşmeyi telkin eden; Cumhuriyetin laik ve üniter yapısını imhaya yönelik söylemleri, gerçekte "sosyal bünye"yi kendine getirecek/ İYİleşmeye vesile olabilecek bir ANTİJEN işlevi görebilir mi?
2. İlk sorunun cevabı "Evet!" ise, ortada duran diğer soru şudur: Bu siyasetçiler gerçek midirler, yoksa kendilerine sanal ANTİJEN olma işlevi mi verilmiştir?
3. Peki bunlar; "Kurucu Önder!"; "Aleviler, Sünniler ve Kürtler Devleti birlikte yönetmelidir!", "Meclise gelip konuşmalıdır!" gibi söylemlerini Küresel Firavunluk'un Türkiye'yi Lübnanlaştırma projesi güdümünde ortaya atıyorlarsa ne olacak?
4. AŞI'yla ilgili, ama başka alandan bir soru: Küresel Firavunluk'un, Covid-19/ Korona AŞIsı adı altında milyarlarca insana vurduğu ölümcül AŞI'yı, benim uydurduğum "KÖTÜ'NÜN BABASALLIĞI"/ "Ölüm'ün Negatifentegrasyonu" kavramlarıyla değilse, hangi teoriyle, nasıl açıklayacağız?