Bugün, 20 Nisan 2024 Cumartesi

Muzaffer GÜNAY (ÇOCUK MASALLARI)


AVA ÇIKAN KRAL

AVA ÇIKAN KRAL


Bir varmış, bir yokmuş, çok zamanların birinde, bir ülkede kral varmış. Bu kral, av meraklısıymış. Günün birinde adamlarıyla birlikte ava çıkmış.

Kral, bir geyik görmüş. Heyecanla geyiğin peşine düşmüş. Fakat geyik, bir anda gözden kaybolmuş.

Geyiği yakalamak ümidiyle ormanın derinliklerinde yolunu kaybetmiş. Bir ağacın altında dinlenen ve kara kara düşünen kralın yanına kara saçlı, kara yüzlü' sivri dişli bir kadın gelmiş. Meğer bu, ormanın cadısıymış. Kral, cadıya yalvarmış:

- Yolumu kaybettim. Bana yolumu göster, sarayıma döneyim. 

Cadı:

- Eğer isteğime evet dersen seni buradan çıkarabilirim, demiş.

- İsteğin nedir? Söyle, demiş kral.

- Benim güzeller güzeli bir kızım var. Eğer, kızımı alır ve onu kraliçe yaparsan seni bu karanlık ormandan çıkarırım. Yoksa, sonsuza kadar burada kalırsın.

Kral, başka bir çıkış yolu olmadığını anladığı için, “Kabul ediyorum.” demiş. Cadı, kralı kulübesine götürmüş. Kız, kralı çok iyi karşılamış. Kral da kızı çok güzel bulmuş. Ama içi bir türlü ısınmamış. Ancak söz verdiği için kızla evlenmek zorundaymış. Kızı atma bindirmiş. Cadının gösterdiği yolu takip ederek ormandan çıkan kral ve genç kız saraya varmışlar ve hemen evlenmişler.

Öbür taraftan kralın yedi çocuğu varmış. Altı tanesi erkek, biri kızmış. Kral, üvey annenin çocuklarına kötülük yapmasından çekiniyormuş. Çocuklarını uzaklarda bir şatoya götürmek üzere hep beraber yola çıkmışlar. Bir ormanlıkta yollarını kaybetmişler. Ne yapacaklarını bilemedikleri bir sırada, bir kadın elindeki yumağı göstererek: “Şu büyülü yumağı atacağım. Siz de o yumağı takip ederek şatoyu bulacaksınız." Demiş. Yumak yuvarlandıkça, kral ve çocukları yola devam etmişler. Kısa zamanda şatoya varmışlar. Kral, büyülü yumağı alıp cebine sokmuş.

Kral, çocuklarını şatoda bırakıp saraya dönmüş. Bir kaç hafta sonra çocuklarını görmek için tekrar şatoya gitmiş. Kralın nereye gittiğini merak eden kraliçenin içine bir kurt düşmüş. Kralın hizmetçilerini kandırarak her şeyi öğrenmiş. Kraliçe, şatoya gitmek üzere yola çıkarken, bir hizmetçi:

- Kraliçem, büyülü yumağı yanınıza almazsanız, şatoyu asla bulamazsınız, diye uyarıda bulunmuş.

Bunun üzerine kraliçe, sarayın her tarafını aramış ve büyülü yumağı bulmuş. Altı tane beyaz gömlek dikip her birini özel yöntemlerle büyülemiş. O da annesi gibi bir büyücü imiş.

Kralın ava çıktığı bir gün, kraliçe büyülü yumağı ve gömlekleri yanına alarak yola düşmüş. Yuvarladığı yumağın peşi sıra giderek şatoya varmış. Altı erkek kardeş, babaları sanarak kapıyı açmışlar. Kraliçe, beyaz gömlekleri erkek çocuklara giydirmiş. Çocukların altısı da birden birer beyaz kuğu olup uçmuşlar. Bir köşeye saklanan kız ise, kraliçenin kardeşlerine yaptığı büyüyü görmüş. Ama, kim olduğunu anlayamamış.

Kraliçe, altı üvey çocuktan kurtulmanın sevinciyle saraya dönmüş. Kral, avdan dönmüş. Ertesi günü çocuklarını görmek üzere şatoya gitmiş. Oğullarını göremeyince, kızına sormuş. Kızı, gördüklerini anlatmış. Sonra gerisini şöyle getirmiş:

- Babacığım, kardeşlerim kuğu olunca, birkaç tüyleri düştü. Ben de hepsini topladım. İstersen sana vereyim.

Kral, çok üzülmüş, ağlamış.

Artık, luzını şatoda bırakmak istememiş. Çünkü oğullarına zarar veren, ona da kötülük edebilirmiş. Kız, üvey annesinden çok korkuyormuş. Bu yüzden hiç olmazsa bir gece daha şatoda kalmak istediğini söylemiş. Babası, kızını üzmemek için, “Ama, bir gece sonra saraya geleceksin” diye hatırlatmış. Kral gitmiş. Kızcağız öğleden sonra kardeşlerini bulmak için ormana gitmiş. Orada bir kulübeye rastlamış. İçeri bakmış, altı yatak görmüş. Çok yorulduğu için yataklardan birine yatmak istemiş. Ama, korkudan yataklardan birinin altına gizlenmiş. Tam güneş batarken, altı kuğu içeri girmiş. Birbirlerinin beyaz tüylerini üflemişler. Birden eski hâllerine dönüşmüşler. Kız, büyük bir sevinçle gizlendiği yerden fırlamış. Kardeşler, sevinçten birbirlerine sarılmışlar. Kız, burada kalmak istediğini söyleyince, kardeşleri, bu kulübenin eşkıyalara ait olduğunu söylemişler.

Kız, kardeşlerini kurtarmak istediğini söyleyince, kardeşleri şöyle demiş:

-Eğer bizi kurtarmak istiyorsan, çok zorluk çekeceksin. Her şeyden önce altı yıl boyunca, konuşmayacaksın, gülmeyeceksin: Ayrıca, altı tane gömlek dikeceksin ki, bunlar, yıldız güllerinden olacak.

Konuşmaları biten altı kardeş, birer kuğu olup, pencereden uçup gitmişler. Kızcağız tek başına kalmış. Ne yapıp edip kardeşlerini kurtaracakmış. Önce yıldız güllerini toplamak için ormana gitmiş. Biraz gül topladıktan sonra akşam olmuş. Kız, bir, ağaca çıkmış. Geceyi orada geçirmiş. Sabah erkenden, bir kaç avcı, ağacın dibine gelmiş. Bunlar, yakın bir ülkenin kralının avcılarıymış. Avcılar, ağaçtaki kızı görünce:

-Kimsin, nesin, buralarda ne yapıyorsun? Diye sormuşlar.

Kız hiç cevap vermemiş. Belki çekip giderler diye boynundaki kolyesini aşağıya atmış. Adamlar, yine de gitmemiş. Kızın aşağı inmesini istemişler. Onlar, konuştukça kız, diğer süs eşyalarını aşağıya atmış. Avcılar, bakmışlar ki kızın ineceği ok, biri hemen ağaca tırmanmış, kızı indirmiş. Kızı, doğruca krala götürmüşler. Kral, çeşitli sorular sormuş. Fakat, kızın ağzından bir tek söz alamamış.

Kral, konuşmayan güzel kızla bir süre sonra evlenmiş.

Ama hanımı bir türlü konuşmuyormuş.

Kralın annesi, gelininden hiç hoşlanmıyormuş. Özellikle konuşmamasını fırsat bilerek hakkında kötü sözler söylermiş.

Bir yıl sonra, kraliçenin nur topu gibi bir çocuğu dün-yaya gelmiş. Kötü kaynanası, bu çocuğu kaçırmış. Bununla da yetinmeyip, gelininin öz çocuğunu öldürdüğünü söylemiş. Kral, hanımının böyle bir şey yapacağına inanmadığı için, oralı bile olmamış.

Aradan birkaç yıl daha geçmiş. Kraliçenin bir çocuğu daha olmuş. Kötü kalpli kaynanası aynı oyunu oynamış ve oğluna yine aynı sözleri söylemiş. Kral, bu sözlere de inanmamış.

Bu arada kraliçe, yıldız güllerinden gömlek dikmeyi sürdürürmüş.

Birkaç yıl sonra kraliçenin bir çocuğu daha olmuş. Gelinini günahı kadar sevmeyen kaynanası, önceki gibi üçüncü çocuğu da doğar doğmaz kaçırmış ve önceki oyunlarını aynen oynamış.

Kral, artık hanımını savunamıyormuş. Hiç istemediği hâlde, hanımının öldürülmesine karar vermiş.

Genç kraliçenin idam edileceği gün gelip çatmış. Meğer o gün, altıncı yılın son günüymüş. O yüzden son gömleği, o gün bitirmek zorundaymış. Çabucak onu da bitirmiş. Artık idam edilmeye götürülüyormuş,

Gömlekleri de yanına almış. Kraliçe, idam edileceği yere getirilmiş. Bu sırada, gökten altı tane kuğu süzülüp, kraliçenin yanına İnmiş. Kraliçenin yanındaki gömlekleri giyip tekrar insan olmuşlar. Kraliçe çok sevinmiş ve konuşmaya başlamış:

-Artık size her şeyi söyleyebilirim. Çünkü, konuşmama sürem doldu. Hiçbir çocuğumu ben öldürmedim. Hepsini de kötü kalpli anneniz kaçırdı. İsterseniz, bizi yüzleştirin.

Kral, annesi ile hanımını yüzleştirmiş. Annesinin suçlu olduğu anlaşılmış ve cezalandırılmış.

Kral, kraliçe ve kraliçenin altı kardeşi birlikte mutlu bir ömür yaşamışlar...            

(Avrupa Masalı)