1983 yılından beri Ordu siyasetini çok iyi bildiğimi zannediyorum. Sadece siyasi olarak değil, Ordu basınını, Spor camiasını ve diğer sivil toplum kuruluşlarını da iyi tanıyorum. Zaman zaman bu saydığım kurumlarda aktif olarak görevler de aldım. Ama bugünkü konum sadece siyaset olacak.
“Kimler geldi, kimler geçti” bu geniş arenadan. Siyaset, diğer adı ile politika, kaygan zemin demektir. Öyle kaygan bir zemin ki, insanlar acımasızca harcanır bu zeminde. Her devrin parlayan yıldızları vardır. O yıldızlar başkaları tarafından devamlı parlatılırlar. Çevreleri kuşatılır ve dış dünya ile irtibatları kesilir. O parlatıcılar bilhassa bu işleri becerenlerden seçilir. Bir de her devrin şakşakçıları vardır. Onların görevi iyi veya kötü her şeyi alkışlamak ve bal tutan parmağını yalar diye hırsızlığı legal göstermede maharet sergilemektir. Onlar sadece rant peşindedirler. Bütün bunlar olurken asıl idealist kesim tamamen dışlanır ve tiyatroyu dışarıdan seyretmek zorunda kalırlar. Dışarıdan seyrederler, çünkü tiyatronun kapısı onlara kapanmıştır. O çembere giremezsin artık. O çember artık daraltılmış ve kendileri oynayıp, kendi kendilerini alkışlamaya başladılarsa, asıl tehlike çanları o zaman başlıyor demektir. O hastalığın çaresi yoktur artık. Bu çember daraltma hastalığı ile artık azalmaya başlarsın. Azala azala az kalmaya başlarsın.Ama işin en can alıcı tarafı ise, azaltanlar az kalmaktan rahatsızlık duymazlar. Çünkü onların tek hedefi az olalım ama hep bizden olsun. Azalttıkları insanları da çıban başı görürler. Onların susması veya gitmesi gerekiyor. BİR DE BAKMIŞSIN Kİ ANAP GİBİ OLMUŞSUN.
Eskiden partilerde kalorifer yoktu. Ortada kömür sobası vardı. Her şey yolunda giderken kışın sobanın etrafı insanlar ile dolu olurdu. Zaman sonra sıcak sobanın etrafında kimse kalmadı. Daha sonra tabela da kalmadı.


