Walker.. 10 yaşlarında bir erkek çocuğu. Annesi ve babası devamlı ev değiştiriyorlar. Şehrin hemen her semtinde ikamet etmişlerdi kısalı uzunlu süreler boyunca.
Bu nedenle, babaannesi, bu sevgili torununu oğlunun gönlünü alarak ve gelinini de ikna ederek kendi himayesine almıştı. Torununu çok seviyordu büyükanne ve hem de yalnızlığına ortak birini bulduğu için, ayrıca pek memnundu. Büyükanne, çok varlıklı, oldukça kültürlü ve gün görmüş, dünyanın önemli ülkelerini de dolaşmıştı.
Torunu için istediği her şeyi hemen alıyordu ne isterse istesin. Bununla beraber Walker, hiç de şımarmamıştı. Büyükannesi ne derse desin, hemen yerine getirir, sözünden de hiç dışarı çıkmazdı.
Bir bahar günüydü. Orta çaplı büyüklükte ABD kentinin üzerinde tebessümlü bir güneş vardı. Büyük anne, sevgili torununun elinden tutarak:
- Walker, gel benimle, sana bir şey göstereceğim.
Çocuk, meraklı olarak elini tutan babaannesi ile balkon tarafındaki büyük odaya geçtiler. İhtiyar kadın, komodinin çekmecesini açtı, içinden bir yüzük çıkardı ve kendisine merakla bakınan torununa göstererek:
- Bu yüzüğü ilk kez sana gösteriyorum Walker. Bu yüzük önemlidir. Yüzüğe şöyle bir baktı ve devam etti sözlerine: Yeni yeni arkadaşların olacak.
Çocuk yüzüğü eline aldı, parlıyordu. Hatta kendi yüzünün aksini bile görmüştü yüzüğün parlak ve açık lacivert kaşında. Gözleri ışıl ışıl:
- Bunu bana versene babaanne! Dedi.
Yaşlı bayan, elinde olmadan güldü. Çünkü çocuğun bir yüzük taşımaması gerektiğini düşünüyordu ve torununun bunun farkında olmadan masumane bir dille isteyişi, pek tuhafına gitmişti, ondan ötürü idi gülüşü. Başını okşayarak torununun:
- Her şeyin bir yakışığı vardır, çocuklar yüzük kullanmazlar, dedi.
Çocuğun keyfî biraz kaçmış olmakla birlikte bü yükannesini anlamıştı.
Yaşlı bayan, açık lacivert renkli, parlak kaşlı yüzüğü sağ elinin ikinci parmağına taktı.
Walker, bisikletini aldı ve babannesiyle baybaylaşarak arkadaşları ile geziye çıktı. İkindi vaktine kadar, şehir dışında bulunan ormanların arasında daryollarda epey bisikletli tur yaptılar. Bazen, bisikletlerini ellerine alıp, canları öyle istediğinden yaya yürüdüler, bazen oturup şakalaştılar, çeşitli oyunlar oynadılar. Akşam üzeri ötekiler gibi evine döndü Walker da. Dış kapıdan itibaren: “Büyükanne, ben geldim, neredesin büyükanne?“ diyerek içeri girdi. Fakat kadından bir ses çıkmadı.
Çocuk, ikinci kata çıktı, aradı odalarda büyükannesini, bir taraftan da durmadan sesleniyordu: “Büyükanne neredesin?”
Çocuk ürkmeye, endişe bulutlarının içine girmeye başlamıştı. Bütün odaları, mutfağı tek tek ve acele acele kontrol etti. Yoktu babaannesi.
Ayakları, çocuğu banyoya götürdü.
Müthiş bir manzara, çocuğun aklını başından almıştı.
>>>devam edecek…..


