Herkesin Sorum(n)lu Olduğu Alan
Günümüzde öğretmen demek, bilgiyi aktaran bir vasıta, araç gibi görülür olmuş maalesef.
En iyi öğretmen, sınıfını en başarılı yapan öğretmen anlayışı var.
Oysaki bizim bakanlığımızın adı Milli Eğitim Bakanlığı.
Bakanlığımızın en önemli birimi ise direk Sayın Bakanımıza bağlı olan Talim Terbiye Kurulu Başkanlığıdır.
Talim ve Terbiye! (İsme dikkat lütfen!)
İşte bu iki kavram Milli Eğitim Bakanlığının omurgasıdır.
Öğretir - talim eder.
Eğitir - terbiye eder.
Şimdi hep beraber şapkamızı önümüze koyarak; bir beyin fırtınası yapalım, düşünelim, akledelim, özümüzle muhasebe yapalım…
-Bir veli olarak, okullardan öncelikli beklentimiz nedir?
-Bir öğretmen olarak, öğrencimiz ile ilgili en önemli kaygımız nedir?
-Bakanlık birimleri olarak, okul ve kurumlarımızdan isteğimiz nedir? Kurumlarımızın başarı ölçekleri nelerdir? Politikalar üretirken baz aldığımız en önemli değerler nelerdir? Soruları artırabiliriz.
Velilerimizden başlayalım.
Hangimiz çocuğumuzu okula kaydederken okul idaresinden, öğretmenden; evladım iyi bir insan olsun lütfen, başarı benim için ikinci planda diyebiliyoruz.
Mahalleden, komşulardan okulun en iyi öğretmenini araştırıp çocuğumuzun öğretmeni olması için her yolu denerken; acaba başarı haricinde öğretmende aradığımız başka bir nitelik var mı?
Öğretmenlerimizle devam edelim.
Daha anaokulundan başlayarak, ilkokul, ortaokul, lise hiç fark etmez, en değer verdiğimiz, sürekli alkışlatarak, ödüllendirerek… ön plana çıkardığımız öğrenci modeli hangisi acaba?
Öğrencilerimize nasihat ederken, onları motive ederken acaba, önce iyi bir meslek sahibi, iyi kazanabileceğiniz bir iş, rahat edeceğiniz bir hayat hayali mi kurduruyoruz?
Yoksa ne iş yaparsanız yapın, yaptığınız işin hakkını verin, bu memleketin çiftçiye de, işçiye de çöpçüye de, memura da… ihtiyacı var. Her bir meslek çok değerlidir, hakkıyla mesleğini icra eden herkes çok kıymetlidir mi diyoruz?
Bakanlığımızla neticelendirelim.
Kahir ekseriyetle köklerinden beslenmeyen, yavrularımızın ruh dünyalarına hiçbir şey katmayan ve bitmek bilmeyen, proje adı altında okullardan yapılması istenen çalışmalar, yarışmalar planlar.
Nitelik gözetmeksizin koyulan hedefler, bir dağın tepesinden kopmuş kartopunun büyüyerek gelmesi gibi, üstten aşağı, silsile halinde, birbirlerinden habersiz tüm birimleriyle okullarımızın üstüne yüklenmektedir.
Okullarımızdan herhangi bir proje, yarışma vb. bir şey yaparak; iyi, karakterli, ahlâklı, erdemli, en çok örnek davranış sergileyen okullarımız ile şu ilimiz ya da okulumuz 1. şu 2. diye bir değerlendirme yapmış mıdır bugüne kadar?
Sorularımızı bu minvalde artırabiliriz.
Şimdi her birimiz özümüzü hesaba çekelim.
Anne babalar! Göz nurunuz, ciğer pareleriniz, cennet meyveleri yavrularınızın okul çağına kadar olan eğitimleri (öğretim demiyorum lütfen dikkat!) ile ne kadar ilgilendiniz.
Komşularınıza, arkadaşlarınıza, takip ettiğiniz dizilere, doymak bilmeyen nefsimizi doyurmak için gece gündüz ne yesek diye düşündüğünüz ve ömrünüzün yarısını geçirdiğiniz mutfağa, bir eşya daha koysan sığmayacak kimselere vermeye kıyamadığın fazlalık eşyalarınla dolu evine, tıka basa dolu gardıroplarına, ayakkabılıklarına… hizmetçi olmaktan evladının eğitimi için vakit bulabildin mi?
Öğretmenler! Öğrencileri derse motive etmek ve neticesinde elde edeceğin başarınla övgü, aferin, takdir, teşekkür almak için dünyalık tüm metaları ve güzellikleri çocuğun tertemiz hayal dünyasına tıka basa doldurarak ne yapmaya çalışıyorsun?
Oyun çağında çocukları başarı hırsların yüzünden ödev üstüne ödev vererek, ailesinden, sevdiklerinden, birkaç sene sonra dünyayı versen oynayamayacak oyunlarından alıkoyarak nasıl bir haksızlık ve hırsızlık yaptığının farkında mısın acaba?
Bakanlık birimleri! Hangi düşünce ve zihniyetle yapılırsa yapılsın; akın akın okullarımızın üzerine gelerek köklerimizden beslenmeyen, birbirinden değersiz ve çoğunun kültürümüzle uzaktan yakından ilgisi olmayan, çocuklarımıza hiçbir değer katmayan projeleriniz, yarışmalarınız, nitelik gözetmeksizin koyduğunuz sayı endeksli hedeflerinizle ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Öğretmen ve okul idarecilerinin, projelerinizden, yarışmalarınızdan, bitmek bilmeyen hedeflerinizden… Eğitim öğretime vakit ayıramaz, çocuklarımızın gözlerinin içine bakarak muhabbet edemez, dertleriyle hemhal olamaz, onlarla oyun oynayamaz… hale getirerek nasıl bir zulüm ettiğinizin farkında mısınız?
Kimsenin çağın gerektirdiği gelişmelere ve teknolojiye kayıtsız kalalım gibi bir düşüncesi yok. Ancak köklerimizden beslenmeyen ve önüne gelenin bir proje yollayarak okulları proje çöplüğüne çevirmesi kabul edilemez. Elbette hedeflerimiz olacak, ülkemizin gelişmesi için var gücümüzle çalışacağız ancak angarya ve sayısal verilerle göz boyama adına yapılan, gerçeklerden uzak, ulaşılamaz, isabetsiz ve seviye ve kademe gözetmeksizin koyulan hedefler öğretmen arkadaşlarımızın çalışma azmini kırmaktadır.
Acaba balık ne taraftan kokmuş siz karar verin?
Bana kalsa elbirliği, söz birliği etmişçesine harcıyoruz nesillerimizi. Yani koku balığın her tarafından geliyor bence. Eğitimin tüm paydaşlarının silkelenmeye ihtiyacı var.
İşini iyi yapan istisnalar baş tacı. Ben dâhil hepimiz kendimize düşen günahı üstlenerek üzerimize düşeni yapalım lütfen. Nesillerimiz saçma sapan düşünce bataklıklarında çırpınırken kaybettiğimiz değerleri kaybettiğimiz yerde aramayalım mı? Kaybetmeyi göze alabileceğimiz tek bir vatan evladımız olamaz…
Hatıramda soğuk kış günlerinde sınıfta yanan sobanın üzerinde, ibrikteki kaynayan suyu bizlere karla ılıttırıp, yine bizlere döktürerek abdest alan, sonra Cuma namazına gitmek isteyenlerin kendisiyle gelebileceğini söyleyerek bizim manevi eğitimimize de katkı sağlayan, ilkokul öğretmenim Hasan OĞURLU’nun vefat haberi ile hüzünlendim bugün. Dua ettim, hayırla yâd ettim. Allah senden razı olsun kıymetli öğretmenim, mekânın cennet olsun inşaallah.
Sizler de Hasan OĞURLU öğretmenimin ruhuna 3 ihlas 1 Fatiha okur musnuz lütfen.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…
