Son zamanlarda herkesin malumu ülkenin ana gündemi seçim.
Asrın felaketini dahi gölgede bıraktı, unutturdu desek yeridir.
Her neyse madem gündem seçim biz de payımıza düşeni yerine getirelim.
Herkesin seçime dair bir söyleyeceği mutlaka vardır.
Ya da rahatsızlık duyduğu bir konu.
Demokrasi dediğimiz sistemde elbette herkes konuşacak fikrini savunacak buna sözümüz yok.
Lakin bazen sapla samanı, otla çöpü o kadar birbirine karıştırıyoruz ki;
Resmen insanların aklıyla alay ediliyor.
Sadede gelmem gerekirse:
Ülkede iki büyük blok seçime gidiyor bu neredeyse net.
Gruplardan bir tanesinin bazılarına göre gizli bana göre aleni ortağı olan ve ülkenin başına kırk yıldır bela olmuş, elli bin canın ölümüne sebebiyet vermiş, ülkemizi bugüne kadar trilyon dolar civarında zarara uğratmış eli kanlı bir terör örgütünün uzantısı bir parti.
Demokratik yollarla seçilmiş, meclise gelmiş, yasal bir parti elbette ortak olabilir bir sözümüz yok.
Mertçe çıkıp şunu diyebilirler, kardeşim ben seçime girdim, bu seçim de oyla kazanılıyor, doğal olarak her kesimden oy almam gerek.
Bu yüzden bu insanların da oyuna ihtiyacım var diyebilirsin.
Sen oy alacaksın diye 40 yıllık eli kanlı terör örgütü legal mi olacak.
Ya da ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik söylemler normal mi karşılanacak.
Terör örgütünün sözde liderlerine siyaset yolunu açacağız, bizim bakanlık, cumhurbaşkanlığı gibi basit hesaplarımız yok biz 100 yıllık cumhuriyet sistemini değiştireceğiz demelerini de normal mi karşılayacağız.
Aslında tüm diğer altı ortağa diyor ki sizin gibi basit adamlar değiliz biz, siz bakanlık ve cumhurbaşkanı yardımcılığıyla uğraşadurun biz zaten kendi devletimizi kurup kendi devletimizin başkanı, yardımcısı, bakanı vb. olacağız diyor da anlayan kim.
Bunları söylediğinde de mantıklı bir cevap vermek yerine;
Megri megriyi ben mi söyledim, (Barış havalarının estiği günlerde söylenmiş Kürtçe şarkı. Anlamı: Ağlama ağlama anam ağlama)
Aponun mektubunu ben mi okuttum, (Savaşla ilgili ve seçim ortaklığı ile ilgili tek kelime yok)
Osman Öcalan’ı TRT’ye ben mi çıkarttım. (pkk yı öven tek kelime yok. Tam tersine kötülüyor.)
Ula kardeşim tamam sen çıkartmadın, sen söylemedin, sen okutmadın, tamam bunlar yanlıştı diyelim.
Bana göre hata değil (açıklayacağım) ancak bu hatayı Tayyip Erdoğan yaptı diyelim.
(Sen neden berabersin onu açıkla: aynı cevaplar)
“Sonunda hatasını düzeltmedi mi?”
Bu hainleri hendeklere gömmedi mi?
Memleketin dağlarını bu teröristlere mezar etmedi mi?
Ülke de neredeyse silahlı terörist kalmadığı yalan mı?
Hatta sınır dışında tepelerine binip binlercesini telef etmedi mi?
Cerablusu, El bab’ı, Halep’i, İdlib’i, Afrin’i, Rasulayn’ı, Tel Abyad’ı terörden temizlemedi mi?
Teröristler güneyden şehirlerimizi bombalıyor biz seyrediyoruz, neyi bekliyoruz dediğiniz sözü yere düşürmedi Devletİmiz de, sonrasında orda ne işimiz var dediğiniz söze ne diyeceğini hala bilemiyor.
Bana göre hata değil (açıklayacağım) dediğim konuya gelelim.
Bu 40 yıllık terör örgütü bölgede sürekli biz barış istiyoruz, devlet bizi adam yerine koymuyor, muhatap almıyor diye propaganda yapıyor, insanların duygularını sömürüyor, taraftar topluyor, bu yalanıyla oy devşiriyordu.
Bu yalanlarını artık ulusal kanallarda seslendirmeye ve ülkemizin değişik gruplarından da bu yalana itibar edilmeye başlandığında, ülkeyi yöneten lider de, siyasi hayatıma mal olacağını bilsem bu gömleği giyeceğim demek zorunda kaldı.
Hatasıyla, günahıyla samimi bir şekilde barış için mücadele etti.
Ancak karşısında kandan beslenen ve dış güçlerin maşası bir örgüt olduğunu da biliyordu.
Onun derdi bölgedeki barış isteyen samimi halkın talepleriydi.
Terör örgütünden, içten, dıştan bir sürü provokasyona rağmen süreci götürebildiği kadar götürdü.
Ancak hepinizin malumu Ceylanpınar’da iki polisimiz Şehid edildiğinde sabır taşı çatladı.
Ve süreç sona erdi.
Bölgedeki barış ile ilgili hdp’nin elinde artık bir argüman kalmadı.
Bölge halkı yeşeren barış ümitlerine gereken desteği vermeyen ve olayı devamlı provoke eden hdp’ye hendek olaylarında ve sonrasında yapılan sokak eylemleri çağrılarına gereken desteği vermeyerek hdp’yi cezalandırmıştır.
Ve devletimiz savaş isteyenlere gereken cevabı vererek, inlerini başlarına yıkarak ülke içinde ve dışında örgüt mensuplarına ağır darbeler indirmiştir.
Netice itibariyle hayır olması dileğiyle iktidarın çıktığı yol barış olarak neticelenmese de terör örgütünün bilhassa ülkemiz içerisinde ve sınırlarımızda hareket edemez hale gelmesi önemli bir neticeydi.
Bölge halkının devletine olan güveni arttı.
Bize göre iyi olan şeylere o gün kötü diyenler bugün kötü dedikleri adamlarla neden kol kolalar anlamak mümkün değil.
Hem de olmadık talepler, Cumhuriyet sistemine edilen laflar ve hakaretlere rağmen.
O gün İktidar barış için, silahlar sussun, kucaklaşalım, kan akmasın… diye görüşürken vatanperverdiniz, terör örgütünden nefret ediyordunuz, kızdınız tamam olabilir de bugün sizi kol kola, kanlı canlı görmemize ne diyelim? Nereye oturtturalım bu tabloyu?
Megri megri harici bir cevap lütfen.
Not: Barış sürecinin bitmesinde bu ülkenin güçlenmesini istemeyen Amerika, onların maşaları pkk ve fetö şüphesiz baş suçludur. ( O dönemde sızdırılan her tülü bilgi, belge fetö eli ile olmuştur.)
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…


