Bugün, 5 Mart 2026 Perşembe

Muzaffer GÜNAY (GİZEMLİ HİKAYELER)


BELİNDA’NIN GÖZLÜĞÜ -1-

GİZEMLİ HİKAYELER


 

Bazı ilişkiler vardır ki, onlar bazen çok özel bir derinlik gösterirler. Öğretmen-öğrenci ilişkisi bazen, bu nitelikte tezahür edebilir.

12 yaşındaki Belinda ile öğretmeni bayan Andersen arasındaki ilişki gibi. Tam beş yıl aynı sınıfta aynı öğretmenden (Andersen) ders gören ve çoğu zaman özel ilgisine mazhar olan küçük kız Belinda, öğretmenine psikolojik olarak derin bir bağlılık hissediyordu. Aynı şekilde öğretmeni Andersen de.. Şüphesiz öğretmenin, Belinda’ya özel ilgi ve derin bir sevgi göstermesinin sebepleri vardı.

Bir kere Belinda’nın yüzü çiçek bozuğu gibi çilli ve benek benekti. Gözlerinin altı, elmacık kemiklerinin üstü ve civarı dahil hakikaten rahatsız edici bir görünümdeydi. Minik kız, aynı zamanda miyoptu ve bu nedenle çocukluğundan beri üç numara gözlük kullanıyordu. Bu iki durumundan (yüzünün bozukluğu ve gözlüklü oluşu) dolayı, minik kız arkadaşları arasında sıkılgan, çekingen biri olarak büyümekteydi.

Aslında çok sevecen bir kızdı. Duygusallığı çok fazlaydı. Öğretmeni Andersen, kendisinin farkına varıp da çok çok özel bir alaka yumağı içine almasaydı, Belinda, belki okulunu bile bırakabilirdi. Çünkü, arkadaşları kendisi ile sürekli dalga geçiyor, bazı kereler, muzip öğrenciler, gözlüğünü düşürüp, sonra, Belinda'nın düşen gözlüğünü ararkenki o zavallı halini seyretmekten büyük bir keyif alıyorlardı. Çocukluk ya, bir de kahkahalar atarak, minik ve talihsiz kızcağızı utandırıyorlardı.

Andersen bir keresinde böyle bir manzara ile karşılaşmıştı. Bir kaç erkek öğrenci, sınıf içinde Belinda’yı itekleyip sendeletmişler ve gözlüğünü düşürmüşler, zavallı kızcağız acı içinde gözlüğünü el yordamı ile ararken, evet, ararken, bayan Andersen öğretmen sınıfa girmişti. Gördüğü manzara gerçekten çirkindi ve daha gonca çağındaki bir kız çocuğunun onurunu fena halde rencide etmişlerdi.

Çok öfkelendi Andersen:

-              Utanmıyor musunuz arkadaşınızı böyle küçük görmeye ve zor durumda bırakmaya.

Şımarık bir erkek çocuk:

-              Eğleniyoruz.. Diye sırıttı.

Andersen, bu öğrencinin kötü huyluluğundan dolayı pek rahatsız olmuştu ve okul yönetimi ile görüşerek, başka bir sınıfa alınmasını sağlamıştı.

Küçük Belinda’nın bir talihsizliği daha vardı. Bir iki yaşında iken annesini kaybetmiş ve öksüz kalmıştı böylece.

Andersen Öğretmen, sevgili öğrencisi Belinda’nın bütün becerilerini ortaya çıkarması ve geliştirmesi için çok büyük emekler harcamaktaydı. O’na zaman zaman hediyeler alıyor ve hatta evine bile götürüyordu.

Mayıs ayının sonlarıydı.

Belinda, çok üzülüyordu. Çünkü, beşinci sınıfı bitirmişti ve ortaokula gideceği için, artık bu çok sevgili öğretmeninden ayrılmak zorundaydı. İşte buna çok üzülüyordu.

Okulun son günü.

Andersen, Belinda’nın ne kadar üzüldüğünün farkındaydı ve aslında kendisi de böyle bir öğrencisinden ayrılmanın sızısını ciğerlerinde duyuyordu. Bu kızın üzüntüsünü biraz hafifletmek ve hakikaten bağlarını devam ettirmek için, bir kolye içinde küçük bir resim (kendi resmi öğretmenin) ve bir de adresinin yazılı bulunduğu kağıt verdi.

Bu sırada, Belinda’nın babası Harles okul bahçesine girmişti. Kızının öğretmeni ile görüştüğünü görünce yanlarına vardı ve öğretmen ile merhabalaştı.

Belinda son derece kederliydi.

Keza, Öğretmen de.

Harles:

- Size, dedi Andersen’e, çok teşekkür ederim. Yavrumla çok ilgilendiniz. Siz olmasaydınız eğer, bilmem ki kızım nasıl olurdu?

Andersen, pek duygulanmıştı, gözleri bile yaşardı hatta:

- Görevimiz, dedi, bir öğretmen, bir baba, bir anne demektir. Bay Harles, kızınıza daha bir özen göstermenizi rica edeceğim sizden. Zira, çocuklar tıpkı fidanlar gibidir. Sevgisiz kalırsa bir insan, susuz kalan bir fidanın talihsizliğine uğrar aynısıyla. O nedenle, sakın ihmal etmeyin.

Harles, kızının deminden beri bakınıp durduğu küçük kolyeye bakınıyordu.

-              Kızım, nedir bu?

-              Öğretmenimin resmi baba.

-              Ouu.. Ne kadar iyi.

Andersen:

-              Adresimi de verdim. İstediği zaman evime gelebilir. Bundan sonra belki her gün görüşemeyeceğiz ama, sevgili Belinda’yı hiç unutmayacağım ve zaman zaman görüşeceğiz. Çocuğun yanağını sevecenlikle sıktı ve eğilip pembemsi yanaklarından yumuşakça öptü. Belinda, çok gönendi ve epey sevindi bu öpücüğe ve öğretmeninin güzel sözlerine.

Belinda öğretmeni ile vedalaştı.

Ve boynu bükük bir yetim edasıyla babasının elinden tutarak okul bahçesinden çıktı. Ta çıkışa kadar Andersen, peşlerinden bakakaldı ve gözlerinin biriken yaşını, kimseye belli etmemeye çalışarak sildi. Yavrusu yuvadan uçan bir ana kuş kadar hüzünlenmişti Andersen. Belinda mı? O zaten ağlıyordu ve babası sürekli teselli veriyordu.

Yol boyu ağladı kız hep:

-              Babacığım, öğretmenimi bir daha ne zaman göreceğim ki?!.. Adamın içi burkuldu:

-              İstediğin zaman sevgili Belinda, seni istediğin her vakit öğretmenine götürebilirim. Lütfen ağlama artık. Bak, insanlar bize bakıyorlar.

-              Teşekkür ederim babacığım.. Sen dünyanın en güzel babasısın.

Babası, kızının sarı sapsarı saçlarını okşayarak gülümsedi.

>>>devam edecek...