Bugün, 11 Mart 2026 Çarşamba

Mehmet Ali AYDIN


BİR FANİNİN ARDINDA

BİR FANİNİN ARDINDA


Ölüm her canlının mutlaka bu dünyada varacağı sondur. Bu canlıların arzuları istikametinde gelişen bir son değildir. Yaratan Rabbimiz öyle takdir etmiştir, fazla söz söylemek haddimize de değildir. Her ölüm en çok yakınlarını üzer ve onlar üzerinde acı bırakır. Bazen akrabamız ve yakınımız olmasa da bir yerde yollarımız kesiştiği için bizi de üzer.

Bir gün önce sosyal medyada bir paylaşıma şahit olunca ister istemez bende şok etkisi yarattı ve çok üzüldüm. Meslek hayatınızda binlerce öğrenciniz olur ve her biri ayrı bir kıymet ve değerdir. Hepsi de nevi şahsına münhasır insanlardır. Bunları bir kısmını hiç hatırlamazsınız, dersine girmemişsinizdir ve sizin döneminizde aynı okulda siz öğretmen, idareci olmuşsunuz o da öğrenci olmuştur.

Fakat bazı öğrencileriniz vardır, sizin için özel anlamlar ifade ederler. Sosyal medyada gördüğüm ve üzüldüğün paylaşım hem Ordu Lisesi hem de Atatürk Lisesinde öğrencim olan Gölköylü Hüseyin Bayrak’tı. Hüseyin ile yollarımız 1988-89 öğretim yılında Ordu Lisesinde lise birinci sınıfa kayıt olduğunda kesişti. Lise birinci sınıfta Tarih ve T.C. İnkılap Tarihi derslerine girmiştim.

Hüseyin çok zeki, sosyal, girdiği ortama hemen uyum sağlayan ve esprili bir kişiliğe sahipti. Derslerle arası hiç ama hiç iyi değildi. Hüseyin hayatı pozitif yaşamak için dünyaya gelmiş, hayatı ciddiye almayan ve gününü gün eden biri idi. Haliyle o yıl sınıfta kaldı. İkinci yıl Hüseyin yine bütünleme imtihanlarına kalmıştı. İmtihan döneminde tasdiknamesini almış, Gölköy Lisesine naklini yaptırmış ve orada imtihanlara girerek sınıfını geçmiş, okulun açılacağı tarihte tekrar Ordu Lisesine geri dönmüştü.

Biz 1990-91 Öğretim yılında Ordu Lisesinden Atatürk Lisesini kurmak için geçici görevle idareci olarak orada görevlendirilmiştik. Okulu eğitim öğretim yılı başına kadar eğitim öğretime hazır hale getirmiş ve tekrar eski görev yerimize dönüş beklerken tayinimizde Atatürk Lisesine yapılmış ve yeni okulumuzda kalmıştık. Okulu kısa sürede Ordu’nun en popüler okulu haline getirmiş, daha ilk günden kayıtlarımız dolmaya başlamıştı. Tercih edilen okullar içinde ilk sıraya yerleşmiştik.

Çok programlı Lise olarak açılan okulda ayrıca Orta kısımda bulunuyordu. Kısa sürede bu kadar başarılı olmamızın nedeni belki iyi bir idari kadrosu olmasının yanında okulun açılışında Ordu’da görev yapan ve branşında en iyi olan öğretmenleri seçmemiz ve okulumuza tayinlerinin yapılması idi.

1992-93 Öğretim yılı okulumuzun hem orta kısım hem de lise kısmında mezunlarını vereceği ilk yıldı. Okulumuza ilk kayıt olan öğrenciler o yıl başka okullara kayıt yaptıramamış ve neredeyse boşta kalan öğrencilerden oluşuyordu. O öğrencilerimiz artık mezun olacak duruma gelmişler. Okul açılmış eğitim öğretime başlamışız, Müdür Başyardımcısı olarak sınıfları geziyor ve kontrol ediyorum. Bir de baktım ki son sınıf şubelerinden birinde gözümün aşina olduğu biri var, Ordu Lisesinde altı yıl önce lise birde dersine girdiğim Hüseyin Bayrak.

Hüseyin kilolu da bir öğrenci olduğu için Okul Müdürümüz kendisine “Pehlivan” diye hitap ediyor, sempatik bir öğrenci olan Hüseyin kendisini sevdirmesini biliyordu. Derslerle arası iyi olmasa da bazen bizi kızdırsa da herkesle arası iyi olan birisi idi. Hüseyin’i odama çağırdım ve hayırdır oğlum sen okulu çoktan bitirmiş olman lazımdı ne oldu dedim. Hocam sağlam olması için çift dikiş gidiyorum. Ordu Lisesinde iki yıl üst üstte sınıfta kalınca ikinci yıl imtihanlarda kaydımı Gölköy Lisesine alıyorum, orada imtihanları veriyorum, biraz orada devam ediyorum, sonra da tekrar tasdiknamemi alıp Ordu Lisesine dönüyorum.

Peki bu sene burayı neden tercih ettin diye sorunca da hocam hem sizler buradasınız hem de artık Ordu Lisesinde tadım tuzum kalmadı, ben okuldan, okul da benden sıkıldı, bu sene de burayı tercih ettim dedi. Hüseyin’e burasının oraya benzemediğini işi sıkı tutması gerektiğini ve burada nasıl davranması gerektiği yoksa gözünün yaşına bakmayacağımı sıkı şekilde tembih ettim. Kurallara uyduğu ve denilenleri yerine getirdiği takdirde mezun olması konusunda kendisine yardımcı olacağımı söyledim ve anlaştık.

Fakat Hüseyin zora gelemediği için okuldan çoğu zaman kaytarıyor, o sınıfa bakan Müdür yardımcısı tarafından devamlı uyarılıyor ama ne fayda, Hüseyin bizim Hüseyin, biraz işi sıkı tutuyor sonra yine gevşetiyordu. Yıl sonu geldi Hüseyin devamsızlıktan sınıfta çakıyor. Müdür Yardımcısı Hüseyin’le uğraşmaktan bıkmış git derdini Mehmet Ali Bey’e anlat diye bana yollamıştı. Ben de ilgili arkadaşı çağırdım ve Hüseyin’in ne kadar devamsızlığı olduğunu sorduğum da (tam olarak hatırlamıyorum ama) 50 günden fazla devamsızlığı var. Halbuki o dönemde 21 gün mazeretsiz devamsızlığı olan öğrenci notları ne olursa olsun otomatikman sınıfta kalıyordu.

Hüseyin’in devamsızlık yaptığı günlerin tarihlerini çıkarttırdım ve toplu devamsızlık yaptığı günlerin tarihlerini Hüseyin’e verdim ve bu tarihlerle ilgili doktor raporu alabilirsen durumu idare edebileceğimizi ve hiç değilse devamsızlıktan kalmasını önleyeceğimizi söyledim. Okulun bitmesine günler kala Hüseyin elinde bir tomar raporla geldi. Raporları inceledim ve baktık ki raporların birkaçı okulun açık olmadığı günlere, bir kısmı Hüseyin’in okulda olduğu günlere ait. Kendisini çağırdım ve Hüseyin oğlum şu raporlara bir bak anormal bir şey var mı dedim. Hüseyin baktı, baktı ve yok hocam dedi. Bende sana verdiğin tarihlere bak birde bunlara bak dedim. Hatta birisi Ağustos tarihli idi ve dedim ki oğlum Ağustos’ta okul açık mı deyince Hüseyin’de şafak attı.

Hocam ben ne bileyim doktora gerekeni söyledim ama o böyle yazmış dedi. Bunun üzerine raporu değiştirterek yeniden getirdi ve devamsızlıktan yırttı, o yıl mezun oldu. Daha sonra Hüseyin Özel bir üniversiteyi bitirerek inşaat mühendisi oldu ve babası ile birlikte müteahhitlik yapmaya başladı.

Bir gün yeni sanayide Fikret Ustanın tamirhanesinde tesadüfen Hüseyin’le yıllar sonra karşılaştım. Elime sarıldı ve zorla elimi öptü ve ben bu elleri öpmeyip te hangi eli öpeceğim hocam. Siz olmasaydınız ben sokaklarda aylak aylak geziyordum, sizin sayenizde bugün ben bir mühendis ve iş adamıyım. Fikret ustaya dönerek bu defa ustacığım hocamı görüyor musun, benim hayatımı değiştiren bu adam. Benim için özel bir insan ve benim idolüm dedi.

Hüseyin Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun. Gittin ama bizi çok üzdün. Çok erken aramızdan ayrıldın. Geride bize acı ve hüzün bıraktın.