Bugün, 10 Mart 2026 Salı

Olgun YÜKSEL


BİRAZ TURİZM

BİRAZ TURİZM


Havalar ısınmaya başladı ve tatilcilerde de hareketlilik başladı. Yazılarımın genel bir alanı yoktur. Eski mesleğim askerlikti. 1981 yılında 15 yaşımda ortaokuldan mezun olunca, lise kısmını askeri okulda başladım. Askeri Okula giriş hikâyem çok maceralı ve oldukça uzun bir konudur. 1986 yılında mezun olup göreve başlayıp 2009 yılında yani, 14 yıl önce emekliliğimi hak ettiğimde kendi isteğimle emekli olup hayatımın sivil ayağını bir an önce yaşamalıyım diye düşündüm. Çokta isabetli karar vermişim. Emeklilik sonrası ilk işim eğitim sektöründe çalışmak oldu. Müteakiben turizm sektörünün denetim ayağında denetim görevlisi olarak işe başladım. Turizm sektörünün meslek gruplarından turist rehberleriyle tanışmaya başladım. Onların kültürel, entelektüel ve bir o kadarda macera ve hayat dolu yaşantılarına hayran kaldım. Emek yoğunluklu meslek grubu olması nedeniyle devlet ricalinde maalesef hak ettikleri karşılığı bulamıyorlar. Buna rağmen küsmüyorlar ve turizmin tanıtım ayağını asıl onlar oluşturuyorlar. Eğer Devletimiz yurt dışındaki tanıtım adı altında lobilere ve şirketlere harcadıkları ödeneklerin yirmide biriyle, turist rehberlerini ortak ve organize ederek çalışsalar ortaya müthiş sonuçlar çıkar. En sonunda dayanamadım, onlarla ortak paydada buluşabilmek ve onlar ile ortak kültüre sahip olabilmek için Turist Rehberliği alanında Yüksek Lisans yaptım. Hayatımda kültürel anlamda yaptığım en güzel işi çıkardım.

 

      Bazen Ordu’da Turizm üzerine toplantılar, çalıştaylar yapıldığı haberlerini okuyorum ve sadece gülüyorum. Eskiden beri gelenek olarak turizm olmayan illerde, genelde turist taşıyan, ya da taşımacılık yapan eski otobüs şoförlerinin turizm acentaları açarak iç piyasayı hareketlendirdikleri gerçektir. Ancak taşımacılığı turizm zanneden bir kültüre sahipler. Valimiz ne yapsın mevcut turizm paydaşlarını davet ediyor ve ne yapabiliriz ve nasıl bir politika oluşturabilirizi araştırıyor sektörü dinliyor bilgilenmeye çalışıyor. Ancak bilmediği sektör paydaşlarının büyük bölümü çakma turizmcilerden oluşuyor. Geleneksel bir turizm kültürüne sahip olmayan illerimize en büyük kötülük bakanlıkla birlikte, turizm müdürlükleri ile kültür müdürlükleri birleştirilmekle yapıldı. Buralarda turizm resmen dinamitlendi. İl Kültür ve turizm müdürlüklerinin içi, turizmle yakından uzaktan alakası olmayan ilahiyatçılar ve özelleştirilen kurumlardan havuza geçip başka kurumlara atama bekleyen memurlarla dolduruldu. Bürokrasi elbette yürüyordur ancak o müdürlüklere sadece kültür müdürlüğü diyebiliriz. Turizmi katmamak gerekir. Memur ya da sözleşmeli personelden 10 kişinin,  bir tanesi olsun turizm kaynaklı ise şanslılar demektir. Bu ülkenin turizm olmazsa olmazıdır. Başarılması zorunluluktur.

 

      1986 yılından beri tanıdığım kendiside eski asker, yarbaylıktan emekli 16-17 yıl önce Turist Rehberi olan Ferudun Babacan’ı aradım. Kendisi aynı zamanda mizah dolu bir yazardır.  Kendisini tanıtırken emeksiz yarbay olarak tanıtır. Aziz Nesin tadında onlarca kitabı basılmıştır. Kendisine turlar nasıl gidiyor diye doğrudan sordum. Kendisi hemen sana son turumu anlatayım dedi ve başladı anlatmaya;

 

     “Rahmetli, Babam ile birlikte Söke'de, Karpuz satarken, tek karpuz alana hayret ederdik. Halkımız, çuval çuval karpuz alırdı. O yıllar(1970/77) 500 kg karpuz alanları hatırlıyorum. Şimdi dilim dilimcik. Yakın zamana kadar, Meyhaneye içki götüren, iki ayyaşı döverdi meyhaneciler. Şimdi rakınızla gelin ve benzer şekilde, turlar da "Yemeğinizle/içeceğinizle gelin"e  döndü.

 

       Acenta aradı;  Kapalı gurup, hem kahvaltı, hem yemekleri ile birlikte nerede olabilir, dedi. (Kapalı Grup deyimini açayım, grubun tamamı birbirini tanıyor ve aralarında hiç yabancı olmayan hatta dışarıdan herhangi birinin aralarına katılmasına da müsaade etmeyen grup demektir) Yakın zamanda, Bolu'da, bir mesire yerinde, bir ailenin işlettiği, salaş bir mekâna uğramıştık. Hizmet alanlar, son derece memnun kalınca, hiç düşünmeden yine aynı yer, dedim. Benden selam söyleyin, Bolu Beyi'ne, misali Köroğlu Diyarı'ndaki, aileyi aradım. Başta kendilerine yakın, tuvaletler olmak üzere, temizlik ve hazırlık yapmalarını söyledim. Hiç merak etme dediler. Grubun yanında, yiyecek/içecekleri ile geleceklerini, sizlerden de çay/kahve vb. şeyler alacaklarını söyledim. Ailenin, Kızı da teknoloji biliyor. O'na da canlı konum attım, ne zaman geleceğimizi takip ediyor. Sabahın alaca karanlık başlangıcında, grup ile buluştuk. Araba; Midibüs (30 kişilik).Aman Allah'ım, bagajlar ağzına kadar doldu ve taştı. Sanki mutfaklar boşaltılmış (gülüyor) Börekler, çörekler, yemekler, içecekler, Bunları anladıkta, termoslara konulan çaylar ve kahveler, hani işletmeden, "Tahsisi ve hizmeti karşılığı, Çay ve kahve içecek idik”  yetmedi, bir hanımefendi de minik tüpü ve demlikleri ile birlikte, gelmez mi. Kaptan, bagaj kapaklarını kapatamıyor. Bir de memlekette, kıtlık ve açlık var, diyorlar.(gülüyor)

 

    Neyse bir şekilde yola çıktık. Grup liderine dedim ki, bu tur, sizin. İster anlatım isteyin benden, ister, "Erik dalı gevrektir" Siz nasıl isterseniz, O şekilde hareket edelim. Net bir şey söylenmeyince, yolda bilgi vermeye başladım ve yolculuk esnasında en büyük şikâyet konusu, “klima” çok sıcak oldu “aç”, çok soğuk oldu “kapa” ve yollardaki temiz olmayan tuvaletler. Bizim halkımızın her şeye bulduğu çare vardır. Benim gurubumda, uzun tartışma ve şikâyetlerin sonucunda, turizm ülkesi isek, Tuvalet Bakanlığı kurulmalı, hatta Alo 100 ihbar hattı ve Tespitine müteakip gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır şeklinde sohbeti bağladı.

 

       Mekâna varınca, işletme sahibi ailenin haklı olarak, moralleri bozuldu.  İşletmeden, bırakın çay ve kahve istemeyi, bunlar bize,"Günahlarını bile vermez" bakışlarını, gözlerinden hissettim. Ben de Kaptanla ikimize bir masa ayarlayıp başladım, bir demlik çay(minik semaver şeklinde), iki acı kahve, iki gözleme vs. maksadım, İşletme sahiplerinin morallerini yükseltmek ve değerli misafirlere, örnek olmak ve hesabı siftah niyetine, peşin ve biraz da abartılı ödedim. Ki bence, fazlasını hak ediyorlardı. Bir süre sonra minik tüpünü beraberinde getiren Hanımefendi, işletmenin göbeğinde, gazı açıp bir güzel çayı demlemeye başlamasın mı (gülüyor) Bu arada, işletmede, bir bardak çay, 5 Tl. Türk Kahvesi ise 10 Tl.  İşletme sahipleri, hatırıma müdahale etmediler, ama ben yerin dibine geçtim. Dedi. Bunları gazetede ki köşemde yazmama izin verirmisin? diye sordum. Yaz tabiî ki dükkân senin Kardeşim dedi. Zaten o kadar çok anı biriktirdim ki, bunu da notuma aldım. Tekrar bir kitap daha hazırlayacağım dedi. O zaman biraz da rehberlikten bahsedelim dedim. “Rehberlik Zor Zanaat” dedi ve ilginç mizah dolu üslubuyla anlatmaya başladı.  Çok uzun süreceğinden başlığını atıp bir sonraki yazıma bıraktım. Kalın sağlıcakla.