Bugün, 18 Ocak 2026 Pazar

Mehmet Ali AYDIN


BİZİM GÖRDÜĞÜMÜZ HER ŞEY GÖRDÜĞÜMÜZ GİBİ OLMAYABİLİR!

BİZİM GÖRDÜĞÜMÜZ HER ŞEY GÖRDÜĞÜMÜZ GİBİ OLMAYABİLİR!


Sosyal medya denilen araç, insanların iç yüzünü de deşifre etmesi bakımından son derece önemli bir vesile. Burada meydanı boş bulan kendini akıllı zanneden akıl fukaraları kendileri hariç her şeyi tenkit ediyor, kınıyor, reddediyor hatta kendisi ile aynı değerleri paylaşmayanlara utanmadan, arlanmadan hakaret ediyor ve küfrediyorlar.

Görüş ve düşüncesi ne olursa olsun bunu edebi ile paylaşanlara bizim, bir sözümüz olamaz, insan inançlı olabilir, inançsız olabilir, her hangi bir siyasi düşüncesi olabilir, bize çok ters gelen fikri ve ideolojisi olabilir, fakat bana hakaret etmiyorsa, benim duygu ve düşüncelerime saygı gösterebiliyorsa ben ona sadece saygı duyarım. Hiç birimizin diğerini bu nedenlerden dolayı ayıplaması, küçük görmesi ve aşağılaması insan olan için mümkün değildir.

Ne yazık ki; bazı acizler bilgi, görgü ve fikir düzeyi çukur olduğu için (alçak demiyorum alçak bir anlam ifade ediyor) kendi gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan ederek ona karşı aklı sıra sosyal medya üzerinden savaş ilan ediyor.

Hiç birimiz, dili, dini, rengi, duygu ve düşünceleri nedeniyle başkalarını hakir görme hakkına sahip değildir.

Çoğu zaman bize gösterilenle kanaat sahibi olur ve hüküm veririz. Günümüzde toplumlar üzerinde yapılan çeşitli algı operasyonları ile kamuoyu oluşturulmaya çalışılmakta, tamamen yalan ve yanlış şeyleri bize doğru gibi yutturmaya çalışmaktadırlar. Görüş ve düşüncelerimiz ne olursa olsun bir şeyin tam doğruluğunu bazen gözümüzle görsek bile inanmayalım. Çünkü zahiren doğru gördüğümüz bizi algı yanılgısına götürebilir ve batınında (gerçeğinde) bizim gördüğümüzün tam tersi doğru olabilir.

Bu nedenle özellikle Müslümanlar olarak zanla hareket etmemeli, işin doğruluğu konusunda tam emin olduktan sonra karar vermeliyiz. Aksi takdirde hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden oluruz.

Bununla ilgili olarak sizlerle Musa (A.S) bir kıssasını paylaşmak istiyorum. Lütfen dikkatli okuyalım ve bundan sonra her türlü hareketlerimizde daha dikkatli olalım diyorum.

"Bir gün Musa Peygamber dış görünüşünde adaletsizlik ve zulüm görünen gizemli olayların, iç yüzündeki adaleti görmek ister. Bunun için, Allah'a yalvarır. Hikmetler sahibi Allah bu duayı kabul eder. O'na dört yol kavşağında bulunan bir çeşmenin karşısında saklanarak, cereyan edecek olayları dikkatle izlemesini emreder.

Hazreti Musa, kendine bildirilen çeşmenin karşısındaki ağaçlığın içine oturur, yollardan gelip-geçen yolculara dikkatle bakmaya başlar.

Bir süre sonra tozu dumana katarak bir atlı gelir. Çeşmenin başında bir müddet dinlenir. Daha sonra atına binerek yoluna devam eder. Ancak atlı, istirahat sırasında içi altın dolu kemerini çözüp ağacın altına bırakmıştır. Çeşme başından ayrılırken, geri kuşanmayı unutur. Para çeşmenin başında kalır. Atlının arkasından gelen bir delikanlı ise çeşmeden suyunu içip yoluna devam edeceği sırada, içi altın dolu kemeri görür. Heyecanla kemeri kaptığı gibi o da başka bir yola gider.

Çok geçmeden iki gözü de ama bir ihtiyar çeşme başına gelir. Soğuk sudan bir yudum içip şöyle bir nefes alırken, parayı unutan atlı pürtelaş geri döner. Kemeri çözdüğü yerleri araştırdıktan sonra, ihtiyara:

-Burada unuttuğum para kemerimi sen aldın. Ya paramı verirsin, yahutta boynunu vururum der.

İhtiyar:

-Evladım! ben iki gözü de görmeyen bir adamım. Senin paranı almadım, derse de atlı onu dinlemez. Parasını sakladığı iddiasıyla ihtiyarı bir kılıç darbesiyle oracıkta hemen öldürür. Sonra da atına binerek oradan uzaklaşır.

Bu manzarayı seyreden Musa Peygamber:

- Ya Rabbi! Bu olayların içinde ben adalet göremedim. Bu adamın parasını daha evvel gelen bir çocuk aldı, fakat para sahibi, iki gözü de görmeyen bir zavallıyı öldürdü, der.

Mutlak hikmet ve adalet sahibi olan Allah şöyle cevap verir bu soruya:

-İnsanlar böyledir zaten ya Musa! Olayların dışına bakarlar, zulüm var sanırlar. İç yüzünü bilmezler.

- Bu olayların iç yüzü nedir ya Rabbi!

- Parasını çeşme başında unutan adam, vaktiyle yanında çalıştırdığı bir fakire hakkını vermemişti. Parayı bulan delikanlı o fakirin oğludur. Çeşmenin başındaki parayı buldu ve alıp götürdü. Aldığı para vaktiyle babasının çalışıp ta alamadığı ücretin ta kendisiydi. Bu sebeple çocuk, babasından kendisine miras olarak intikal eden hakkını almış oldu.

Ölen ama ihtiyara gelince, o da vaktiyle zalim biriydi. Astığı astık, kestiği kestikti. Hatta gözleri kör olmadan önce en son olarak da, parayı unutan adamın babasını öldürmüştü. Bu güne kadar yaptığı zulümler yanına kar kalmıştı. Şimdi vaktiyle öldürdüğü adamın oğlu gelip, parasını aldı zannıyla babasının katilini öldürdü. Bu suretle (zahirde adaletsizlik görünmesine rağmen) gerçekte adalet yerini buldu.

Ya Musa, söyle! İnsanlar sebebini bilmedikleri şeylere itiraz etmesinler! Bir sırrı vardır deyip rıza göstersinler."

Benden söylemesi gerisi sizin bileceğiniz bir şey. İsterseniz istediğiniz gibi konuşabilir, başkalarına iftira edebilir, hakaret edebilirsiniz, dilin kemiği yok.

Fakat eğer yanılırsanız hesabın çetin olduğu günü unutmayın. Başkalarının gözündeki çöpü aramak yerine kendi gözümüzdeki merteği çıkaralım.

Her ne olursak olalım önce insan olalım...