Salamon’un komşusu Mişon’a 10.000 lira borcu vardır ve ödeme vakti yarın sabahtır. Ancak Salamon’un beş kuruş parası yoktur. Sıkıntıdan yatakta bir sağa döner, bir sola döner; gözüne bir türlü uyku girmez. Ter içinde kalır, sürekli oflayıp puflar.
Karısı Rebeka durumun farkına varır ve sorar:
— "Salamon, neyin var? Neden uyuyamıyorsun?"
Salamon inleyerek cevap verir:
— "Nasıl uyuyayım Rebeka? Yarın sabah Mişon’a borcumu ödemem lazım ama tek kuruşum yok. Adamın yüzüne nasıl bakacağım diye düşünmekten ölüyorum!"
Rebeka sakin bir şekilde yataktan kalkar, pencereyi açar ve karşı binadaki komşuları Mişon’un penceresine doğru avazı çıktığı kadar bağırır:
— "Mişoooooon! Mişoooooon! Bak buraya!"
Mişon uykulu gözlerle pencereye çıkar:
— "Ne var Rebeka, gecenin bu saatinde ne oldu?"
Rebeka cevabı yapıştırır:
— "Salamon’un sana yarın sabah borcu vardı ya... Hah, işte onu ödeyemeyecek, parası yok!" der ve pencereyi sertçe kapatır.
Yatağa geri dönen Rebeka, şaşkınlıktan donup kalmış olan kocasına döner ve der ki:
— "Hadi Salamon, şimdi o düşünsün, sen uyu!"
Bu fıkra, hayatta bazen çözemediğimiz dertleri sırtımızda taşımak yerine, gerçekleri kabul edip topu karşı tarafa atmanın (veya durumu kabullenmenin) getirdiği psikolojik rahatlamayı mizahi bir dille anlatır.
Hikayenin farklı bir versiyonunu duymak ister misiniz yoksa bu tarz başka fıkralar ilginizi çeker mi?
