Malum olduğu üzere, bütün dünya ve biz uzun zamandır bir virüs afetiyle topyekûn mücadele ediyoruz. Bütün dünya salgının önüne geçebilmek amacıyla olağan üstü tedbirler, önlemler almaya çalışıyorlar. Binlerce insan hayatını kaybetti, kaybetmeye devam ediyor, böyle giderse etmeye de devam edecek.
Bu salgın ile ilgili bir sürü fikir üretildi, komplo teorileri ileri sürüldü. Herkes kendine göre bir şeyler söyledi. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin ama bu salgın gerçeğini değiştiremiyor. Ortada sıkıntılı bir durum var ve biz bunu birlikte hareket eder ve kurallara uyarsak en az hasarla bu bela dan kurtulabileceğiz.
Ülkemiz salgının sonradan meydana geldi ülkelerden biri ve aldığı tedbirler ve uygulamalarla bu salgına karşı başarılı bir imtihan veriyor. Belli mihraklar dışında ki onlar değişmiyor, verdiğimiz sınavı herkes takdir ediyor.
Mutlaka bir takım hatalar, gecikmeler ve yanlışlar oluyor, olması da muhtemel. Nihayetinde insanız. Ne yazık ki hatalar kendimizden kaynaklansa bile suçu yüklemek için bir günah keçisi buluyoruz.
Ben şahsım için söylüyorum, bu gün itibarı ile 34 (otuz dört) gündür evden dışarı çıkmadım. Yani oturduğum sitenin bahçesine bile. Bu ne demektir biliyor musunuz? Beni tanıyanlar bilir yaşım 67 olmasına rağmen çok haraketli ve yerinde duramayan, çok ezen biriyim.
Böyle olmasına rağmen 34 gün=5 hafta= 816 saat=48960 dakika=4896000 salisedir evde hapis hayatı yaşıyorum. Hafta içi sokağa çıkma yasağı olmayan, gece sokağa çıkma yasağı olmayan ve gerekli tedbirleri alarak istediği şekilde gezebilenler iki haftadır uygulanmaya çalışılan hafta sonu sokağa çıkma yasağına dayanamadılar.
İlk hafta marketleri yağmaladılar, aklına köy gelmeyenler gece yarısı köyün yolunu tuttular, olmadı yasağı delmek için sokaklara çıktılar. Sadece İstanbul’da yasağı ihlal eden üç bin kişiye yakındı. Buna ilk haftanın acemiliği dedik.
Bu sabah televizyonu açtım haberlere göz gezdireyim dedim, karşıma hemen yasakları delenlerle ilgili haberler çıktı. Yasakları delmeleri tamam da bir de hatalarını kabul etmeyip güvenlik güçlerine, haber yapan kameraman ve habercilere saldıran hayvanlara rastlamak ister istemez hangi memlekette, kimlerle birlikte yaşıyorum sorusunu aklıma getirdi. (Kaba sözüm için insanlardan, rencide ettiğim ve onların ismi ile andığım hayvanlardan özür diliyorum)
Gençler yasağı ihlal edip denize giriyorlar, yakalanınca da ağıza alınmaz küfürler ediyorlar, Sokakta yakalanan maganda genç, polislere hakaret ediyor, küfrediyor, kendisini çeken kameramanlara saldırmaya çabalıyor, polis engellemek için uğraşıyor, çaba gösteriyor.
İki tane karı (onlara bayan dersem diğer hanımefendi ve bayanları incitmiş olurum), giyimlerine bakınca oldukça şık ve modern, içkili ve sarhoş gecenin bir saatinde araç sürerken yakalanıyorlar, hem yasak ihlal edilmiş, hem sarhoş hem de araç kullanıyor, polis yakalayıp cezai işlem uyguluyor. Görevli polisleri sadece bir dövmedikleri kalıyor, hakaret, tehdit ve zor kullanma dahil her şeyi yapıyor ve birde polisten yaka numarasını istiyorlar. Galiba güvendikleri bir dayıları var ki polisten hesap sorduracaklar.
Affedersiniz, bunları görünce tiksindim. Sonra haberleri kapattım. Belki daha ne kadar bununla ilgili şeyler görecektim.
Bazen bu tür şeyleri görünce sinir katsayımı kontrol edemiyorum, şimdi bunlara her şeyi söylesem biraz rahatlayacağım ama sizler rahatsız olacaksınız, söylemesem ben huzursuz olacağım. Bazı takipçilerim var onlar benim oto kontrollerim bir şeyi farklı söylesem hocam olmadı, sana yakışmadı diye ikaz ediyorlar.
Tamam, ben bunlara şerefsiz, ahlaksız, namussuz haysiyetsiz, mikroplar, pislikler desem bana yakışmaz. Fakat yaptıkları ile milletin hayatını tehlikeye atan, onca emeği heba eden ve hastalık süresinin uzamasına sebep olmak suretiyle benim daha fazla evde kalmama sebep olanlara bu hakaretler yakışmıyor mu?
Ben bunlar gibi insan kılıklı mahlûklarla aynı ülkede yaşamak zorunda mıyım? Alın bunları kapatın geniş mera ve mandıralara orada hayatlarına devam etsinler, yeşillik yetmezse önüne biraz saman koyarsınız!


