Bugün, 16 Ocak 2026 Cuma

Muzaffer GÜNAY (GİZEMLİ HİKAYELER)


BÜYÜK BABA YETİŞMESEYDİ -1-

GİZEMLİ HİKAYELER


 

ABD’den hareket etmek üzere, uçağa bindi. Körfez savaşına katılmak üzere. Askeri uçak havalandı.

Daha uçağa bindiği dakikadan itibaren Jeri, yaşının çok genç olmasının da verdiği çiğlikle, memleketinden ilk kez ayrılmanın dayanılmaz acısı ile kavruluyordu.

Arkadaşları ile bir süre konuşup, efkarını dağıtmak istiyordu. Yaşları 20-25 arasında olan çok sayıda asker vardı kendisi gibi, savaşa gönüllü olarak katılmak üzere uçağa binen. Hakikaten , bir saat kadar, uçakta gittiğini bile unutabildiği bir konuşmanın sıcaklığını yaşadı Jeri. Arkadaşlrının bir kısmı, bekardı. Kendisi gibi evli olanların sayısı azdı.

Jeri, bir arkadaşına buğulu gözlerle ve bir felsefe yapmaya hazırlanmış gibi bakındı:

- Yahu, ne biçim iştir ki. hiç tanımadığın bir ülkeye savaş yapmak için gidiyorsun. Aramızda binlerce millik mesafer var. Adını sanını bile zor biliyorum gittiğim ülkenin. Tuhaf geliyor mu sana da?

Sakız çiğnemekte olan ve oldukça zinde görünen William (Vılyım),  çiğnediği sakızı ağzında şişirip patlamadan geri çektikten sonra:

- Yok canım, senin gibi düşünmek kafayı üşütür.  Basbayağı bir mantığı var işte bu savaşın ve bütün savaşların. Barış diye bir şey varsa, insanın dağarcığında, zıttı olan savaş da var demektir dostum. Şimdinin dünyası küçüldü filozof Jeri. Sınırlar sembolik.

Uçağın küçücük penceresinden aşağıdaki küçük küçük bulut kümelerini seyre dalan Jeri neden sonra, kendine gelmiş gibi mırıldandı:

-Acaba Körfez’de de havalar böyle mi?

Vilyım sinirlendi:

-              Sen beni dinlemedin mi?

-              Haaa? Bir şey mi dedin?

-              Yok devenin nalı..

Sonra daha başka bir şey konuşmadan, arkadaşına küsmüş gibi koltuğuna iyice yaslandı Vilyım.

***

Savaş kısa sürmüştü. ABD ve müttefiki İngiltere teknolojik üstünlüklerinin sonucu olarak istedikleri amaca ulaşmışlardı.

Jeri geldiği uçakla geri döndü, ülkesine. Hemen evini aradı bir telefon kabininden. Önemli bir haberle sarsıldı. Çünkü karısının doğumu çok yakındı ve doğacak çocuğun babasının kanına ihtiyacı vardı. Annesi idi bunu söyleyen. 

Kendi kasabasının bağlı bulunduğu şehre git mek üzere bir trene bindi. Üç saatlik bir tren yolculuğunun ardından memleketi olan Boston’da indi. Zaten Tren buradan öteye gitmiyordu. Haki renkte uzun valizi omuzunda kalabalık olan istasyon boyunca bir süre yürüdü. Bir fakir aile gördü, dileniyorlardı. Onlara acıdı, arka cebinden cüzdanını çıkardı ve 40 cent para verdi ve cüzdanını aldığı cebine koydu ve yoluna devam etti.

Zıt istikametinde bir adam hızla geçerken, güya bilemedenmiş gibi kendisine çarptı ve göz açıp yu-masıya bir sürede arka cebindeki cüzdanı kapıp hızla kaçtı. Fakat, Jeri bunun farkına varamadı. Kasabasına gitmek için otogara vardı. Bilet almak için cüzdanına elini attığında, gerçeği farketti. Artık, değil bilet parası, simit parası bile yoktu. 

>>>devam edecek....