Bugün, 13 Mart 2026 Cuma

Mehmet Ali AYDIN


ÇANAKKALE NE OLDU?

ÇANAKKALE NE OLDU?


“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”

Yazıma İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif’in İstiklal Marşındaki bir dörtlüğü ile başlamak istedim. Bu dörtlük milletimizin karakterini özetleyen muhteşem mısraları barındırıyor. Anlayana gerçekten çok şeyler anlatıyor. Fakat müsamere şiiri gibi okursanız size vereceği bir şey yok. Duymak, hissetmek ve yaşamak lazım.

Bir önceki yazımın başlığı “ÇANAKKALE’DE NE OLDU” idi. Bu defa başlıkta bir hece eksikle devam edelim dedim. Çanakkale savaşı tarihimize damga vuran ve her Atalarımız Çanakkale’de neden, niçin ve neler için savaştılar bunları geçen yazımda özlü anlatmaya çalışmıştım. Memleketimizi düşman çizmeleri çiğnemesin, dinimiz, diyanetimiz, ırzımız, namusumuza düşman eller tasallut etmesin. Milli ve manevi değerlerimiz düşman emellerine alet olmasın, ezanımız dinmesin, bayrağımız inmesin diye on binlerce genç, yaşlı şehit vermişiz.

“Çanakkale geçilmez” derken memleketimizin düşmanların işgaline uğramayacağını, gerekirse yediden yetmişi, kadın erkek demeden vatan uğruna canımızı verebileceğimizi ve düşmana memleketimizi mezar edeceğimizi beyan etmekti. Tarihimize göz attığımızda mutlaka en az bir tane bazen farklı coğrafyalarda birden fazla bağımsız devlet kurmuş bir milletiz. Fakat ne yazık ki kurduğumuz devletleri yıkan da yine bizler olmuşuz. Düşmanları karşısında yenilerek yıkılan Türk Devleti bir elin parmakları kadar yoktur.

Evet Çanakkale geçilmedi, on binlerce şehit vererek düşmanları püskürttüğümüz Çanakkale geçilmedi ama günümüzde savaşarak cephede yenemedikleri milletimizi genleri oynayarak kendine benzetenler savaş yapmadan Çanakkale’yi geçtiler. “Milletler savaşlarla yıkılmaz, düşmana benzediği zaman yıkılır” sözü boşuna söylenmemiş. Günümüzde milletimizin yaşantısına baktığımızda, Çanakkale’de amaçlarına ulaşmayanlar, kültür emperyalizmi yoluyla ne yazık ki amaçlarına ulaşmış ve her yönüyle bizi kendilerine benzetmişlerdir.

Sözüm ona batı hayranlığı bizi biz yapan değerlerimizin ortadan kalkmasına ve batının pespaye yaşantısını taklit etmek suretiyle onlara benzemeye başlamışız. Aslında hiçbir taklit aslı gibi olamayacağına göre biz de ne kadar uğraşırsak uğraşalım onlar gibi olamayacak ve ne kendimiz gibi olacağız ne de onlar gibi. Bir millet düşünün yüz yıllardır getirdiği ve onu millet yapan özellikleri terk edecek ve hayranlık beslediği batılılar gibi olmak uğruna bir ucubeye dönecek. Maden onlara hayran olup, onları taklit edecektik, Çanakkale’de o kadar şehit neden verildi ki. Çanakkale’den geçip devletin kalbi olan İstanbul’a giremeyen haçlı güruhu ne yazık ki aslını inkâr eden haramzadelerimizin gönlüne, kalbine, ruhuna ve namahrem olan evine kadar girdi.

Batıyı taklit uğruna örf, anane, gelenek, görenek, değerlerimiz, inançlarımız ve manevi dünyamızı tarumar ettik. Edirne’den yurdumuza giren bir yabancı ülkemizin Müslüman olduğunu ancak camiler ve minarelerimizi görünce anlar, yoksa bizim yaşantımıza bakarak bunu anlaması çok zor. Öncelerin Cat Stewans’ı şimdinin Yusuf İslam’ı: “İyi ki Müslümanları tanımadan önce Kur’an’ı tanımışım. Tersi olsaydı ben Müslüman olmazdım.” Derken bir gerçeğe parmak basıyor ama bizde onu anlayacak feraset nerde. Hala batı hayranlığımız gittikçe artarak devam ediyor. Onlarsa bizi kendilerine benzeterek karşılarında neye benzediği belli olmayan bir ucube görmek istiyorlar.

Bunları söylerken bir yanlış anlamaya da meydan vermeyelim. Biz batının kültür emperyalizmi ve körü körüne taklidine karşıyız. Yoksa ilmine, bilimine, teknolojisine ve insanların faydasına olan şeylerine karşı değiliz. Fakat biz onları almak yerine onların yaşantısının girdabımda boğulup gidiyoruz.

Onlar gibi giyiniyoruz, onlar gibi yaşamaya çalışıyoruz, onların doğruluk, dürüstlük, iş ahlakı ve yasalara uyma alışkanlıklarını değil onların aile hayatını taklit etmeye, karşı cinsle olan ilişkilerimizi onların çarpık ilişkilerine benzetmeye çalışıyoruz. Namazsız, oruçsuz, zekatsız, camisiz bir din yaşıyoruz. Bazı ilahiyatçılarımızın din ilgili bilgileri bile dini bozmaya ve çarpıtmaya yönelik. Batının bize ne kadar yaramayan şeyi varsa alıyoruz ama yararlı şeylerini almak aklımıza gelmiyor.

Suriye ve Irak’tan gelen mültecilere olmadık hakareti yapanlar, fırsatını bulsa ilk önce batıya kapağı atacak olanlar. Kendileri batıya kaçabilse yerleşe bilse iyi güzel de, kimin kiminle niçin savaştığı belli olmayan, kardeşin kardeşi kırdığı savaşlardan kaçarak ülkemize sığınanlara her türlü hakareti edenler, kendilerini kabul edecek bir Avrupa devleti bulsa koşarak gidecek kadar omurgasız ve onursuzlar.

Dükkanlarımızın tabelaları gavurca, oturduğumuz mekanlar gavurlar gibi dizayn edilmiş. Günlük konuşmalarımızda kullandığımız kelimelerin çoğu argo ve yabancı kelimeler. Giyim kuşamımız onlardan farklı değil. Ahlaki değerlerimiz hak ile yeksan olmuş. Ahlaksızlık diz boyu. Televizyonlarımızdan akşama kadar özellikle kadın programları başta olmak üzere pislik akıyor. Dizilerimizde namussuzluk, karaktersizlik diz boyu. Akşam biri ile yatan sabah bir başkası ile kalkıyor. Ar namus tertemiz olmuş.

Sonra da her yıl 18 Mart günü geldiğinde “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” naraları atıp edebiyatını yapıyoruz. Çanakkale’de şehit düşen atalarımız kalksa da şöyle bir halimize baksa utancından yere geçer ve herhalde “Biz bunlar olsun diye mi düşman mermilerine göğsümüzü siper ettik, şehit düştük ve kefensiz yatıyoruz diye de düşünmeden edemezdi herhalde.

Neyse çok uzatmaya gerek yok. Anlayan anladı. Anlamayana ne anlatırsan anlat.