Bugün, 15 Mayıs 2021 Cumartesi

Tevrat İŞLEYEN


CANLA BAŞLA ÇALIŞMAK

CANLA BAŞLA ÇALIŞMAK


İyi insan; sağlam karakterde olan, iyi düşünen, iyi duygulara sahip olan, iyi hareket eden, yanlışı doğrudan, doğruyu da yanlıştan ayıran iyi niyetli kişidir. İdealist bir insan, bu minval üzere hareket eğittiği içindir ki, birtakım zararlı davranışlardan ve zaaflardan uzak durur. Çevresindekilerin çıkarlarını, en az kendi çıkarları kadar düşünür ve gözetir. İyi bir insan, aynı zamanda yardımseverdir, hak yemez ve yalan söylemekten de kaçınır.

Biz biliyoruz ki, İş insanın aynasıdır. Bu söz bize karakterle iş arasındaki bağlantıyı özlü bir şekilde anlatır. İyi insan, yaptığı işe kendini bütünüyle verdiği gibi, çalışmayı en büyük görev addeder ve yaptığının mükemmel olması için canla başla çalışır.

Kaytarma, işi başından atma ve işi savsaklama yollarına gitmez. Böylesi bir davranışın hem kendi kişiliğine, hem de çevreye karşı bir küçülme olduğunu bilir. İşine karşı iyi niyetli bir çalışma eğilimi içinde bulunan kimseler, ilk bakışta belli olur. Kendilerini işlerine kaptırmışlardır. Mesaileri süresince bir dakikalarını bile boş geçirmek istemezler.

Dürüst çalışmayı ve helalinden kazanmayı kendilerine şiar edinen insanların bütün dikkatleri işleri üzerinde yoğunlaşır. Sağdan soldan gelen etkilere uymazlar, zararlı eğilimlere kapılmazlar. Derin bir sorumluluk duygusuyla yaptıklarının daima en iyi ve en başarılı olmasını isterler. Sonuçta amaçlarına ulaşırlar.

Toplumun kalkınması için böyle sağlam karakterli, güvenilir, çalışkan bireylere ihtiyaç vardır. Bir insan kendisine verilen işleri canla başla, gerçek bir sorumluluk duygusuyla, en iyi şekilde yapmaya çabaladığı müddetçe, sağlam ve saygıdeğer bir kişiliğin temellerini atmış demektir.

İnsanoğlu, başı sonu sırlarla dolu, göz kamaştırıcı bir âlemin, çeşitli yanılgılar içinde bulunan varlığıdır. Hal böyle olunca da, dünya zevklerine kapılmaya, kendi öz çıkarları uğruna türlü çılgınlıklar yapmaya niyetlenir insan ve dünya malının heveslisi olur. İnsan mizacı gereği daima rahat ve huzur peşinde koşar. Kendi huzurunu ararken, başkalarının varlığı kendine birer engel olarak ortaya çıkar.

Sosyal hayatın olduğu yerde karşılıklı yardımlaşmaların, fedakârlıkların ve eziyetlerin olması doğaldır. Ama çıkarına düşkün insan, bunu bir türlü kabul etmek istemez. Çevremize şöyle bir kulak kabartırsak, herkesin birbirinden yakındığını ve şikâyet ettiğini görürüz. Gün geçtikçe maddeye doğru yönelen insan, dünyaya gelişimizin gerçek gayesinin insanları sevme, iyilik ve yardım etme olduğunu bilmezlikten ve görmezlikten gelir. Hal böyle olunca da toplumun düzeni ve iş ahlakı bozuluverir.

 Hatta, dünya nimetleri onun gözünü öyle kamaştırır ki, bunun dışında kalan şeyler üzerinde düşünmeye bile fırsat bulamaz. Zevklerin ortasında kalan insan, kendisini ölümsüz bir varlık olarak görür veya böyle bir hayale kapılmayı hissiyatına daha uygun bulur. Kendini, kendi dünyasının biricik hâkimi sanır.

Halbuki, insanlara biraz düşünce ve alçak gönüllülük gerekir. Şu pırıl pırıl parlayan dünya âlemi ruhumuzun fazilet ışıklarını söndürmemeli, hatta daha da nurlandırmalı. Yaşayışımızın İlahi sırları asla unutulmamalı. Bize bir nimet olarak takdim edilen iş hayatının temel amacı kesinlikle gözden kaçırılmamalıdır.

Bu anlamda aslolan; bir gün öleceğimizi düşünerek maddi hırs ve zevklere başkalarını feda edercesine kapılmaktan kendimizi alıkoymalı, ardımızda iyi bir isim bırakmak için insanları sevmeli, onlara yardım eli uzatmalı ve onlarla birlik olunmalıdır. İnsanlığın maddi ve manevi kurtuluşu için hepimize düşen bir görev vardır. Bunu asla unutmayalım.