Nereden başlasam, ne söylesem bilemediğim bir ruh halinde yazacağım bu hafta. Bolca sürçülisan yapabilirim, affetmeyebilirsiniz. Derdim sanat yapmak ya da süslü cümleler kurmak değil. Yüreğimin çokça sıkıştığı bir konu: Okullarımız, gençlerimiz... Her şeyi öğrettiğimiz ya da öğretmeye çalıştığımız yavrularımıza öğretmediğimiz dinimiz. Müslüman memlekette Müslümanlığın boynu büküklüğü ve Müslümanca evlat yetiştirmenin zorluğu. İlkokula kadar göz nurunu akıttığımız, Allah, Peygamber aşkıyla donattığımız yavrularımızın bir senede nasıl tanınmaz hale getirildiğini ve çıkmazlarımızı konuşalım.
İçi boş, yavrularımızın ruhlarına, gönül dünyalarına, maneviyatlarına, ahlakına… hiç bir şey katmayan ve çoğunluk olarak okula bir gelir kapısı olarak görülen tiyatro gösterileri, sinema ve gezi etkinlikleri, eğlence olmaktan çok (eskiye oranla nispeten daha iyi) işkenceye dönüşen törenler, öğrencilerin dolgu malzemesi olarak kullanıldığı ve yeri gelip saatlerce bekletilen programlar, hiçbir kontrol ve gözetimden geçmediğini düşündüğüm içeriğinde olumsuz örnek olabilecek bir sürü saçmalığın bulunduğu ve öğretmenler tarafından yardımcı kaynak ve okumak için aldırılan hikaye, roman vb. kitaplar, bitmek bilmeyen doğum günü, belirli gün ve haftalar, yılbaşı programları, içler acısı mezuniyet şenlikleri…
Geçen 19 Mayıs töreninde bir özel okul öğrencileri konser programı düzenlemiş. Şarkı söyleyen bir kız evladımız. Arkasında güzel bir orkestra gayet güzel söyleyip eğleniyorlar. Öğrencileri izleyen tüm öğretmen, idareci, okulun diğer öğrencileri ve veliler de coşkulu bir şekilde alkışlayıp seviniyorlar, mutlu oluyorlar. Buraya kadar her şey normal gelebilir. Bir yerel TV kanalında öve öve bitiremeyerek haber yapılan bu programda şarkı söyleyen kızımızın seslendirdiği şarkı sözlerine hep birlikte bakalım.
Benim gönlüm sarhoştur
Yıldızların altında
Sevişmek, ah, ne hoştur
Yıldızların altında
Mavi nurdan bir ırmak
Gölgede bir salıncak
Bir de ikimiz kalsak
Yıldızların altında
Yanmam gönlüm yansa da
Ecel beni alsa da
Gözlerim kapansa da
Yıldızların altında
Ne var bunda demeyin, sanat demeyin, normal demeyin Allah aşkına. Tertemiz dimağları kirleten sözler bunlar. Çocukların düşünmediği şeyleri düşündüren sözler bunlar. Ve kasıtlı yazıldığından hiç şüphem yok. Kim yazmışsa bu memleketin değerlerine kastı vardır hatta savaş açmıştır. Haberlerde gördük Giresun’da olan hadiseyi biliyoruz. Hep söylüyorum bunlar buzdağının görünen yüzü. Onda ne var bunda ne var diye diye bu hale geldik. Karakter, ahlak bir günde bir olayla bozulmaz. Adım adım kemirir ruhlarını insanın yanlışlar ve sonunda yanlışı sahiplenen olduğumuzun farkında bile olmayız.
Önlerine sunulan her şeyi hakkı bilen, emek vermeden sadece tüketen bir nesil ile birlikte yaşıyoruz maalesef. Allah aşkına sofraya besmele ile oturan, sofradan kalkınca ağız dolusu bir şükür eden, anneciğinin emeğini düşünerek ona yürekten bir teşekkür eden, babasının bunca nimeti kazanmak için çalışıp çırpındığını bilip ona saygı ve hürmet gösteren evlatlarımız kaldı mı? Bırak teşekkür etmeyi sofraya oturtamıyoruz. Hazır, fast food tarzı yemekleri odalarına servis ediyoruz ya da ayaküstü mutfakta atıştırıp çok önemli işlerinin başına yani sanal dünyasına çekiliyorlar.
Proje üstüne proje geliştirsek, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin iyi örneklerini alsak, seminer üstüne seminer, konferans, bilim şenlikleri, etkinlikler yapsak belki bugünkü ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin seviyesine gelebilir, yol kat edebiliriz. Ancak Millet olmaktan çıkmamıza engel olamayız. Gelişmiş ülkelerin bugün kaybettiği aile, inanç, kültür, millet olma şuuru, ahlak, erdem, dayanışma ve yardımlaşma, kanaat, kutsal değerler uğruna gerektiğinde can verme… gibi değerleri aramayla bulamayız bilelim.
Hunharca harcadığımız, yok ettiğimiz bizi biz yapan değerleri sanat adı altında, çocukluğunu yaşasın, aklında kalmasın, büyüyünce anlatırız, şimdi psikolojisini bozarız gibi safsatalarla yok etmeye devam ettiğimiz müddetçe her geçen gün kaybetmeye mahkûmuz. Özgürlük adı altında evlerimizin içine kadar giren yayınlara, çocuklarımızın telefonlarına kadar giren video ve içeriklere, önüne gelenin hiçbir değer gözetmeksizin kitap yazıp (bilhassa çocuk kitabı) okullara rahatça servis edebildiği durumlara dur demedikçe işimiz her geçen gün zorlaşıyor. Küçükken çok iyi olan evlatlarımız büyüyünce tanınmayacak hale geliyor.
Bu çocuklar bizim. Herkes evladına sahip çıksın. Ne etini verin ne kemiğini kimselere. Kime emanet ediyorsanız kontrol edin, takibi bırakmayın. Nasıl bir evlat yetiştirmek istiyorsanız ona göre programlar izletin, kitaplar alın. Her şeyi bilsin, her şeyi okusun demeyin. Evladınızın ahlakını bozabilecek bir şeyi ne okusun ne izlesin. Bilhassa 7-8 yaşına kadar her konuştuğunuza, her hareketinize, her izlediğine dikkat edin. Zira bu yaşa kadar gördükleri duydukları direk davranış olarak dönecektir evladınıza.
Dönüp baktığımızda koskoca bir eğitim yılı geçiren ve sayısız etkinliğe boğulan yavrularımızın ruhuna ne gitmiş, hangi değeri kazandırmış bir düşünsek koskocaman bir hiç. Götürdüklerini saymıyorum bile.
Onlar Bize Allah’ın emaneti, emanete hıyanet etmeyin. Sonra eyvahlar para etmez.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…

