Bugün, 12 Mart 2026 Perşembe

Mehmet Ali AYDIN


DEĞİRMENLERİMİZ

DEĞİRMENLERİMİZ


Neredeyse unutulup giden kültürel değerlerimizden su değirmeni. Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda köydeki her evin önünde mısır tarlası olur ve herkes neredeyse yıllık ihtiyacı kadar mısır yetiştirirdi. Mısırlar koçanları ile birlikte evlerin hemen yanı başında genelde orman gülü dalları ile örülen ve yerden biraz yüksekte ayaklar üzerinde duran yöre göre "ÇÖTEN" "SERENNTİ" ya da "SERENDER" adı ile anılan depolara konurdu. 

İhtiyaç kadar buralardan alınan mısır koçanları elde yada başka kaplarda ufalanarak kesmük denilen koçanından ayıklanır taneler haline getirilir ve değirmenlerde öğütülerek un haline getirilirdi. Sonra annelerimiz onlardan hamur ve ekmek yaparlardı.

Bizim mısır ekmeği çok hoşumuz gitmezdi ama mecburen yerdik. Arada çarşıdan alınan somunların tadına doyamazdık. Şimdi de mısır ekmeğini arar olduk.

Hele yaşken mısırın (süt mısırken) evimizin bahçesinde bulunan fırınlarda kavurulması ile "fırın darısı" yapılırdı. Onun unundan yapılan fırın darısı yalaşının tadına doyum olmazdı. Bir de bol tereyağlı olursa değme keyfine. Şimdi tereyağının da anasını ağlattılar. Ne olduğu belli değil.

Evet işte o zamanlardan kalma bir un değirmeni. Sanki geçmişten gelen bir melodi gibi geliyor insana. Onun sesini dinlerken hem dinleniyor hem de geçmişe bir zaman yolculuğu yapıyorsunuz.

Kalın sağlıcakla.