Bir zamanlar bir köyde yaşamakta olan iki kardeş varmış. Bunların biri kız, öteki erkekmiş. Erkek kızın ağabeyi imiş. Bu iki kardeş, bu ahududu toplamak için kırlara, ormanlara gitmiş. Bir sepet ahududu toplamışlar. Bununla yetinmeyerek biraz daha toplamak için ormana dalmışlar.
Derken, gün kararmış, akşam olmuş. Yolu kaybeden iki kardeş bir tepeye çıkmışlar. Uzakta bir ışık görünce sevinmişler. El ele vererek ışığın bulunduğu eve doğru gitmişler. Birde bakmışlar ki, evin içinde kocaman bir dev var.
Belki bu dev öteki devler gibi kötü değildir. Diyerek kapıyı çalmışlar. Dedikleri gibi olmuş. Dev, onları çok iyi karşılamış. Buyur etmiş, yer göstermiş. Yedirmiş, içirmiş, yataklarını sermiş uyutmuş.
Sabah olmuş, gün doğmuş. Kardeşler birde ne görsünler? Dev, dişlerini biliyor. Öbür yanda da su dolu kazan fokur fokur kaynıyor.
İki kardeş, devi atlatarak oradan kaçmışlar. Büyük bir ağacın tepesine çıkmışlar. Dev ise, hemen peşlerine düşmüş. Ağacın dibine gelerek sormuş:
-Siz, bu ağaca nasıl çıktınız?
Şöyle cevap vermişler:
-Bıçağı bıçak üstüne koyduk, çıktık. Bıçağı bıçak üstüne koyduk, çıktık.
Kardeşlerin dediğini yapan koca dev, bıçaklara bastıkça, ayakları kan içinde kalmış. Acılar içinde kıvranmaya başlamış. Sonunda kan kaybından ölmüş.
İki kardeş, böylece canlarını kurtarmışlar.
(Asya Masalı)
