Annem ve babam çok memnun oldular, yeni işimden dolayı. Dahası tebrik ettiler. Avukatlığın kolay bir meslek olmadığını ilk kez dillendirdi babam.
Annem de tasdik etti. Hayatımda onları hiç bu kadar mutlu görmemiştim; ne kadar sevindiğimi anlatamam doğal olarak.
Kısa süre sonra yeni işime başladım. Ailem memnun, Müdür Bey memnun, ben memnun. Bundan iyisi, can sağlığı…
Yıllar yılları kovalamış ve ben otuz ikinci yaşıma girmiştim. İş yoğunluğundan memleketime yılda en çok iki, bilemediniz üç kez gidebiliyordum. Öte yandan, ailemin evlenme çağımın geçmek üzere olduğunu düşünerek kendilerine dert edindiklerini adım gibi biliyor; bundan dolayı da itiraf edeyim ki, üzülüyordum.
Aradan birkaç gün daha geçmişti. Annem telefondan memlekete dönmem gerektiğini söyleyince, başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Dilim pelteleşmiş gibi…Kesik kesik şöyle diyebildim: “Anneciğim, canımı iste vereyim. Lakin no’lur, ısrar etme..”
Bir kelime bile konuşmadan telefonu kapatmasın mı.. Çok üzüldüğünü bilmeme rağmen, dedim ya, memlekete dönmek gibi bir niyetim hiç olmadı, olacağı da yok..
Zühal ile sık olmasa da ya bir araya gelerek ya da telefonla görüşüyorduk. Fakat Behiye, Anadolu Yakası’na göç ettiğinden yüz yüze görüşme imkanı kalmamış olmakla beraber, seyrek olsa da telefonlaşıyorduk.
***************
Sıradan bir gündü. Yani rutin diyeyim moda tabirle. Görevli personel gelerek Müdür Bey’in beni çağırdığını söyleyince, vakit geçirmeden üst kata çıktım.
Müdür Bey’in işareti üzerine oturdum. Halimi, hatırımı sorduktan sonra, yumuşak bir lisanla :
“Yonca Hanım, senin dil kursuna göndermeyi düşünüyorum.” Dedi. Utanmasam sevincimden çığlık atacaktım handiyse. Hatta benden yaşça hayli büyük olduğu için çekinmeden elini öpüp , dahası
boynuna sarılmayı çok istemekle beraber, kendimi tuttum . “Dost var, düşman var, heyecanına teslim olma Yonca!” dedim içimden.
“Sizi can kulağıyla dinliyorum efendim” dediğimde, sesimin titrediğini tabii ki anlamıştı. Şöyle devam etti:
“Genel Merkezimiz, her yıl, on kişiyi İngilizce öğrenmeleri için Londra’ya gönderiyor. Bu yıl ki şansı yaver giden on kişiden biri oldunuz. Hayırlı olsun!”
Heyecanıma mağlup olmamak için kendimi sıktım sıkmasına da değişen bir durum olmadı. Ayağa kalkıp ellerimi önüme bağlayarak dedim ki: “ Beni tercih ettiğiniz için size minnettarım sayın Müdürüm. Sizi mahcup etmeyeceğim inşallah.”
****************
Bankamız, bir ay içinde pasaport ve diğer işlemlerimi bitirmeme yardım etti. Yol hazırlığımı da tamamladım bu arada.
***************
İstanbul-Londra uçağındaki yerimi aldım. Heyecandan kalbimin tık tıklarını duyuyorum. Talihimin yaver gittiğini düşündükçe içim içime sığmaz oluyor adeta.
***************
Londra’da kaldığım 10 ay zarfında kursları hiç ihmal etmediğim gibi, zorunlu işlerim biter bitmez ticaret ve ekonomi yayınlarını takip etmek amacıyla bayilere hatta kütüphanelere giderek İngilizce pratiğimi geliştirmeye çaba gösteriyordum. Nitekim kısa sürede, sanki üç yıl kurs almışım gibi İngilizcemi geliştirmiştim.
Zaman su gibi akıp geçti ve ülkeme döndüm.
>>Devamı gelecek sayıda
