Bugün, 11 Şubat 2026 Çarşamba

Muzaffer GÜNAY (AŞK HİKAYELERİ)


DİN DEĞİŞTİRTEN AŞK -6-

UNUTULMAZ AŞK HİKAYELERİ


      Bu yaşıma  kadar bir çok aşk romanı, aşk hikayesi okudum. Ayrıca kimi evlilikle, kimi trajik   kopuşla, kimi intiharla, kimi hayata küsmeyle  sonuçlanan epeyce yaşanmışlıklara tanıklık ettiğim gibi, zaman zamanda tuttuğum güncelerime not etmişliğim de olmuştur.

             Son birkaç haftadır yaşadıklarım, muhtemelen çok az faninin başına gelen trajik vakalardan olsa gerek. Yakamı bir türlü bırakmayan marazi  duygular, tuhaf düşünceler, biraz daha sürecek olursa, korkarım, sonum ya hastane, ya da tımarhane olacak gibi görünüyor. Faraza her hangi bir insan, her saniye, her dakika, her saat hep aynı şeyleri düşünür mü, hep aynı şeylerin hayalini kurar mı; kovmaya çaba gösterdikçe, tam tersini yaşamak talihsizliğine maruz kalır mı? Adamın hayali beni hiç bırakmıyor; pardon ben adamın hayalinden, bakışlarından, nazik davranışlarından kurtaramıyorum kendimi.

            Bir insan için, hele bir bayan için ne derece yıpratıcı, yalnızlaştırıcı bir talihmiş meğer; birinin esiri olmak. Kari; ah Kari!... Bir delilik düşünmüyor da değilim. Kör şeytan, damarlarımda dolaşmaktan bir saniye olsun geri durmuyor. Kari ile evlenmeyi, bedeli ne olursa olsun kafama koymuştum daha ilk tanıştığımızda.

          Fakat, bir engel var ki, onu aşmam, hiç olası görünmüyordu bana : Kari ile aynı dinden olmayışımız.

           Bu bilgimin (Bir Müslüman kadının Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesinin yasaklığına dair bilgim) hikayesi şöyle: Yıllar önce Hukuk’ta iken, davet üzerine İlahiyatçı-Yazar bir kadın hocanın sohbetine gitmiştik. Sohbeti bitirip dinleyicilerin sorularını beklediğini söyledi. Elli, elli beş yaşlarında gösteren bir bayan şöyle bir soru yöneltmişti Hoca Hanım’a : “ Hocam, bir Müslüman hanım , Müslüman olmayan biri ile evlenebilir mi?”  Cevap, hatırımda kaldığı kadarı ile şöyle idi: “ Evlenemez, Kur’an buna cevaz (izin) vermiyor.” Sağ baş taraflardan yine orta yaşlarda gösteren başka bir hanım, merakından olsa gerek ki, şöyle bir sormuştu  muhatabına: “ Bu yasak, hangi  surenin kaçıncı ayetinde geçiyor acaba?”.  Kısa bir sükuttan sonra, “hatırlamıyorum” diye cevap vermişti Hoca Hanım. Bir önceki bayan, tekrar  bir soru daha yöneltmişti :“ Erkeğe izin var, kadına yok, dediniz. Bunun sebebi  nedir acaba ?”

          Hoca Hanım, makul bir açıklama yapamayacağı endişesinden olmalı idi ki alelacele, ‘Allah hepinizden razı olsun. El Fatiha” diyerek sohbeti bitirmişti

            Kari’nin Hristiyan olduğunu bizzat kendisinde duyduğumda aniden ümitsizleşmemin nedeni, seneler evvel,  o Hoca Hanım’ın ‘Kur’an izin vermiyor” hükmünü bizlerle paylaştığını hatırlamış olmamdı.

            Öte yandan, her ne kadar ailemin ve yakınlarımın beni dışlayacak olmalarını önemsemediğimi düşünmüş olsam da, bu durumun ciddi bir tehdit olacağını ayn’el yakîn (gözümle görür gibi) derecesinde hissediyordum. Diğer taraftan bir Türk kadını ile bir gayri müslim erkeğin evlendiğine ilişkin tek bir örneğe şahit olmadığım gibi, hiç duymamıştım da.”

            Hislerim ile aklımın arasında sıkışıp kalmıştım ve bu ikilemcilik psikozu benliğimi  kasıp kavurmaktaydı. Bir söz vardır ya hani: “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.”  diye… Noktası noktasına yaşadığım  çaresizliği pek güzel tanımlıyor bu deyiş. Dün gece, saatler boyunca düşünmekten takatsiz düşmüştüm. Öyle veya böyle neticede bir karar vermiştim. Şöyle ki: ‘Kari’yi delicesine seviyorum fakat herkesin olduğu gibi benim de bir ailem var, bir çevrem vardı.  Nasıl yok sayabilirdim ki…Her türlü riski üstlenmek pahasına diyelim ki, bir anlığına hislerimi öne alarak hepsine restimi çektim.. Bunu düşünmek dahi fena,  hem de çok fena.”

            Kari ile evlenme fikrimden vaz geçeceğim; pardon içimin derinliklerine gömeceğim. Unutabilir miyim onu? Asla!  Benimle mezara kadar gidecek aşkım. Ne dehşetengiz bir gönül yangını!.. Bakalım gelecek günler nelere gebe?!     
 

                                               ***********************

            Yolunu gözlediğim adam  gelmiş ve beni bulmuştu, bir mesai sonrası iş yerinden çıktığım anda. Güzel bir yaz ikindisi idi. Önerisi üzerine bir taksi dolmuş kiralayıp Çamlıca sırtlarına kadar uzandık. Ücretini verip dolmuştan indik.

            Beş dakika yürüdük. Boğaz’ı yükseklerden seyretmenin ne kadar fantastik olduğunu çok iyi bilirim. Eminim Kari’de çok beğenecekti. Uygun bir yerde durup Boğaz’ı ve bütün civarı seyre koyuldu Kari; Ben de Kari’yi…

             Boğaz’ın güzelliği, Kari’yi büyülemiş olmalı idi ki, beni bile unutmuştu. Dedim ki:

            “Do you like?” (Beğendiniz mi?)

            Gülümseyerek karşılık verdi: “Wonderful, very fantastic.” ( Güzel, çok harika!.)

            Katkıda bulundum:

            “İstanbul is one of the must beatiful cties in the world”. (İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biridir.)

            Kari;” İt really is” (Gerçekten öyle.) diyerek beni tasdik etti.

            Saatlerdir sormasını beklediğim sorunun muhatabı oldum nihayet:

            “Would you consider marrying me? (Benimle evlenmeyi  düşünür müsünüz?).

            Amiyane tabirle şoke olmuştum. Nihayet sabırsızlıkla beklediğim teklifi  yapmıştı Kari. Ne diyeceğimi daha önce düşündüğüm için tereddüt etmeden cevap verdim:

            “No, never” (Hayır, asla!).

            Cin çarpmışa döndü bir anda.Titreyen bir lisanla:

          “Are you saying true?” . (Sahi mi  söylüyorsun?) dedi.

            “Of course” (Elbette) diye yanıladım. Etrafa öylesine göz gezdirip omuzunu silkerek  : “I was expecting you to say yes”. (Oysa ben, evet demenizi bekliyordum.) derken, çok üzüldüğünü buğulanan gözlerinden anlamak hiç de zor değildi. Açık mavi gözlerini,  gözlerime sabitleyerek :” No, no, I would never believe, that.” (Yo, buna inanmam, katiyyen inanmam.) dedi.

            Baktım meraktan çatlayacak. Kıyamazdım. Soğukkanlı ve ciddi bir eda ile gerçek sebebi açıkladım : “ Bir Müslüman kadının, Müslüman olmayan birisiyle evlenmesi dinimizce yasaklanmıştır.”

            “Peki Yoncacığım, netice itibarı ile banan söyleyeceğin son sözün bu mu?” sorusunu yönelttiğinde, kendime hakim olmaya çalışarak; “Başka diyeceğim bir şey yok” , Kari, sesime sinen çaresizliğimi anlamış olmalı idi  ki, hüzünlü bakışlarını yüzüme odaklamıştı.

            Yıkıldı Kari. Bense daha da perişan haldeydim…

**************