Malum, sayılı günler tez bitermiş. Yonca’nın iki aylık dinlenme veya tedavi süresi, halk deyişiyle göz açıp yumasıya dolmuştu. Epey rahatlamış, günlük yaşamına kaldığı yerden devam edecek kadar iyileşmişti . Bu iki aylık zaman zarfında annesi,babası ve kardeşleri ile telefon görüşmelerini aksatmamış, dolayısı ile yaşadığı sıkıntılardan haberleri olmamıştı.
Sözü yine Yoncaya verelim.
Sıhhi durumum düzelmesine Müdürümüz başta olmak üzere, iş arkadaşlarım çok sevinmiş olmalıydılar ki, ilk zamanların ortamına yeniden kavuşmuş gibi zinde hissetmekteydim kendimi..
Bir hafta sonu, Kari çıkageldi. Sanki dünya benim olmuştu. Birlikte bir parkta çay içme önerim üzerine denize nazır küçük bir parka girip tahta masaya oturduk. İşaretle iki neskafe istedim büfeden.
Sıcacık içeceğimizi yudumlarken, sohbet etmenin keyfi de başka oluyor nedense.
Kari’yi dinliyorum
“Zaman su gibi akıyor Yonca.Yaşlarımız yerinde durmuyor; hayat tıpkı bir nehir gibidir, dur-durak nedir bilmez; ta ki derya ile buluşuncaya değin…” Birden sustu.
Gözlerimi gözleriyle buluşturup:
“Bakışlarınla dilin aynı frekansta olsun Kari;, tereddüt etmen için bir nedenin olmalı. Can kulağı ile dinliyorum seni” dediğimde anında gevşeyiverdi ve o tumturaklı İngilizcesiyle devam etti:
“Evlenmek için daha neyi bekliyoruz Yoncacığım; anlayabilmiş değilim hala. Yoksa?”
“Düşünmekteyim kaç zamandır. Kolay olmuyor son kararı vermek de , paylaşmak da.” Dedim.
Kari, İki elinin parmaklarını tarak niyetine kullanarak gür ve uzun saçlarını elden geçirdi. Ayağa kalktı, elimi elinin içine aldı.” Biraz yürümeye umarım itiraz etmezsin, değil mi Yoncacığım? Dedi.
“ Kuşkun mu var Kariciğim yoksa? Ben bir Türk kızı olarak aşmamam gereken sınırları çoktan geride bıraktım. “
Denizin üstünde kanat çırpan kuşları gösteren Kari:
“Özgürlüğün timsalidir benim gözümde kuşlar.”
“Biz ne zaman özgür olacağız acaba? Çok merak ediyorum.”
“Sana bağlı Yoncacğım! Ver kararını olsun bitsin.”
Karşıdan beri gelen seyyar simitçiden iki simit aldı Kari ve birini sevgilisine uzattı.Tam o anda, yukarıdan bir şey, Yonca’nın altın sarısı saçlarına düşüvermesin mi? Bir kahkaha patlatan Yonca: “Nasip meselesi bu dedi, güvercin dışkısı işlerin yolunda gittiğinin işareti olarak kabul edilir bizde.” Kari, böyle bir şey duymamış olmalı idi ki, hiçbir tepki vermedi. Yonca da susmayı yeğledi.
Bayağı yürümüşlerdi. Bir ulu çınarın dibindeki banklardan birine oturdular. Kari, Yonca’nın son kararını öğrenmeye kararlı bir duruş ve bakışla :
“Bana söyler misin lütfen, son kararın nedir?”
“Ne konuda?”
“Yoruyorsun beni güzelim. Bu gün burada konuşmamız gereken ne varsa konuşalım.. Hadi, lütfen! Hem akşam da yaklaşıyor.”
Yonca’nın gözleri nemlenmişti:
“Canımı iste , şuracıkta vereyim Kari. Fakat, dinlerimiz farklı, defalarca söylediğim üzere. Ben ailemin baskısından çok, dinimin ne dediğine bakarım. Ebedi cezayı göze alamam.”
Kari, birden bire parladı:
“Şu son zamanlarda bişeyler oldu sana; din konusu neden bu kadar önemsemeye başladığını bir türlü çözemiyorum. “
Yonca,samimi olarak :
“İnancımı aşkıma feda edemem, buna cesaretim yok. Beni mazur gör lütfen! “ dedi.
Kari:
“Hayretliksin sen.. Ne yapmaya çalışıyorsun, çözemiyorum bir türlü. Önceleri inancını bu derece dillendirmiyordun. Sana ne oldu da keskin bir dinci kesildin?”
Yonca, kendini savunma ihtiyacı ile biraz da sesini yükselterek şöyle konuştu:
“Ben dinci değilim bu bir; sade bir Müslümanım bu da iki. Ben Müslüman bir Türk insanıyım, bu da üç. Dinimin emirlerine, yasaklarına gerektiği gibi duyarlılık göstermediğimi sen de biliyor olmalısın. Fakat, dinime olan itikadım sapasağlamdır. Hiçbir zaman inancımdan ödün vermedim. Anladın mı? Daha ne dememi bekliyorsun benden?!”
Kari’nin beti benzi atmıştı. Anadolu deyişiyle , iki arada bir derede kalmış, Bir ileri, iki geri adımlayarak, stresini yenmeye çalışıyordu. Aşırı öfkeden kızaran yüzünü gizlemek istermiş gibi elleriyle kapatıp sırtını duvara dayadı.
Yonca’nın da durumu iyi değildi.
>>devamı gelecek sayıda
