Bir gün Allah Resulü (SAV) efendimiz, zekât olarak toplanan koyunların bulunduğu yere gitmişti. Koyunların başında, ücret karşılığı çalışan bir çoban bulunuyordu. Efendimiz (SAV), çobanın yarı çıplak vaziyette dolaştığını görünce hemen onu çağırdı ve:
“-Bizim için kaç gün çalıştın, bizde ne kadar alacağın var?” diye sordu.
Efendimizin bu sualinden, işine son verileceğini anlayan çoban, büyük bir endişe ile:
“-Niçin Ya Resulallah? Yoksa hayvanların bakımını ve gözetimini güzel yapamıyor muyum?” diye sordu.
Allah Resulü (SAV) ise:
“-Hayır, ondan değil! Lakin ben, aramızda çalışan insanların, yalnız kaldıklarında bile Allah Teala’dan haya eden kimselerin olmasını arzu ediyorum! Yalnız kaldığında Allah Teala’dan haya etmeyen kişinin yaptığı işi istemiyorum!” buyurdu. (Beyhaki)
Bu ne anlama gelir, insan yalnız bile olsa Allah’ın (CC) kendisini gördüğünü, yapıp, ettiklerinin farkında olduğunu ve kayıt altına alındığının şuurunda olması gerektiği anlamına gelir. Yani hiçbir şeyimiz Hak katında gizli değildir. O zaman bir Müslüman olarak yaşadığımız her anın gizlisi ve saklısı yoktur. Ve ona göre yaşamak zorundayız.
Allah Resulü (SAV) Efendimiz bugünkü Müslümanların durumunu görmek istemezdi. Görseydi de bizim Müslümanlığımızla ilgili şüpheye düşerdi. Bırakın gizli yeri, aşikar olarak günlük hayatın içine bakalım, acaba hangimiz giyim, kuşam, tavır ve davranış olarak buradaki ölçülere riayet ediyoruz.
İnsan sokakta gezmeye korkuyor. Gözünüzün önünde yarı çıplak olmayı bırak çıplak gezenlerden geçilmiyor. Bunların çoğu da kendine güvendiği, güzelliğinden emin olduğu için böyle geziyor. Hele tesettür adı altında işlenen giyim cinayetlerine ne demeli. Başını başörtüsü, eşarp ne derseniz deyin onunla güya kapatmış, altında bütün uzuvlarını insanın gözüne sokarcasına her şeyiyle ortaya döken vücudunu saran daracık giysilerle arzı endam ediyorlar. Belki başını örtmese o kadar dikkat çekmeyecek.
İnanmaz, tesettürü kabul etmez, inanır ama açık giyinmeyi sever bu tercih meselesidir. Kişi istediği gibi gezme, yaşama, eğlenme veya her türlü haltı yeme hak ve özgürlüğüne sahiptir, bizi pek ilgilendirmez. Onun hesabı Allah’la onun arasındadır. Böyle çıplaklık çok da ilgi çekmez, bu onun yaşam tarzı der geçeriz. Ama İslami giyinmek adına İslami kıyafeti katlederseniz bu bizim dikkatimiz de çeker, nefretimiz de. Kimsenin Müslüman kılığında domuz eti satmaya hakkı yoktur.
Bayanlar böyle de erkeklerimiz çok mu düzgün? Hani derler ya “al birini vur ötekine”. Ne yazık ki bu konuda bayanlarla yarış eden beyler de yok değil. Arkadan baktığınızda kadın zannedeceğimiz çok erkek kılıklılar var. Vücudunun her tarafı döğmeli, kulakları küpeli, burnu hızmalı, zıpka gibi daracık pantolonlu, manikürlü ve pedikürlü erkekler. Pardon özür diliyorum, sahi bu manikür ve pedikür nedir?
Bütün işyerlerinde çalışanların ekseriyeti bayan ve birde göze gösterişli, özenle seçilmiş. Amaç onun güzelliğini kullanarak dükkâna müşteri çekmek. Ne diyeyim. Çok şey demek istiyorum da diyemiyorum. Erkeklerin yapacağı çoğu işi kadınlara yaptırır hale geldik. Bunu söylerken kadınlar çalışmasın demiyorum. Mutlaka onların yapması gereken işler var. Yapsınlar da, kadının nazikliğine uygun olmayan işlerde çalışmaları da neyin nesi anlamak mümkün değil. Hele de teşhirciliğe varan kılık, kıyafetle çalışmak da neyin nesi.
Geldiğimiz bu dünya, gideceğimiz dünyanın kazanımları için bir çalışma sahası, burada yaptıklarımızı eksiksiz oraya götüreceğiz ve yaptıklarımızın yazıldığı defter önümüze konacak ve “Şimdi oku kitabını” denilecek, utanmadan okuyabileceğimiz şeyler yazmaya çalışmamız gerekmez mi?
Nahşebi Hazretleri diyor ki:
“-Ey korkusuz kimse! Tenha köşelerde yaptığını eğer mertsen çarşının ortasında da aynı şekilde yap da halktan mı korkuyorsun, yoksa Halik’tan mı belli olsun! Şayet Halik’tan korkarsan her yerde korkarsın.”
Vehb bin Münehbih’de
“Allah’tan kork! İnsanların yanında şeytana lanet ediyorsun; tek başına kaldığında ise ona itaat ediyor, onunla dost oluyorsun!” diyor.
Müslümanın her şeyi Müslümanca olmalı. Başka söze gerek yok.
