Bugün, 8 Şubat 2026 Pazar

Mehmet Ali AYDIN


FARKINDA MISINIZ?

FARKINDA MISINIZ?


 

İçinde bulunduğumuz 10-16 Mayıs tarihlerini içine alan hafta “ENGELLİLER HAFTASI” olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletlere üye 154 ülkede aynı zaman dilimi içinde kutlanan bu özel haftada engellilerin durumuna dikkat çekilmekte ve onların hayatını kolaylaştırmak için neler yapılabilir bu konular gündeme getirilmektedir.

İçimizde engellinin ne anlama geldiğini bilmeyen yoktur sanırım. Nüfus arttıkça toplumlardaki engelli sayısı da aynı oranda artmaktadır. Engelli kısa tanımı ile fiziksel ve zihinsel anlamda normal insanlara göre farklı olan insanlardır. Kiminin akıl sağlığı yerinde değildir. Kiminin de vücut sağlığı yerinde değildir. Kiminin işitme ve konuşma, kiminin görme kiminin de ortopedik olarak eksiklik ve aksaklıkları vardır ki bunlar fiziksel ya da bedensel engellidir.

Bazılarının da akıl sağlığı, ruhsal gelişimi yeterli değildir ki bunlarda zekâ ve ruhsal engelli konumundadır. Engelliler hayatlarını sürdürebilmeleri için mutlaka başkalarının himayesine ve yardımına muhtaçtır. Bu engellilere güçsüz yaşlılar ve korunmaya muhtaç çocukları da eklememiz mümkündür. 

Her ülke engelliler için onların hayatlarını kolaylaştırabilmek için tedbirler almakta ve bunları hayata geçirmektedir. 

Öyle engelliler vardır ki bunların yukarıda belirtilen engelli tanımlamalarından hiçbirine uymazlar. Hatta biz ve kendileri de onları engelli zannetmeyiz. Gayet sağlıklı, akıllı ve bedensel hiçbir eksiklikleri yoktur. Bunlar sadece insanlık özürlü engellilerdir ve toplum hayatını kendi hayatları etrafında şekillendiğini zanneden zavallılardır. Ve kendilerinden başka herkes engellidir. Ben de bugün gerçek engellileri değil de bu tür marazi engellileri gündeme getirmek istedim.

Bunların diğer engellilere göre daha öncelikli olarak tedaviye ihtiyacı olduğu kanısındayım.

Peki, kimdir bu marazi engelliler:

Öncelikle yaşadığı toplumun örf, adet, gelenek, kültür ve inançlarına yabancı olan engelliler vardır ki bunlar son derece tehlikelidir. Başka milletlere hayran olur, kendi milletini karalayarak medeni olmaya çabalar. Çabaladıkça da batarlar. Bunların engelli olmasının nedeni yaşadığı toplum ve aldığı eğitimdir. Çevresini beğenmezler, mevcut eğitim sistemi de bu tür arazi insanlar yetiştirilmesine son derece müsaittir. Kılığıyla kıyafetiyle yaşadığı topluma tamamen yabancıdır. Ya ıslah ya da imha edilmelidir.

Bulunduğu makam ve mevkii hak etmeyen ehliyet ve liyakat sahibi olmayan, torpil ve tavassutla bir yerlere gelen engelliler vardır ki bunlar üstlerini görünce el ayak öperler işi düşen vatandaşı görünce de kaplan kesilirler. Bir şekilde oturduğu koltuğu babasının mirası zannederek orayı tapulamaya kalkarlar. Oradan kaldırılınca da ilk önce kendisini oraya getirene ihanet ederler.

Yolda izde karşılaştığınız, trafikte karşınıza çıkan şoför ya da yaya engeliler vardır ki bunların hepsi uyguladıkları kuralları kendileri icad etmişler ve yıllara dayanan tecrübeyle ortaya konan kurallara uymamayı alışkanlık haline getirenlerdir. Karşıdan karşıya geçen yaya yolun yegâne sahibi gibi sallana sallana geçer, ellinde ya da kulağında cep telefonu onunla oynayarak yoluna devam ederler.

Kendini şoför zanneden ehliyetli magandalara ne demeli? Trafik kurallarını kendine göre kendisi yazmıştır. Başkalarının da onun kurullarına uymasını bekler. Uymayanları görünce kavga, gürültü, hakaret hatta cinayet işleyecek kadar gözleri kararır. Başkalarına sevgi, saygı, muhabbet, tevazuu ve alçakgönüllülük hak getire. Zahmet edip sağa, sola dönerken sinyal koluna dokunmayı kendine zahmet zanneden budalalar. 

Laçkalaşan eğitim sisteminin sonucunda öğretmenine saygı duymayan, onunla fırsatını bulunca dalga geçen, öğretmeni sevgi ile dokunsa bile ona gıcıksa beni taciz etti diyebilecek kadar adileşen, ders dışında her konuda ahkâm kesen öğrenciler. Hasbelkader okulu kaza rıza bitirince iş beğenmeyen soytarılar. İlla masa başı olsun, maaşı dolgun olsun, çalışmadan yüksek maaş alayım diyen maddiyet budalaları.

Öğrencisine karşı sorumluluklarını yerine getirmeyen, onlara günün şartlarına uygun yetiştirip hayata hazırlamayan, sallabaşını al maaşını yapan öğretmen ve idareciler. 

Müşterisini fahiş fiyatlarla kazıklama derdinde olan esnaf, tüccar ve işletme sahipleri. Vergisi vermeyerek tüysüz yetimin hakkını yiyen haramzadeler. Stokçular, karaborsacılar, kara para aklayıcılar, mafyavari örgütlenip milleti haraca bağlayanlar.

Milletin oylarıyla seçilip millete kan kusturan, onları inim inim inleten politikacılar. Eşini dostunu, yakınını işe yerleştirme derdinde olan seçilmiş başkanlar. Har vurup harman savuran ve idaresine verilen teşkilatı soyup soğana çeviren yöneticiler.

Gözünün önünde cereyan eden bütün bunlara sessiz kalıp tepki göstermeyen iki ayaklılardan daha özürlü kim olabilir.

Sizde yukarıda saydığım marazi özürlüler mi yoksa gerçekten yaratılışı ya da sonradan uğradığı bir kaza sonucunda özürlü olanlar mı daha özürlü bir düşünün. Gerçek özürlüler sadece kendileri ve yakınlarına sıkıntı verir. Marazi özürlüler ise toplumun tamamına zarar verirler.

Hatta dünyaya hükmeden büyük devletlerin başındaki güçten zehirlenen idareciler dünyaya zarar verirler.

Bunun farkında mısınız? Benden bu kadar, gerisi sizin bileceğiniz bir şey.