Aslında bu yazıyı kaleme alıp almama konusunda epeyce bir süre düşündüm. Hani derler ya "aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık”, “Vursam bir bela, vurmasam başka bir bela” derler ya, bu konuda öyle bir şey. Günümüzde İslam’a ve Müslümanlara doğrudan saldıramayan, hedef gösteremeyenler çeşitli adlar altında kin ve nefretlerini kusuyorlar. Vakıftır, cemaattir, tarikattır, şeyhtir, mürittir bir sürü kavram üzerinden “vur abalıya” diyorlar.
Öncelikle bir konuya açıklık getirmek lazım; Peygamberimize peygamberlik verildiği ve ilk ayetlerin inmeye ve Peygamberimize inanan ve onun getirdiği dine iman edenlerin ortaya çıkmasıyla birlikte İslam ve Müslümanlar on dört asırdan fazla bir zamandan bu yana yalan, iftira ve savaşlarla ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Müslümanlar her devirde kafirler ve münafıklar tarafından iftira ve yalanlara muhatap olmuşlardır.
Bütün bunlara rağmen İslamiyet özünü, aslını kaybetmeden varlığını sürdürmüş, kitabımız da tek bir kelimesi değişmeden günümüze ulaşmıştır. Ve Kıyamete kadar da ulaşacaktır. Bundan sonra da şer güçler İslam, Kur’an ve Müslümanla uğraşmaya devam edecektir.
Önceleri bizim “kafa kağıtlarımız” da din hanesi vardı ve orada kahir ekseriyetle “Müslüman” yazıyordu. Daha sonra ise bu hane kaldırıldı ve “kafa kağıtlarımız'a" göre hiç birimizin dini yok. Dolayısıyla bu bir nevi Müslüman kılığındaki kefereleri rahatlatmış vaziyette. Artık kimse “kafa kağıdına” göre zoraki bir dine mensup sayılmıyor.
Esas meseleye gelecek olursak; İslam ve Müslümanlara karşı saplantılı düşman olanlar, İslam’a ve Müslümanlara doğrudan saldıramayınca kişi ve kurumların yaptığı, hata, kusur ve yanlışlar üzerinden ya bütün Müslümanları hedef alıyor ya da kişinin aidiyeti olan kurum ve kuruluşları. Bir kişinin kusuru bütüne mal edilerek karalama kampanyaları başlıyor ve oradan da kişi ya da ait olduğu kurumların siyasi tercihlerini hedef almaya kadar gidiliyor.
Sanatçı bozuntuları haftada bir eş değiştirir, akşam birisi ile yatar sabah birisi ile kalkar ve her türlü rezaleti sergilerler fakat kimse bunlar için tek kelime söz etmez. Topluma kötü örnek olurlar, genç kızlarımız ve erkeklerimiz onlara imrenir ve onlar sayesinde ahlaksızlığın batağına saplanır kimsenin sesi soluğu çıkmaz. Ama mesela tanınmış bir Müslüman eşinden boşanıp bir başkası ile evlense gündeme bomda düşer ve ağzı olan konuşmaya başlar. Veya Allah’ın emri ile imam nikahı kıyıp ikinci bir evlilik yapsa olmadık hakaretleri yer, başka biri her gün bir sevgili değiştirip, birkaç metres edinse umurumuzda olmaz. Hatta vay be adama bak deriz!
Kimileri de bazı yaşanan münferit olayları aradan yıllar geçse bile “temcit pilavı” gibi ısıtıp ısıtıp gündeme getirerek milletin hafızasını bulandırmaya ve buradan Müslümanlara saldırıp nemalanmaya çalışır. İşin garip tarafı da kimileri balıklama bu işe dalıp onların ekmeğine yağ sürmek için yarışırlar.
Bu tür olaylar oldum olası ilgimi çekmez ve ilgilenmem de. Fakat bazen istem dışı da olsa ilgilenmek ve üzerine birkaç kelam etmek zorunda kalabiliyorum. Olay 2004 yılında meydana geliyor, 2012 yılında afişe oluyor adliyeye intikal ediyor ve nedense üzeri kapatılıyor. Özeti de şu:
Bir cemaate ait olduğu söylenen bir vakfın kurucusu 1998 doğumlu kızını komşu dairede oturan yirmi dokuz yaşında birisi ile daha henüz altı yaşında iken imam nikahı ile evlendiriyor. Önceleri imam nikahı ile devam eden birliktelik (bu nasıl birliktelikse) 2012 yılında kızın yaşı büyük gösterilerek resmiyete dökülünce durum anlaşılıyor, mahkemeye intikal ediyor alınan raporla kızın yaşı büyük gösteriliyor ve dava kapanıyor.
İşi fazla uzatıp magazinleştirmeye gerek yok. Evlilik resmiyete dökülüyor. Fakat yaşanan travmalar nedeniyle doktora görünen kadın doktorun olaya vakıf olması ve kadını yönlendirmesiyle yeniden dava konusu oluyor. Buraya kadar her şey normal de 2022 yılında yeniden gündeme getirilmesinin anlamı nedir? Seçimler yaklaştıkça acaba buradan malzeme çıkar mı kaygısı olmasın. Buradan Müslümanlara vurma taktiği mi?
Ayrıca meraklıları gereken araştırmayı yapabilirler. İslam’da evliliğin belli şartları vardır ve bunlardan birincisi de ergen ve akıl baliğ olmaktır. Akıl baliğ ve ergen olmayan birini evlendirmek ve onunla evlenmek sadece dinle alakası olan bir şey değil insanlıkla da alakalıdır. Bunu yapan ve sebep olanların insan olmaları mümkün değildir. Buradan malzeme çıkarıp Müslümanları, vakıfları, cemaatleri karayan da insan değildir. Kişinin kabahat, kusur ve hataları kendisini bağlar. Buradan hareketle bir kurum ya da kuruşu töhmet altında bırakmak da insanlık sorunudur.
Cemaatlerde, tarikatlarda ve vakıflarda, özellikle günümüzde bir takım yanlış yapılanmalar ve insanların inanç, duygu ve düşüncelerini sömürme yok mudur? Elbette vardır ama A cemaati yanlış diyerek B-C-D cemaatlerini de aynı kategoriye koyarak suçlamak sakat bir zihniyetin yansımasından başka bir şey değildir.
Herhangi bir kurum ya da kuruluşta bir kişi hatalı ise o kurumun tamamını suçlamak hangi akıl ve mantığa sığar ki.
Müslümanlar da akıllı olmak zorunda, dinini iyi öğrenmek ve öğrendiği gibi dosdoğru yaşamak zorundadır. Kimse zorla İslam’a girmez, Müslümanlar gönüllü Müslüman olduğuna göre gönüllü girdiğiniz işte gönüllü olmakla mükellefsiniz ve aynı zaman da istediğiniz gibi yaşamak hürriyetiniz de yoktur. Eğer Müslümansanız gerçek anlamı ile Müslüman gibi yaşamak zorunluluğunuz vardır. Sizin yanlışlarınız ve hatalarınız yüzünden başka insanları töhmet altına sokmak lüksünüz de yok.
Ya olduğun gibi görüneceksin ya da göründüğün gibi olacaksın. İkiyüzlülüğün ve sahtekarlığın anlamı yok.
