Değerli okurlar, Ukrayna- Rusya Savaşına yeniden geri dönüyorum. Artık rutinleşen ve stabil hale gelen savaş ile ilgili son yazılarımda bahsetmemeye başlamıştım. Stabil ya da rutinleşen derken cephelerde her gün en az 400-500 insan can kaybına uğrarken biz bu durumu stabil ya da rutin olarak algılıyorsak biliniz ki savaş beynimizin normali haline gelmiş demektir. Bir savaş, toplumları ilgilendirmiyor ve günlük hayatında sohbet konusu olarak dahi olsa, hiç yer almıyorsa bu durum, sosyolojik travma geçirdiğimizi ve bundan sonraki savaşlara da tepki vermeyeceğimiz ya da veremeyeceğimiz anlamına gelir. Devamında müteakip savaşlar için, kolaylaştırıcı etki yaratır.
Ülke olarak yarım yüzyıldır düşük yoğunluklu savaş yaşadığımız ve binlerce şehit verdiğimiz ve vermeye devam ettiğimiz gerçeği ile yaşıyoruz. Bu bağlamda dışarıda olan savaşların ve kitlesel ölümlerin, bizlerde çok fazla etki yaratmaması doğaldır. Batı da ise kendilerini etkilemeyen tüm savaşların ve ölümlerin hiç bir etkisi yoktur. Eğer savaşlar sarı saçlı, mavi gözlü insanları yok etmeye başlarsa işte o zaman onları harekete geçirir. Şu anda tam da o oluyor ve Batı, bildiğiniz cinnet halini yaşıyor. Batı ne zaman cinnet geçirdiyse, Tarih bunu Dünya savaşları ya da benzeri yaygın savaşlar olarak kaydetmiştir. 7-8 aydır yazmış olduğum geçmiş yazılarımda bunlara çok değinmiştim. Bu savaşın bitmesi için Putin’e başarı öyküsü verilmesi gerekir dedim. Yoksa asla bitmez. Devam ediyor. Ukrayna Lideri Zelenski için, bir komedyen ve Küresel Sermaye elitlerinin kuklası olduğunu yazmıştım. Onlar tamam demeden asla karar veremez. Küresel Sermaye elitlerinin arzuladığı Küresel tam çöküş henüz yaşanmadığı için Savaşın daha da genişleyerek devam edeceğini yine 7-8 ay önce ön görmüştüm. Şimdi sıra genişleme evresine geldi.
Yaz aylarında Rus Ordusunun geri çekilişine ve Ukrayna Ordusu’nun sürekli taarruz ederek işgal altındaki topraklarının bir kısmının kurtardıklarına şahit olduk. Ancak eylül-ekim aylarında başlayan sonbahar yağmurlarıyla birlikte dümdüz Ukrayna toprakları derin çamur altyapılı arazilere çakılıp kaldılar. Her iki Ordu’nun da hareket kabiliyetleri yok oldu. General Çamur yine yapacağını yaptı. Bu süreyi Rusya çok iyi değerlendiriyor. Havaların iyice soğumasını ve çamurların donarak betonlaşmasını bekliyor. Bu gerçekleştiğinde, Belarus üzerinden yaklaşık 90 bin kişilik Zırhlı birliklerden oluşan kuvvetle yeniden KİEV’e yükleneceklerini değerlendiriyorum. Belarus, 70 bin kişilik bir Ordu’yu hazırladı. Rusya’dan 20 Bin kişilik ayrıca bir kuvvet Belarus’a kaydırıldı. Muhtemelen çamurlar donduğunda Belarus savaşa dâhil olacak ve doğrudan, yeniden KİEV’i hedef alarak güçlü ve çok yüksek ateş gücü sağlanarak taarruza başlayacaklar. İyi de kardeşim Ukrayna’nın generalleri hamur mu yoğuruyor? Benim gördüğümü elbette onlarda görüyordur. Bu Kış, çok yoğun meydan muharebelerine tanıklık edeceğimizi değerlendiriyorum.
NATO denilen örgüt yukarıdaki senaryo karşısında nasıl bir pozisyon alabilir? Ben, Belarus’un savaşa dâhil olması halinde, NATO’nun, Rusya’yı hedef almadan nasıl yapacaklar ise, Polonya, Litvanya ve Letonya üzerinden, Belarus’a müdahale edebileceklerini değerlendiriyorum. 3. Dünya Savaşı başladı mı, başlamadı mı? Adını ne koyarsanız koyun, ama ben yayılmakta olan bir savaşı öngörüyorum.
Bartın’da ki Maden Kazasında 41 gencecik Vatan evlatları şehit oldular. Allah, tüm şehitlerimize rahmet eylesin. Ailelerine baş sağlığı ve sabırlar ihsan etmesini diliyorum. Kaza nasıl meydana gelmiştir, hiçbir bilgimiz yok. Emin olduğum bir şey varsa zincirleme ihmaller silsilesi olduğu konusunda asla şüphe etmiyorum. Bu ihmallerin sonucunda meydana gelen Can kayıplarını Kadere bağlama kolaycılığını ise asla tasvip etmiyorum. Adalet Bakanı 6 savcının bu elim vakayı soruşturduğunu açıkladı. İnşallah sorumlular hakkında gerekli tüm hukuki süreçleri işletirler ve sonucunda ibret olacak cezaları kamuoyuyla paylaşırlar. Umarım Soma faciasındaki gibi sorumluların olaydan nasıl kurtarabiliriz gayreti içine girmezler. Devletin yönetici kadrolarına atamalarındaki kriterler de Liyakat ölçüsü ne kadar partili olduğu üzerinden değerlendirme yapılarak belirlendiği sürece, ne kazalar biter, ne de ihmaller biter. Bu tür olaylarda sorumlu yöneticilerin kayırılarak olayların sorumluğunun sıradan memur veya görevlilere yıkılması geleneğini TSK’dan biliyorum. Vaktiyle askeri savcıların bir kaza olayını soruştururken, Harbiye’den mezun subayı korumak ve ceza almasını önlemek için olayın tüm sorumluluğunu, üzerine yıkmak için oradan geçen bir astsubay olup olmadığını da sorduğunu biliyoruz. En basit örneği Eski TEMAD başkanı Ahmet KESER’in Sarıkamış’ta görevde iken, yaşadığı gerçek bir silah kazası vakasıdır. Ben olayın detaylarını bizzat biliyorum, zaten Kendisi de bir televizyon programında anlatmıştı. Yine de kendisinden izin alarak bir gün bura da yazarım.
Diyeceğim odur ki bu makamları gelişigüzel dağıtırken lütfen partililiğine değil, Liyakatine, dürüstlüğüne ve çalışkanlığına bakın. Yeter!
Kalın sağlıcakla.


