Menfaatin her şeyin önüne geçtiği bir zamanda yaşamakta bizim bahtsızlığımız. Samimi sohbetlerin, çıkarsız dostlukların, yardımlaşmaların, paylaşmanın eser miktarda kaldığı, insanların insanlıklarının kırıntılarının kaldığı zamanlardan geçiyoruz. Mazide kalan bu güzellikleri yaşamaya, yaşatmaya çalışmakta çok zor. Çağ dışı, ahmak, aptal damgaları peşinizden yapıştırılıyor yoksa. İyi olmak iyi kalmak çok zor şu zamanda. Çizginizden taviz vermediğinizde dışlanıyor, yalnız kalıyorsunuz. Mesele yalnız kalmak dışlanmak değil de olmadık yaftaların, dedikoduların muhatabı olmak durumunda kalıyorsunuz.
Dert yumağı olsanız dertleşecek, derdinizi paylaşacak kimsecikler bulamıyorsunuz. Siyasetin, taraftarlığın girdabından çıkamıyor, çıkartılmıyorsunuz. Herkes ekonomist, herkes siyasetçi, herkesin her şeyden haberdar olduğu, her şeyi bildiği bir çağda kim kime ne anlatacak. Kim kimden ne dinleyecek, ne öğrenecek.
Birkaç kişi bir araya gelse zaten çok bir şey konuşulmuyor, telefonlar sayesinde herkes telefonuyla konuşuyor da velev ki bir sohbet ortamı oluştu kimse kimseyi de dinlemiyor. Herkes her şeyi bildiği için. Herkes en çok konuşmak istiyor.
Gündemin ana maddesi siyaset ve son zamanlarda ekonomi doğal olarak. Kim hangi taraftaysa o tarafın doğrularını konuşup yanlışlarını savunurken, karşıt görüşlü kişilerde tersi mücadelede tüm kozlarını canhıraş ortaya sürüyor elbette. Ortada ne bir muhabbet, ne bir neşe var. Herkeste bir gerginlik, herkeste tarafı olduğu grubun savunuculuğunu yeterince yapıp yapamadığının, söylenilecek ne varsa söyleyip söyleyemediğinin içten tahlil çabası var son kertede.
Nerede kaldı komşu, dost, arkadaş, akraba ziyaretleri, sohbetleri. Nerde kaldı eskilere dair sohbetler, geleceğe dair umutlar ile ilgili sohbetler. Büyüklerin çay eşliğinde konuştuğu, küçüklerin pür dikkat dinleyip geçmişini öğrendiği, geleceğinden haberdar olduğu ortamlar nerede kaldı? Derdi olanın derdiyle dertlenildiği, işi olanın imece ile bitirildiği, borcu olana el verildiği günler nerede kaldı.
Sadakatin, iyiliğin, namusluluğun, adamlığın para etmediği, herkesin çıkar hesabı içerisinde olup hareket tarzını ona göre belirlediği, gelenek göreneklerimizin, milli manevi değerlerimizin can çekiştiği, kültürel yozlaşmanın alıp başını gittiği bir devirde biz nerelere gidelim de mutlu olalım, yaşadığımız hayattan haz duyalım bilemez olduk.
İyilik yapanın yaptığına pişman olduğu, dolandırılanın aptal, saf muamelesi gördüğü, sineye çekmenin, sabretmenin korkaklık, ödleklik kabul edildiği, kim ne der diye düşünerek hareket tarzının belirlendiği bir dönemde Allah ne der diye düşünenlerin neredeyse olmadığı bir zamanda biz ne desek boş, ne söylesek israf sayılır mı acaba.
Gönlünde, yüreğinde eskiye dair özlemin, hatıraların olduğu son nesil olarak değerlerimizi, kültürümüzü, geleneğimizi, inançlarımızı, milli manevi değerlerimizi maalesef evlatlarımıza aktarmadık, aktaramadık. Kapitalist düzenin korkuları, kaygıları, zevkleri bizleri de esir aldı. Daha fazlası, daha iyisi, daha kalitelisi, daha gösterişlisi… derken ömrü tükettik gitti. Son nefesimizde, geriye dönüp baktığımızda evlatlarımıza bir sürü dünyalık mal, kendimize de sayısız keşkeler bırakarak gidiyoruz.
Bu yazıyı okuyor isek; hala nefes alıyor, hala yaşıyoruz demektir. Rövanşının olmadığı bir dünyaya bu kadar meyletmenin ne anlamı var. Sevdiklerimize zaman ayıralım, göz göze, diz dize vakit geçirelim, muhabbetle yudumlayalım çaylarımızı. Karnımızı doyurabiliyor isek, sağlığımız yerindeyse, sevdiklerimiz etrafımızdaysa olmasa da olur son model araba, yazlık kışlık villa.
Ne demiş şair:
“ Burası dünya
Ne çok kıymetlendirdik.
Oysa bir tarla idi;
Ekip biçip gidecektik.“
Geçen zamana hayıflanıp durmaktan vazgeçelim. Önümüzdeki zamanın kıymetini bilelim. Yaşıyorsak hala vakit var demektir. Dünyayı yaşanılır kılan muhabbettir. Muhabbetimiz daim olsun.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla…
