Bugün, 10 Mart 2026 Salı

Mehmet Ali AYDIN


HATIRALAR HATIRLANDIKÇA-1

HATIRALAR HATIRLANDIKÇA-1


Hani derler ya “yazsam hayatım roman olur”. Bizim hayatımız yazsak da yazmasak da roman olmaz ama yaşadıklarımızın arasından bazılarını hikâyeleştirirsek belki bazılarının aklına yaşadıklarını getiririz.

Yaşamak başka şey, yaşadıklarını da yazıya dökmek çok farklı bir şey. Yazmakla kalsanız gene iyi, bir de yazdıklarınızı sıkılmadan okuyacak insanlar da bulmak zorundasınız. Ben bunları yazıp paylaştıktan sonra gelen tepkilere göre ya arkası gelecek, ya da beğenilmez ve olumlu karşılanmazsa yazarlık hayatım başlamadan bitecek.

Haliyle takipçilerimin %95’i yaş olarak benden küçükler, dolayısıyla böyle hikâyeler ilgilerini çekmeye de bilir. Ben başladım gerisi sizin bileceğiniz iş.

Ben 28.10 1953 yılında Giresun da doğdum. 6 çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum. Benden başka 3erkek iki kız kardeşim var. Çocukluğumuz ve gençliğimiz zorluklar içinde geçti Ailemizin maddi durumu çok iyi sayılmazdı. Rahmetli annem ve babam beden gücü ile çalışarak kazandıkları ile ailemizi geçindirmeye çalışırlardı. Başkalarının bağında ve bahçesinde yevmiye ile çalışarak bizleri büyüttüler.

Rahmetli anneciğim ve babacığım o çalışıp kazandıkları ile yurt kurup yuva yaptılar. O zamanlar yani çocukluğumuzda şartlar şimdikinden çok daha zordu. Üste yok, başta yok, bu gün bulursan bugün, yarın bulursan yarın idare edip gidiyorsun.

Eskiden öyle bu günkü gibi sabah kahvaltılarında envaı çeşit kahvaltılık, herkese ayrı tabak, bardak ne gezer. Biz altı kardeş, anne ve babamızla birlikte sabahları sahanda pancar çorbası ve yanında mısır ekmeği (nadir olsa da buğday ekmeği) ile birlikte aynı kaba sekiz kaşık sallayarak büyüdük.

Rahmetli babam (mekânı cennet olsun) bizim okumamız ve yetişmemiz için her türlü fedakârlığı yaptı. Kardeş sayısı fazla olunca, geçinmekte o derece zor oluyordu. Hatta hiç unutmam 1960 ihtilalinden sonra memleketimizin durumu da çok iyi değildi nüfus başına 10 kg buğday verilirdi. O zamanlar ailemiz 4 kardeş, anne ve babam olmak üzere 6 kişi olunca bize de aylık 60 kg. buğday verirlerdi. Rahmet babam buğday geldiği gün sabahın köründe ofis kapısına gider sıraya girer ve hakkımız olan 60 kg. buğdayı alırdı. Onu değirmende öğütür ve o bize bir ay yeterdi.

O zamanlar belki zenginliğimiz yoktu. Zaten çoğu ailelerin durumu da bizden farklı değildi. Buna rağmen daha mutlu ve huzurlu idik. Beşeri ve sosyal münasebetler şimdikinden çok daha güzeldi. Komşuluk, akrabalık ilişkileri menfaat ve çıkara değil sevgi ve hoşgörüye dayanıyordu. İnsanlar bir birlerinin yardımına severek koşardı. İşleri İmece denilen usulle ile birlikte hallederlerdi.

Herkes evlerinde ne pişirirlerse komşularına ikram ederlerdi. Akşamları bir birlerini ziyaret eder ne varsa birlikte paylaşırlardı. Biz çocuklar da o zamanın oyunlarını hep birlikte oynardık. Hani derler ya: ”Çocuklar gibi şendik.” Biz o zamanlar gerçekten o yoksulluğa ve çaresizliğe rağmen şen ve mutlu idik. Çünkü var olanla yetinmeyi öğrenmiştik.

Hiç unutamam, fındık toplama zamanı bizim çok fazla bahçemiz olmadığından erken toplar daha sonra da bahçesi fazla, fındığı çok olan komşulara büyüklerin aldığı yevmiyeni yarı kadar yevmiye ile fındık toplamaya giderdik. O zamanlar yaşımız daha 8-10 falandır. Galiba iyi çalışıyorduk ki, komşular yevmiyenin yanında o günkü yemek listesini de söylerler ve bizim kendilerine çalışmaya gelmemiz için teşvik bile derlerdi.