Bugün, 15 Mayıs 2021 Cumartesi

Mehmet Ali AYDIN


HATIRALAR HATIRLANDIKÇA-28

DARBEDEN SONRA


 

 

12 Eylül Darbesi ile birlikte yeni bir döneme girmiş, anarşi, terör, kargaşa ve kardeş kavgaları bir günde sona ermişti. Sanki ülkeye sihirli bir el dokunmuş gibiydi. Kenan Evren ve arkadaşları meclisi feshetmiş idareye el koymuş ve bundan sonra ihtilalin generalleri kendilerine göre “bir sağdan, bir soldan” gençleri darağacında sallandırarak adaleti sağlamaya başlamışlardı. Cezaevleri tıklım tıklım dolmuş, işkence ve ölümler sıradan olaylar haline gelmişti.

Seben’de de görünürde bir barış ve huzur havası gelmişti. Bu arada ev arkadaşım İsmail Orhan evlenmiş, ben de daha önce beni evine kabul etmemesine rağmen ben jest olarak evimden ayrılarak okul yakınında bulunan Turgut Türkcan hocanın babasının alt katını kiraladım ve oraya taşındım. Daha sonra bu evde de yeni yeni arkadaşlarım oldu. Bunlardan biri de hemşerim Bekir Bayram’dı. Gerenözü köyüne imam olarak atanmış, fakat neredeyse tamamen solcu olduğundan hemşerime rahat ve huzur vermemişlerdi. Hatta bir defasında camide mahsur kalmış ve jandarma tarafından kurtarılmıştı.

İlçe Müftümüz Dursun Pektaş’ta Giresun Alucralı idi, kendisinden rica ettim ve Bekir Hoca’yı Yukarı Cami’ye geçici olarak görevlendirdik. Mecburen onu da eve arkadaş olarak aldım. Tayin oluncaya kadar beraber kaldık. Bu arada Dursun Hocam ile ilgili bir anımı da nakletmeden geçemeyeceğim. Seben’deki durumları yakından bildiği için bir gün bana: “Hemşerim kendini o kadar basit görme. Buranın asayişi senin bıyıklardan sorulur” demişti. Bekir Hoca 12 eylülden sonra tayin olup gitti.

İhtilalden hemen sonra okulumuza yeni bir öğretmen daha geldi, yanılmıyorsan branşı da Kimya idi. Adı Remzi Üstünel’di. O da bir süre evleninceye kadar bana arkadaşlık etti. Eski idarecilerin sürülmesi ile lojmanda kalan hoca lojmanı boşaltınca bekara lojman verilmemesine rağmen sağ olsun Milli Emlak Müdürü olan arkadaş lojmanı bana kiraladılar. Seben’den tayin oluncaya kadar lojmanda kaldım. Lojmanın alt katında Okulumuz hizmetlilerinden olan şimdi rahmeti Rahmana kavuşan İsmail Güney oturuyordu ve lojmanın bahçesinde de elma ağaçlarımız vardı.

Lojman adeta öğrenci ve öğretmen arkadaşların ziyaretgahı gibi çalışıyordu. Hele Ramazanları evden yemeğini kapan geliyor birlikte iftar ediyorduk. Seyit Ali Demirbaş öğretmenimizin evi lojmana çok yakındı ve çoğu zaman beni yemeksiz bırakmıyordu. Hele kandil günlerinde öğrencilerim ve arkadaşlarım evi lokma haneye döndürürlerdi ve çoğunu da yitemezdim. Bu konuda Sebenli kardeşlerimin yaptıklarını unutmak mümkün değil. Son derece yardımsever insanlardı. Sanıyorum hala da öyledirler.

Darbeden sonra artık ortalık süt liman olmuş, sağcı solcu kalmamıştı. Benim idareciliğim kısa sürmüş ve ben darbeden önce görevi bırakmıştım. Yusuf Bey’le bir türlü anlaşmamız mümkün olmuyordu. İkimizde acemi ve Yusuf Bey’in de biraz agresif oluşu beni idarecilik yükünden kurtarmıştı. İhtilal benim ayrıca Siyasal Bilgiler Fakültesinde ki öğrenimime de ara vermeme sebep olmuş. İkinci sınıfta okula ara vermek zorunda kalmıştım. Daha sonraki yıllarda öğrenci affı gelmiş olsa da benim artık okuma isteğim de kalmamıştı.

Seben’de unutamadığım şeylerden biri de Musasoflar çayırında gerek kendi aramızda gerek başka ilçelerden davet ettiğimiz takımlarla yaptığımız maçlardı. Hepsi de son derece iddialı geçer, kıran kırana maçlar yapardık. Arkasından da Kesenözü Köyü’nde bulunan oldukça eski tarihi kaplıcalarda yorgunluk atardık. Bende bu konuda fena sayılmazdım hani. Seben’in köylerinden Kızık Köyü resmi bir spor kulübü kurmuş ve kurulduğu yıl Bolu 2. Amatör kümeye kabul edilmişti. Kulübün kurucuları Dişçilikle uğraşan Mitralyöz kardeşlerdi. Beni de davet ettiler ve onlarla birlikte iki sezon futbol oynadım. Kızık Spor’un ilk kaptanı ve ilk golünü de atan bendim ki bu bende ayrı bir anıdır.

Seben’de unutulmazlarımdan biri de ilçenin ortasından geçen Aladağ Çay’ında ve Çeltikdere Köyü yakınlarında ki derelerde balık avlamak. Çoğu zaman hafta sonları özellikle Seyit Ali Demirbaş Hoca motosikletiyle kapıya gelir “Haydi Hocam serpmeyi al da balığa gidelim” derdi. O zamanlar derelerde bol miktarda balık bulunurdu ve biz neredeyse çuvalla balık yakalar ve herkese dağıtırdık. Bazen hafta sonları yanıma Selami Eryılmaz’ı alır, yanımıza biraz ekmek, domates ve nevale alır, olta ile balık avlamaya gider, hem de doğa ile baş başa olurduk.

O dönemde Seben’de geleneklerine bağlı bir hayat vardı. Örf ve adetler canlı olarak yaşanırdı. Saygı, sevgi, hürmet, muhabbet ve gelenekler canlı olarak yaşanırdı. Belki şimdi de yaşanıyordur. Fakat son yıllarda Bolu’ya önemli ölçüde göç verdiği için galiba yaşlı ve emekliler kasabası haline gelmiş.

Artık bizim Seben’den demir alma zamanımızda yaklaşıyordu. Arada bir kesinti olmakla beraber yaklaşık altı yıl burada görev yapmıştım. Dile kolay acı tatlı hatıralarla dolu kocaman altı yıl. Bu arada 7 Kasım 1982 Anayasa oylamasında da Çeltikdere Köyünde sandık kurulu başkanlığı görevini bana özellikle vermişlerdi. Köy aradan geçen dere ile ikiye bölünmüş ve sandığın nereye konulacağı her zaman niza konusu olmuş ve bu nedenle de orada görevlendirilmiştim. Bu işi biraz muhtar pürüz çıkarsa da benim dediğim şekilde çözmüştüm.