GOTANA’NIN YOLLARI TAŞLI
İlk seferimiz de kimseyi bulamayıp telefon numarası ile döndüğümüz Turnalık yolculuğundan sonra okul müdürü Süleyman Bey ile telefon irtibatı sağladık ve pazartesi günü Ordu’da buluşmak üzere sözleştik. Buluşma yeri olarak da Yenimahalle Eczanesinin hemen arkasında bulunan bir toptancı dükkanını belirledik.
O gün gelince Süleyman Bey Trabzon’dan geldi ve buluştuk. Süleyman Bey sağ olsun ayaklı makam odası gibi. Evrak kayıt defteri yanında, okul mührü yanında. Göreve başlama yazımı elle yazdı, tarih ve sayısını vererek deftere kayıt etti. Sonra ağustos ayının 15’i geçtiği için benim için ayrıca maaş bordosu hazırladı. Böylece ben yeni görev yerimde, görev yerine uğramadan göreve başlamış oldum.
Bu arada ben kendisine bütünleme imtihanlarında bana görev vermemesini rica ettim. O da sağ olsun bu isteğimi kırmadı ve kendisine okul açılınca göreve başlayacağımı söyledim ve ayrıldık. O Trabzon’a ben Giresun’a hareket ettik. Süleyman bey çok kaliteli ve düzgün bir insan intibaı uyandırdı bende. Daha sonraki görüşmelerimizde mecburi hizmetten yırtmak için okul müdürlüğü görevini yürüttüğünü söyledi. Fakat Gotana’nın da mecburi hizmet yerlerinden çok bir farkı yoktu.
O dönemde köye karayolu yok, elektrik yok, su mahalle aralarındaki çeşmelerden sağlanıyor. Mahrumiyet bölgesi. Ordu’ya gelebilmek için önce yaklaşık bir buçuk saat yaya yolu yürüyeceksin, ardından Çambaşı’ndan gelecek minibüsü bekleyeceksin, yer bulur da binebilirsen yaklaşık üç saat süren yolculuktan sonra Ordu’ya gelebileceksiniz. O zamanlar Derinçay (Gotana) Kabadüz ilçe olmadığı için merkeze bağlı bir köy. Zaten beni de yanıltan bu oldu. Nasılsa merkeze bağlı günü birlik gider gelirim diye düşünüyordum ama düşündüğümle kaldım.
Bu arada benim tayin çıkalı bir ayı geçti ama eşimin tayini bir türlü çıkmıyordu. Nedenini araştırınca Alucra Müftüsünün muvafakat vermediğini öğrendik. Diyanette bir görevlinin başka bir yere atanması, çalıştığı yerdeki amirin müsaadesine bağlı imiş. Biz de böyle bir şey olmadığı için mevzuyu bilmiyor ve normal olarak tayinin çıkmasını bekliyorduk. Durumu öğrenince çaresini aramaya başladık. O sıralar Ordu Müftüsü rahmetli İsmet Selim’di. Onun da bir adamını bularak yanına gittik.
Kayınpeder durumu kendisine iletti. Önce Alucra Müftüsü olan Mustafa Bey’e durumu anlattı ve gerekli müsaadeyi vermesini ve tayini engellememesini söyledi. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi Alucra Müftüsü ile aramız limoni idi. O nedenle olduğunu biliyorum ve bize muvafakat vermeyeceğini söyledi. İsmet beyde istersen verme ben almasını bilirim diyerek telefonu suratına kapattı. Daha sonra Giresun Müftüsünü aradı, o da ilçe müftüsünün muvafakat vermediğini söyleyince onunda suratına telefonu kapattı.
Sonra Diyanet İşleri Başkanlığından birini aradı ve tayinin yapılmasını ve kendisinin hafız olan böyle bir hocaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Oradaki görevli her kimse ilçe müftüsünün muvafakat vermediğini söyleyince Rahmetli kızarak kükredi ve “Orada kendini müftü sanan bir hıyar muvafakat vermedi diye bu kız orada çürüyecek mi? Ömür boyu orada mı kalacak? Beni çileden çıkarmayın! Derhal tayini yapıyorsunuz ve ilk atamada da oraya birini kakalıyorsunuz!” dedi ve telefonu kapattı.
Aradan çok zaman geçmeden eşimin de tayini Ordu’ya yapıldı. Hem de merkezde bulunan Köprübaşı Kız Kur’an Kursu Öğreticiliğine. Tayin olunca Alucra’ya ilişik kesmeye gittik. Tabii ki bizim (!) müftü “eşekten düşmüş karpuza dönmüş” vaziyette. İlla zorluk çıkaracak ya bu defada yolluğumuzu vermedi. Sebep, güya ben yolluk alınca eşimin alması mümkün değilmiş. Halbuki ikisi ayrı ayrı tayinler ama biz de fazla uğraşmak istemedik ve ayrıldık. Böylece Alucra ile son bağlantımızı da kesmiş olduk.
Artık yolumuza Ordu’da devam edeceğiz. Eşimde mehil müddeti bitince Ordu’da ki görevine başladı. Yaz tatili olduğu için kursta öğrenci yoktu. Kursun anahtarını müftülükten aldık ve kursa geldik. O zaman kurs caminin hemen arkasında yer alıyordu ve izbe bir konumda idi. Hele arka tarafı camları olmasına rağmen bitişik binalarla iç içe olduğu için ışık alamıyordu. En üst katı da geniş bir odası öğretmenler odası olarak kullanılıyor yan tarafı ise tamamen boştu. Eşimle beraber kursu şöyle gezip, inceledik. Sonra kurstan ayrılıp Hastane sapağındaki dolmuş durağına geldik ve Giresun’a gitmek için dolmuş bekliyoruz.
Bir ara bacaklarıma baktım, beyaz olan pantolonumun diz kapağından aşağısı simsiyah olmuştu. Allah, Allah pantolunumu kirletecek de bir şey yapmamıştım ama bu neyin nesi dedim. Çevredekilerden de utanmadım değil hani. Eşime gösterdim. O da hayret etti. Sonra eğilip şöyle elimle vurup bir silkeledim birden bacaklarımdan bir şeyler zıplamaya başladı. Meğer kursu yaz tatilinde pireler işgal etmiş, bizde girince üzerimize konmuşlar. Aynı şey eşimin de başına gelince bir an önce işe koyulup kursun ilaçlanmasını sağladık ve pirelerden arındırdık.
Artık sıra eş durumundan benim tayinimin yapılmasına sıra gelmişti ama bir yıl içinde ikinci tayini nasıl yaptıracaktık onu düşünmeye başladık. Ama her işin bir kolayı vardı.
