GOTANA YOLLARI DAŞLI
Artık görev yerimle tanışma zamanı gelmişti. Bütünleme imtihanlarının son günleriydi. Okuluma gitmeye karar verdim ve Çambaşı minibüsü ile yola revan olduk. Sabahın ilk arabası ile yola çıktığım için erken saatlerde Turnalık yaylasına vardık. Minibüsten indim, önüme ilk gelene Derinçay’a nereden ve nasıl gideceğimi sordum. Bana kendince yolu tarif etti. Bende yolculuk ne kadar sürer diye sorunca o da yaklaşık kırk beş dakika sürer dedi.
O zamanlar köye araba yolu yok. Turnalık’tan yola revan oldum, önce bir süre açık arazide yürüdüm daha sonra ıssız, sessiz bir ormanın içinde yol almaya başladım. Ormanda benden başka kimse yok, incin top oynuyor. Biraz yürüdükten sonra ormanlık alandan çıktım, ormanlar yüksekte kaldı bahçe içinde cılga bir yoldan devam ediyorum. Bir saatten fazla yürüdüm ama yol üzerinde köy falan yok.
Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı, birisi düz devam ediyor ama ormana doğru, ikinci yol yukardan aşağı oldukça eğimli bir yol ve dereye doğru iniyor. Sonradan öğrendiğime göre düz devam eden yol orman içinden köye ulaşıyor ama uzun olan yol. Dereye doğru inen yol ise kısa ama oldukça tehlikeli ve dik bir yol. Ben gayri ihtiyari ikinci yoldan dereye indim. İndim inmesine de çıkmak içinde aynı diklikte rampa çıkmam gerekti. Yorucu bir yolculuktan sonra tepeye çıktım ve artık köye vardım.
İlk rastladığım insana okulun yerini sordum ve köyün öbür tarafındaki mahallede olduğunu söyledi ve yaklaşık bir on beş- yirmi dakika daha yürüdükten sonra okula ulaştım. Vatandaşın bana kırk beş dakika dediği yolculuk yaklaşık iki saat kadar sürdü ama benimde korku ile karışık yolculuğum imanımı gevretti. Bu şartlar altında burada çalışmam imkânsız gibiydi.
Okul o zamanlar İlkokulun avlusunda bulunan odunluğun okula çevrilmesi ile yapılmış, hemen köşesine de kulübeden idari bölüm yapılmıştı. Son derece sağlıksız bir okul binası vardı ve burada üç sınıflı bir ortaokul kurulmuştu. Okulu ve çevreyi görmüş ve bilgi sahibi olmuştum ama burada bu şartlarda çalışmam pek de olası değildi. Eşim Ordu merkezde ben de ondan 60-70 km uzakta bir köyde. Bu mümkün olabilecek bir şey değildi. Her ne şekilde olursa olsun buradan tayinimi aldırmalıyım, olmadı istifa edip başka bir işe bakmalıyım diye kafamdan geçirdim.
Hatta okul müdürümüzle biraz sohbetten sonra burada çalışamayacağımı, eş durumundan tayinimi yaptırabilirsem yaptıracağımı yoksa istifa edeceğimi söyledim. O da bana “Hocam buraya gelip de hemen gideceğim diyen arkadaşlar ancak görev süreleri dolup dört yıl sonra gidebildiler” dedi. Bende kendisine göreceksin ben burada bir gece bile kalmayacağım dedim. Ama galiba büyük konuşmuşum. İster istemez bir gece kalmak zorunda kaldım. (Daha sonra bahsedeceğim).
Okulda bir süre kaldıktan sonra okul müdürümüzün bu gece kalalım sabah gidersin ısrarlarına rağmen, müsaade isteyip akşam olmadan Ordu’ya dönmeliyim diyerek ayrıldım ve aynı yolu tekrar tabanları yağlayarak geri döndüm ve son Çambaşı minibüsüne yetiştim. Akşam saatlerinde Ordu’ya dönmeyi başarabildim. Son derece yorucu ve zahmetli bir gün yaşamıştım. Hele o ıssız orman yolunda vahşi bir hayvana rastlama ihtimali aklıma geldikçe bir yandan sesli sesli şarkılar mırıldanırken, bir yandan da hızlı bir tempoda soluk soluğa yürüyüşümü unutmam mümkün değil.
Okul müdürümüze bana ders vermemesini, program yaparken buna dikkat etmesini söylemiş ve eş durumundan tayinimi yaptıracağımı belirtmiştim. O da sağ olsun beni bir süre idare etti. Bende hemen eş durumundan tayinimin yapılması için gerekli çalışmalara başladım. O sırada Ordu Milli Eğitim Müdürü Selahattin Özdemiroğlu idi. Ulubey Belediye Başkanı Mehmet Çelenk vasıtası ile kendisine ulaştık. Durumu kendisine anlattım ve bana hak verdi ve yardımcı olacağını söyledi. Bende derhal eş durumu ile ilgili evrakları hazırladım ve başvurumu yaptım.
Sağ olsun Milli Eğitim Müdürümüz, dilekçemi ve evraklarımı beni okula yormadan işleme koydu, üst yazısını hazırladı ve o sırada Bakanlıkta Ortaöğretime bakan genel müdürü tanıyormuş ona da telefon açarak durumu izah etti. Sonra evrakları da bana elden vererek genel müdüre varmamı ve selam söylememi istedi. Ben de evraklarla ertesi gün Ankara’nın yolunu tuttum ve bir cuma sabahı bakanlığa ve oradan da genel müdüre ulaştım. Genel müdür evraklarımı kontrol etti, sonra evrak kayıtta kayıt ettirip kendisine getirmemi söyledi. Dediği gibi yaptım. Tekrar evrakları kendisine getirdim. Keşke dün getirmiş olsaydın bugün komisyon vardı, komisyona sokardık dedi ama iş işten geçmişti. Yapacak bir şey yoktu.
Bizim iş bir hafta sonraya kalmıştı. Olsun artık bekleyecektik. Günümüzde olduğu gibi o günlerde de adamınız olmadığı zaman hakkınızı almanız mümkün değildi. Nihayetinde eş durumundan bir tayin ama yine de adamınızın olması gerekiyordu. Gerekenleri yapmış artık tayinimin çıkmasını bekliyordum. Bu arada Ordu’da bir ev tutmuştuk ama ev henüz tam olarak yapılmamış biraz işleri vardı. Eşyaları henüz yapılmamış eve koymuş bizde Ulubey’de görev yapan kayınpederlerde ikamet etmeye başlamıştık.
Tayin için gün saymaya başlamıştık. Okullar açılmış ekim ayının ortalarına gelmiştik. Benim tayin de bir türlü gelmiyordu. Can sıkıcı bir durumdu. Herkes görevi başında ben ise “Boş gezenin boş kalfası” durumundaydım. Nihayet tayinim geldi ve Milli Eğitim Müdürlüğünden evraklarımı elden aldım ve ayrılmak için okula gitmem gerekiyordu.
