BÜYÜK LOKMA YE FAKAT …
Derinçay maceramızı, kısa sürmüş de olsa sonlandırmanın zamanı gelmişti. Kararnamem çıkmış ve yeni görev yerim Ordu Lisesi idi. Derinçay’dan (Gotana) ayrılmam için bir kez daha yollara düşmem gerekiyordu. Her zaman olduğu gibi sabah ilk minibüse binerek yola revan oldum. Turnalık ’ta minibüsten indim ve Derinçay’ın yolunu tuttum. Yalnız başına da yolculuk çekilmese de yapacak bir şey yoktu. İşi olmadan kimse o bir buçuk saat yolu zevk için yürümezdi.
Öğleye doğru okula ulaştım. Müdür beye durumu anlattım. Diğer arkadaşlarla ayak üstü de olsa tanıştım. Tayinimin çıkmış olması müdürümüzü hayli hayrete düşürmüştü. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordu. Temmuz’dan sonra gelmiş, ekim ayı bitmeden gidiyordum. Ve bu burada ilk defa oluyordu. Zaten bana buraya gelip de hemen giderim diyenlerin en erken gideni dört yıl sonra gidebildi demişti. Onu gidişimle hayrete düşürmüştüm. Bu kadar kısa sürede gidişimi beklemiyordu.
Yapmam gereken ayrılma işlemlerini yapmaya başladım, ayrılma yazımı okulda bulunan daktilo ile yazmaya başlayınca müdür beyin hayreti daha da arttı. Daktilo da kullanabiliyorsunuz dedi. Ben de o sıralar “F” klavye ile iki üç parmakla da olsa seri yazabiliyordum. Rehberliğini yaptığım stajyer öğretmenlerin stajyerlik dosyalarını kendi daktilomla ben hazırlamıştım. Müdür keşke bizimle kalsaydın senden epeyce yararlanabilirdik dedi ama tabi ki artık mümkün değildi.
Maaş ilmühaberimi, ayrılış yazımı hazırladım ve imzaları aldıktan sonra artık ayrılık zamanı gelmişti. Kısa süreli de olsa Gotana maceram burada noktalanıyordu. Okuldan ayrılıp tekrar geldiğim yoldan geri dönmek için hareket ettim. Turnalığa geldiğimde saat akşam üstü dört buçuk falan olmuştu. Ben araç bulur ve dönerim diye ümit ediyordum. Ana nafile. Rastladığım birine acaba Ordu’ya araba bulabilir miyim dediğimde bana; yarın sabah inşallah bulursunuz dedi. Yani bu gece Turnalık’ta kalacaktım.
Yatacak bir yerin, otel veya pansiyonun olup olmadığını araştırınca böyle bir yerin olmadığını öğrendim. Başımın çaresine bakmam gerekiyordu. Açık olan çay ocağına gittim, bir iki bardak çay içtim. Benim yabancı olduğum hemen anlaşılıyordu. Orada bulunan herkes birbirini tanıyordu, tanınmayan ben vardım. Kısa sürede durum anlaşılınca sorgu sual faslı başladı. Kimim, nerden geliyorum ne iş yapıyorum vs. gibi. Durumu anlattım ve bu gece kalabilecek bir yer aradığımı söyledim. İnsanlar tanımadıklarına temkinli yaklaşır ki bu çok doğaldır. İn misin, cin misin, hırlı mısın, hırsız mısın?
O sırada Akşam ezanı okundu, ben de gidenler gibi kalktım ve camiye gittim. Namazın peşinde camiye gittiğimi gören birkaç kişi yanıma gelerek beni misafir edebileceklerini söylediler ve birisi ile gitmeye karar verdim. Daha sonra yine çay ocağına geldik, çaylarımızı yudumlayıp sohbet ederken yatsı ezanı okundu. Tekrar camii de namazımızı eda ettikten sonra birlikte eve yollandık. Sağ olsunlar, bana yemek ikram ettiler, ayrı bir oda tahsis ettiler ve misafirperliğin güzel bir örneğini sergilediler. Mevsim sonbahar ve ekim ayının son günleri hava da bir hayli soğuk. O gece şu an görsem tanımayacağım ve adını bile Hatırlamadığım insanlar bana kucak açıp misafir edip, ikramda bulundular. Fakat artık günümüzde bu özelliklerimizi kaybettik.
Hani müdür beye ben burada bir gün bile kalmayacağım. Atasözümüz “büyük lokma ye ama büyük konuşma” der ya. Galiba ben büyük konuşmuşum ki, o gece orada kalarak bana bir ders verilmiş oldu. Sen kalmam desende Külli irade öyle dememiş ve bu gece burada kalıp bir daha büyük konuşmamayı öğreneceksin demiş. Fakat kalmam içinde gerekli ortamı sağlamıştı. Ertesi sabah uyanınca odanın penceresi Çambaşı tarafına doğru bakıyordu. Perdeyi yavaşça araladım ve baktım ki gece yükseklere kar yağmış, Turnalık’ta da soğuktan kırağı meydana gelmişti.
Ev sahibim ile kahvaltıyı yaptık, sonra ben müsaade istedim ve Ordu’ya dönmek için araç beklemeye başladım. Gelen ilk araba ile Ordu’nun yolunu tuttum. Yeni görev yerim beni bekliyordu. Önce defterdarlığa gidip maaş nakil ilmühaberimi imzalattım, sonra Ordu Lisesine geçerek evraklarımı teslim ederek yeni okulumda yeni görevime böylece başlamış oldum. O sırada okulumuz tarih öğretmenlerinden Rahmetli İshak Keskin hocam sağlık sorunları nedeniyle uzun süreli raporlu imiş. Dolayısıyla da dersleri boş geçiyordu. Sabahçı idi ve lise ikinci ve üçüncü sınıflara dersi vardı. Okul Müdürümüz Ali Sanioğlu, Müdür başyardımcısı Sami Çiçek bana İshak hocanın programını verdiler ve hemen derslere başlamamı istediler. Hemen ertesi gün derslere başladım.
Kısa sürede öğrencilerle iyi bir iletişim kurmayı başardım. Sanıyorum yaklaşık iki ay kadar onların derslerine girdim. Bu süre zarfında birbirimize alıştık ve kaynaştık güzel bir ortam oluştu. Nihayet İshak Hocamın raporu bitti. Benim o sınıflardan ayrılmam gerekti. Bunu duyan öğrenciler okul idaresine giderek benimle devam etmek istediklerini belirtmelerine rağmen İshak Hocamın razı olmaması nedeniyle ben de onları bırakmak zorunda kaldım ama onlarla iletişimim devam etti. Kısa bir süre de olsa derslerine girdiğim bu öğrencilerimden bazıları ile hala iletişimim devam ediyor.
