Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda hayatımız doğal olduğu gibi her şey doğaldı. Arılar bal yaparken kullar müdahil olmaz, kovanlar bile ağaç kütükleri oyularak yapılırdı. Ballara da kara kütük kovan balı deniyordu. Şeker yok, şurup yok ve suni mum da yok. Bütün işçilik arılara ait idi. İnsan da lezzeti, aroması, rengi ve tadı ile bal yediğini hissediyordu.
Bir de “deli bal” vardı ki “azı karar, çoğu zarar” türden. Genelde orman gülünden arıların yaptığı bala bu ad verilirdi. Biraz acımtırak ve buruşturucu bir tadı vardır. Ve bizim çocukluğumuzda arılara dışardan müdahale olmadığı için bu ballar saf ve kaliteli olurdu ve tesirli de olurlardı. Deli bal şifa kaynağı olduğu kadar yemesini bilmeseniz sizi tutar hatta zehirleyebilirdi.
Sanıyorum yıl 1966-67 olabilir. Hüseyin amcam askerde idi. Amcamın rahmetli hanımı Fatma yengem de Dereli’nin Çivriz köyündendi. O yıllarda amcam askerde olduğu için bir Kurban Bayramı arifesinde Çivriz Köyü’ne anne, baba ve kardeşlerinin yanına bayrama götürme işi bana ve rahmetli babamın hala oğlu Mehmet dayımın büyük oğlu Ali’ye kalmıştı. İlçe merkezi ile köy arası altı kilometre kadar vardı. Ve yolu yaya yürümek zorundaydınız.
O zamanın şartlarında köye Dereli- Kümbet yolundan birkaç kilometre sonra ahşap bir köprü ile aksu deresinden geçip sağa saparak gidiliyordu. O yıllarda Giresun’dan Şebinkarahisar, Alucra’ya uzanan yol stabilize olduğu gibi gidiş geliş için düzenli araç bulmak da mümkün değildi. Biz o gün Giresun’dan Dereli ’ye giden bir minibüse Duroğlu’ndan bindik ve oldukça bozuk bir şose yoldan 18 kilometrelik bir yolculuktan sonra Dereli’ye geldik ve buradan yaya olarak Çivriz (yeni adı ile Yıldız) Köyü’ne hareket ettik. Bu yolu da o günün şartlarında bir buçuk saatten uzun süren bir yürüyüşle kat edebildik.
Her ne kadar rahmetli yengem çok cesur bir kadın olsa da yolda izde rastladığımız köpeklerin saldırılarından biz yine de korkuyor ve çekiniyorduk. Öğleden sonra yorucu bir yolculukla köye ulaştık. Her zaman olduğu gibi o yaşlarda da çevreyi gezmeye ve araştırmaya meraklı biri idim. Gerçi köye ilk gelişim değildi. Daha önce de rahmetli yengemin gelinçisine (gelin alma) de gelmiştim. Ama o zaman sadece evlerinin kapısına gelmiş gelinimiz almış sonrada gelin alayı ile birlikte yürüyerek araçlarımızın bulunduğu Dereli yolu kenarına kadar yürümüş ve arabalara binerek bizim köye gelmiştik. Çevreyi görme fırsatım olmamıştı.
Hatta hiç unutmam; gelin eşyalarının bir kısmı yük hayvanlarının sırtında, kırılacak eşyalar da bizler tarafından taşınmıştı. Bende gelin eşyalarından “camlı lambayı” ellerimle taşımıştım. Taşırken de halam, annem defalarca tekrarlamış, tembihlemiş ve kırmamam için bir hayli nasihat etmişlerdi. O zamanlar camlı lambalar bir numaralı aydınlatma aracı idi.
Bu defa geldiğimizde etrafı tanımak için evin çevresinde rahmetli Ali ile gezmeye başlamış, evin yakınlarında bulunan deredeki su değirmenini de görmüştük. Burada derede oyun da oynamıştık.
Ertesi sabah erkenden uyandık, hazırlıklarımızı yaptık ve bayram namazı için abdestlerimiz aldık. Camiye gitmeden önce rahmetli yengemin rahmetli annesi de bize aç gitmeyelim diye ufak bir kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltıda bizim kolay kolay sofralarımızda görmediğimiz arı balı olunca bende bu fırsatı kaçırmamış epeyce mideye indirmiştim. Sonra yürüyerek yengemin babası rahmetli Ahmet amca ile birlikte köyün öbür tarafında bulunan ve yaya yarım saat kadar mesafedeki camiye bayram namazı için hareket ettik. Yol son derece engebeli, bahçeler arasından geçen toprak bir yaya yolu idi.
Namaz saati geldi birlikte bayram namazını eda ettik. Adet olduğu üzere cemaat caminin avlusunda toplandı ve bayramlaşma yapılacak. Kutlamalar, eğlenceler yapılacak. Ben tam caminin kapısından çıktım, etrafı bir kez gördüm ve artık gözlerim görmez oldu. Gözümüz yumuyorum, biraz dinlendiriyorum. Sonra açıyorum, etrafı bir göz görüyorum ama gözlerim yeniden görmez oluyor. Dünyam karardı, başıma yıkıldı. Ne olduğumu bilemiyorum.
Caminin bahçesinde millet bayramlaşıyor. Silah sesleri ortalığı yıkıyor eğleniyorlar ama ben hiçbir şeyi görmüyorum. Bir an aklıma bir gün önce derelerde oynarken cin çarpıp çalındığım aklıma geldi. Bildiğim duaları okuyorum ama ne çare. Sonunda rahmetli Ali’ye durumu anlattım. Ali benden birkaç yaş da küçük. Eve gitmemiz gerektiğini, galiba çalındığımı ve hemen bir hocaya giderek okunmam lazım dediğimi hatırlıyorum. Ali ise eğlenceyi kaçırmak istemediğinden bayramlaşmanın yeni başladığını biraz bekleyelim sonra gideriz diyordu. Her zaman bayram olmuyor, hem buradaki bayramlar bizim bayramlara benzemiyor biraz daha kalalım dese de ama benim bekleyecek halim yoktu.
Millet eğlenceye devam ederken biz eve doğru yola çıktık ama ben gözüm görmüyor ve gidemiyorum. Arada gözümü yumuyor, açınca biraz görüyor ve ancak üç-dört adım atabiliyorum. Hemen yoruluyorum, biraz oturuyor dinleniyorum sonra birkaç adım daha yine aynı senaryo. Böyle böyle devam ediyoruz. Gözümü yumuyor açıyor üç-dört adım atıyor tekrar dinleniyor ve aynı şeyleri tekrarlıyorum. Yarım saatte gittiğimiz yolu tas tamam üç saatte ancak geri gelebiliyoruz.
Eve gelince bende yüz-göz, bet beniz atmış, rengim değişmiş. Yengemin annesi durumu hemen anlıyor. Bana ne olduğunu soruyor bende olanları anlatarak cin çarpmış olabileceğini söylüyorum. Rahmetli de gülerek: “Ben seni neyin çarptığını biliyorum” diyor. Hemen bana bir tas yoğurt yediriyor. Bir bardak turşu suyu içiriyor, midemin bulanabileceğini, korkmamam gerektiğini söylüyor ve sonra beni yatırıyorlar. İki-üç saat kadar istirahat edip uyudum, uyanınca baktım eski halimden eser kalmamış, normal ayarlarıma dönmüşüm. Ben sanki yeniden doğmuş gibi sevinçliyim.
Yemek saati geldi sofra kuruldu. Ben artık çocukluk ya normal yemekleri bile çekinerek yiyorum. Rahmetli yengemin annesi sofraya yine aynı baldan koymuş, ben ise bal yememeye tövbe etmişim, bala katilmiş gibi bakıyorum. Rahmetli kadıncağız bana “Ye oğlum bir şey olmaz” diyor. Ben hayır diyorum, o ısrar ediyor ve diyor ki; “zehirin bile panzehiri var, deli balın da panzehiri turşudur. Önce baldan yiyecek, ardından da turşudan yiyeceksin. Evvel Allah hiçbir şey olmaz” diyor.
Ben yeni taktikle yemeye başlıyorum ve hakikaten artık bal bana etki etmiyor. Böylece deli bal yemenin de metodunu öğrenmiş oluyorum. Bayram müddetince de doyasıya bal yiyorum. Beni artık bal tutmuyor.
Bayram ziyareti bitince biz tekrar gerisin geriye dönüyoruz, önce yaya olarak Dereli’ye sonrada araçla Duroğlu’na dönüyoruz.
