İlkokulu başarılı bir şekilde bitirince, rahmetli babam eski inadından vaz geçti ve beni ortaokula gönderme konusunda herhangi bir olumsuz tavır sergilemedi…
Bizim dönemimizde şimdi ki gibi adım başı ortaokul ya da lise yok. Bize en yakın okul Giresun Merkez Ortaokulu. Kaydımızı yaptırdık, artık Giresun’da anneannem ve dayımla kalacağım ve okula devam edeceğim, hafta sonları da yine köye gideceğim.
Bende yeni bir okula kayıt olmanın ve devam edecek olmanın heyecanı var. O zaman Giresun’da bağımsız ortaokul bir tane var. Bunun yanında Giresun Kız Öğretmen Okulu, Erkek Sanat Okulu, Ticaret Lisesi ve Giresun Lisesi var. Öğretmen Okulu ve Sanat Okulunun orta kısımları da var. Henüz İmam-Hatip Lisesi açılmamıştı.
Okula başlamadan hazırlıklar başladı. Bununla ilgili bir anekdotumu anlatmasan olmaz;
İlkokulda herkes Gara Lastik dediğimiz ayakkabılılarla okuduk. Ama artık şehre, ortaokula gideceğiz, dolayısıyla kara lastikle olmaz. Kasabamızda İncirli Köyünden Çaplacı Mehmet Usta var iskarpin yapıyor. O zamanlar hazır ayakkabı pek yok. Bizde babamla birlikte Mehmet Ustanın dükkânının yolunu tuttuk. Pazarlık yapıldı, fiyatta anlaşıldı. Sonra Mehmet Usta benim ayak ölçümü aldı.
Nasıl mı?
Ayakkabımı çıkardım, önce sağ ayağımı, sonra sol ayağımı ayrı ayrı kartonların üzerine koydu, kopya kalemi denilen kurşun kalemin farklı bir versiyonu vardı. Onunla her iki ayağımı kartonun üzerine çizdi ve böylece benim ayakların numarası ve kalıbı belli oldu. Artık Mehmet Usta Sanatını konuşturacak, o ölçülere göre deriden kesim yaparak, kalıplar vasıtası ile bana ayakkabı yapacaktı. Yaptı da ve böylece ben ortaokula giderken ilk defa iskarpinle tanışmış oldum.
Bizim zamanımızda her okulun kendine uygun renklerde olan şapkalar takardık. Şapkalar aynı idi ama şapkaların kenarlarında ve tereğinin üstünde okulu temsil eden renklerde kordelalar bulunurdu. Örneğin ortaokulun ki sarı, sanat okulunun ki yeşil gibi. Böylece sokakta şapkalarımızdan hangi okula gittiğimiz belli olurdu.
Yeni bir çevre, yeni bir okul ve köyden çok daha karmaşık bir şehir hayatı, biz köy çocukları alışık değiliz. Uyum sağlamak ve yeni bir okula alışmak nasıl olacak, bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Yeni yeni dersler, her derse ayrı ayrı hocalar, farklı bir okul ve hiç tanımadığınız hepsi farklı yerlerden gelmiş, bir sürü yeni öğrenci ve aynı zamanda kalabalık bir okul ortamı.
Derse giren her öğretmen, kendisini tanıtıyor ve bizden neler istediklerini ve neler bekledikleri anlatıyorlar. Türkçe öğretmenimiz Nurettin Bey (Gız Nurittin), Fen Bilgisi öğretmenimiz Seniha hanım diğer öğretmenlerimi de hatırlıyorum ama çok fazla yer tutsun da istemiyorum. Ama İngilizce öğretmenimiz Mr. Brown eşi de yine bizim okulda Mrs. Brown İngiliz vatandaşı ve bizlere İngilizce öğretmeni olarak gelmişler. Fakat nedense iki-üç ay içinde onlar apar topar kaybolup gittiler.
Sonradan anlıyoruz ki, misyonerlik faaliyetleri için gelmişler ve biz daha çocukken bizi zehirleyecekler. Onlar tek kelime Türkçe bilmiyor, biz de İngilizceden (I am çakmaz) bir kelime. Dolayısıyla bu başlangıç benim okul hayatım boyunca İngilizceden hüsranım oldu. Daha sonra Mehmet Türk diye askeriyeden emekli bir subay bize İngilizce derslerine gelmeye başladı. O da tarzanca bir şeyler anlatıyor ama biz tarzancadan da anlamıyoruz. O seneyi onunla kapattık ama sene sonunda karnemde tek zayıf var o da İngilizce.
Madem İngilizceden başladık devam edelim de diğer dersleri başka bir yazıya bırakalım. İkinci yıl Bize İsmail Bey (Çiftoğlu) İngilizce derslerine gelmeye başladı. Kendisi Trabzonlu olunca şive de bizimkine hiç uymuyor. Bizim dersin adı artık İngilazca oldu.
Ondan da biz bir şey öğrenemedik ve üç yıl boyunca İngilizce zayıf, bizim takdir ve teşekkürler Allah’a emanet. Sene sonunda ya Eylül imtihanında ya da not ortalaması ile bir şekilde hallediyoruz.
Bizim İngilizcede temel çürük üzerine sağlıklı bina inşa etme sansımız olmadı.
Eğitim hayatım boyunca 14-15 yıl İngilizce ders gördük, ancak çat pat meramımızı zar zor ölmeyecek kadar anlatabiliyoruz. Bu nedenle bizim çocuklarımıza zorla yabancı dil öğretme hastalığımızdan bir an önce vaz geçmeli ve öğrenmek isteyenlere bu ders verilmeli.
Yoksa benim gibi olursa hem İngilizceden, Hem İngilizlerden nefret edersiniz.
Başka hatıralarda buluşmak dileğiyle.
