Ordu Lisesinde üçüncü yılımda müdür yardımcısı olunca, idareciler arasında görev bölümü yapıldı ve bana okul pansiyonunun idaresi düştü. Pansiyon okula bağlı ama farklı okullardan öğrenciler bulunan bir pansiyondu. Pansiyonda göreve başladıktan kısa bir sonra öğrencilerle yakından ilgi ve alakalı olunca öğrencilerle iyi bir iletişim kurdum. Pansiyonda kısa sürede sıcak bir aile ortamı oluştu. Akşamları öğrencilerle sohbet ve muhabbet onların da hoşuna gitti.
Aradan bir ay geçmedi, daha önce pansiyona bakan müdür yardımcısı arkadaş bir gün ziyaretime geldi ve kendisinin tekrar pansiyona bakmak istediğini ve sınıfları bana vereceğini söyledi. Bende bu görevi bana kendisinin değil okul müdürünün verdiğini söyleyerek yine de onun alabileceğini söyledim. Kendisi okul müdürüne giderek tekrar pansiyonu almak istediğini söyleyince müdür de bunun olamayacağını söylemiş fakat o durmamış sağdan soldan müdürü arattırarak zorla görevin kendisine verilmesini sağladı. Bende o zaman lise birinci sınıflardan on şubenin müdür yardımcılığını yürütmeye başladım.
Aslında bu benim de buna gönlüm razı idi. Pansiyonda sorumluluk daha fazla, gecesi ve gündüzü yok. Artık sınıfların tertip, düzen, disiplin, devam-devamsızlık ve başarıları ile ilgileneceğim. Disiplini ön plana çıkarmama rağmen öğrencilerle tatlı sert bir diyalog kurdum. Hatta bazen birkaç öğretmen vardı onların öğretmen olarak derse girmesi bile sakıncalı iken ne yazık ki devlet öğretmen olarak atamıştı. Onların dersinin olduğu sınıf başkanları önceden yanıma gelir “Hocam şimdi … hanımın ya da … beyin dersi var. Öğrenciler onların zaafından istifade ederek dersi kaynatmak istiyorlar. Siz girip sınıfa biraz tembihat yaparsanız o zaman yaramazlık yapamıyorlar önce siz dersten hemen önce gelin de sınıfa gerekeni söyleyin” derlerdi.
Bazı öğrencilerde benimle çok yakın diyalog kurmaya çalışırlar ve problemleri olduğunda da rahat rahat iletirlerdi. Bende çözüm için gerekeni yapardım. Hatta bazı öğrencilerim boş zamanlarında yanıma gelir benimle sohbet etmekten hoşlanırlardı. Bunlardan birisi de Zekiye adında bir kızımızdı. Zekiye benden gördüğü ilgi ve alakayı her akşam eve gidince ballandıra ballandıra anlatıyormuş.
Branşdaşım Ali Kemal Hoca kendisinin boş zamanlarında postanenin yanında bulunan fırının ikinci katta bir kahvehanede vakit öldürdüğünü ve müsait olduğunda beklediğini söylemişti. Bir gün oradan geçerken kahvehaneye uğradım. Arkadaşları ile okey oynuyor ve yanlarında da seyircileri var. Beni görünce Ali Kemal Hoca hemen kalktı ve bana yer göstererek “hoş geldin Mehmet Ali” dedi. Hemen orada bulunan birisi dikkat kesildi ve “soyadınız da Aydın mı?” dedi. Bende evet dedim.
“Kardeşim sen bu çocuklara ne yapıyorsun?” deyince hiç tanımadığım birisinin bu soruyu sorması beni tedirgin etti. Acaba bir yanlış mı yaptım diye. Devamla: “Kardeşim bizim evde senin adından ve yaptıklarından başka bir şey konuşulmuyor. Benim kızın müdür yardımcısıymışsın habire bizim kız seni anlatıp duruyor. Bunlar ilkokul sınıf öğretmeni için anlatılsa anlarım da bir lise öğretmeninin öğrencileri bu derece etkilemesi bana enteresan geldi. Siz çocuklara ne yapıyorsunuz da böyle kendinize bağlıyorsunuz? Deyince biraz rahatladım ve bir öğretmenin ve idarecinin yapması gerekeni yaptığımı ve fazladan bir şey yapmadığımı söyledim.
Sonradan kendisi ile samimi olduğum insan ilkokul sınıf öğretmeni olan Rüştü Bey’di. Eşi de öğretmen olan arkadaşımızla hala görüşüyorum. Zekiye’de daha sonra liseyi bitirip üniversitede hukuk okumuş ve bugün İstanbul’da avukatlık mesleğini icra eden birisi olmuştu.
Zekiye gibi daha bir sürü öğrencime aynı şekilde dokunmaya ve onları kazanmaya özen gösterdim ve meslek hayatım boyunca da göstermeye özen gösterdim. Dokunabildiğiniz insanlar sizin, sizin dokunamadıklarınıza da başkaları dokunuyor ve yanlış mecralara kayabiliyorlar.
Sizin bıraktığınız boşluğu birileri iyi ya da kötü dolduruyor. Tabiat boşluk kabul etmiyor. Bileşik kaplar misali sizin boşalttığınız yeri başkaları dolduruyor. Çoğunlukla yaptığımız öğrencilere bir şeyler öğretmek ve bir üst sınıf ya da okula hazırlamak ve onları imtihanlarda başarılı olmak için çalıştırıp yarış atına döndürmek. Halbuki amaç eğitilmiş nitelikli, kaliteli, dürüst, ahlaklı, maddi ve manevi değerlerle donanımlı insanlar yetiştirmektir eğitim. Biz eğitimi değil de öğretimi önceleyince çocukları yarış atına döndürüyoruz. Halbuki onlar bizden bununla beraber ilgi, alaka, sevgi, şefkat bekliyor.
Bu açıdan bakınca kendimi çok şanslı hissediyorum. Hala ilk göreve başladığım yıldaki öğrencilerimin çoğu ile irtibatımın olması, telefon, sosyal medya ve diğer iletişim araçları ile görüşmeye devam ediyor olmam galiba görevimi layıkıyla yapmaya çalışmamdan kaynaklanıyor sanırım.
Meslek hayatım boyunca binlerce öğrenci ile muhatap olmam, uzun yıllar idarecilik yapmam iletişim konusunda bir avantaj teşkil etti sanırım.
