Bugün, 16 Mart 2026 Pazartesi

Mehmet Ali AYDIN


HATIRALAR HATIRLANDIKÇA -65-

BİR TÜRLÜ SİYASİLERLE ANLAŞAMADIM GİTTİ -1-


Yazılarım ve paylaşımlarım nedeniyle siyasetle çok ilgileniyor gibi görünsem de, bu nedenle siyasilerle bir türlü anlaşma durumum olmadı. Gençlik yıllarımızda aileden aldığımız terbiye ve gördüklerimiz ve yaşadıklarımız nedeniyle demokrat kökenli idik. Tek parti, döneminde aile büyüklerimizin, anne ve babamızın yaşadıkları, çektikleri çileler ve gördükleri baskılar, sonra rahmetli menderes ve arkadaşlarına yapılanlar bizde tek partiye karşı mesafeli durma düşüncesi ve fikri meydana getirdi. Özellikle kurulduğundan bugüne dine ve dindarlara karşı tavrı, bizim de hasbel keder dindar olmamız bu tavrımızda etkili oldu diyebilirim.

Özellikle 60 ihtilali ve ardından gelen yıllarda yapılanları yakından takip edebilme şansına sahip oldum. O yıllarda okuma yazmamız olması, dükkanlardan aldığımız gazetelerden yapılan torba kağıtlarından geriden de olsa gündemle ilgili bilgiler edinmemiz özellikle benim tek partiden nefret etmem için yetti de arttı bile. 

Seçmen yaşına gelince, özellikle üniversite yıllarında Ülkücü camia içinde olmam nedeniyle ki o da tamamen bir tesadüf ve ortam nedeniyle dir ki onun hikayesini daha önceki yazılarımda belirtmiştim. O nedenle ilk oyumu 1977 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisine verdim. Arkasından yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde de öğretmen olarak Bolu-Seben’de olduğum için hayatımda ilk ve tek olarak Adalet Partisi Seben Belediye Başkan adayı Rahmetli Zeki Güneş’e verdim ama o da kazanamadı ve CHP’nin adayı kazandı. 

Daha sonra yapılan seçimlerde MHP’ye oy verdim. Arkasından Rahmetli Erbakan hocamın Milli Selamet Partisine oy verdim. 1980 İhtilali oldu bütün siyasi partiler kapatıldı liderleri siyasi yasaklı oldu. Benimde Çeltikdere köyünde sandık başkanı olduğum Anayasa oylaması sonucunda 1982 Anayasası kabul edildi. Yeni Anayasaya göre yeni kurulan partilerle 1983 seçimlerine gidildi. Seçimlere İhtilal komitesinin destekleri ile kurulan MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi), ANAP (Anavatan Partisi) ve CHP zihniyetinin temsilcisi olan HP (Halkçı Parti) katıldı. Seçimlerin favorisi olan MDP ancak üçüncü olabildi, HP ikinci ve Rahmetli Turgut Özal’ın kurduğu ve Kenan Evrenin kazanmaması için özel gayret gösterdiği ANAP seçimlerden birinci parti çıktığı gibi meclis çoğunluğunu da sağlayarak iktidar oldu. O seçimlerde de ben oyumu ANAP’a verdim.

1987 yılında yapılan referandum ile Anayasa’nın geçici 4. Maddesi yürürlükten kaldırılarak, siyasi yasaklar sona ermiş ve 12 Eylül öncesinin liderleri yeniden sahne almış ihtilal öncesi partiler farklı isimlerle yeniden sahneye çıkmışlardı. Bunlardan biri de Rahmetli Erbakan Hoca’nın kurduğu Refah Partisi idi ki 2002 seçimlerine kadar olan seçimlerde de Refah partisine oy verdim. Refah Partisi “Laiklik karşıtı hareketlerin odak noktası” olması bahanesiyle Anayasa Mahkemesi kararı ile 1998 de kapatılmış Erbakan Hocamız da beş yıl siyasi yasaklı olmuştu. 2001 yılında Rahmetli Recai Kutan emanetçi olarak Saadet Partisini kurmuştu. 2002 Kasım ayında yapılan seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan Ak Parti seçimlere girmiş ve Anayasayı değiştirebilecek çoğunlukla meclise girmiştir. 

Bu seçimlere 18 parti ve bağımsızlar katılmış, Ak Parti ve CHP barajı geçerek meclise girmeye hak kazanmıştır. Seçim sonuçlarına göre Ak Parti 550 üyeli mecliste 363, CHP 178 ve bağımsızlar 9 üye ile temsil hakkı kazanmışlardır. Bende o seçimlerde Ak Parti’ye oy verdim ve o tarihten bu yana yapılan seçimlerde aynı partiye oy vermeye devam ediyorum. Ola ki bu partiden daha fazla İslam ve Müslümanların davasına sahip çıkacak bir parti kurulursa ona oy vermeye devam ederim. Kısacası parti davam yoktur. Hiçbir partiye de şimdiye kadar üye olmadım. Olmayı da düşünmedim. Düşünmüyorum da. Zaten yaşımda artık buna uygun değil. 

Hani başlıkta da dedim ya siyasilerle bir türlü anlaşamadım ve onların yardımı ya da kayırması ile hiçbir makam ve mevkiye de gelmedim. Çocuklarım için de onların kapısını çalmak durumunda kalmadım. Fakat bazen istemeden de olsa yollarımızın kesiştiği oldu. Bazen beni bir yerlere getirmek için kapımı çaldılar ama hiçbirinde de gelemedim ve onlarda bu işi beceremediler. Ya da aradıkları adamın ben olmadığını anladıklarında benden vazgeçtiler. Bu yazı serimizde dilimizin döndüğü kadarı ile isimlere ve şahıslara takılmadan onları zikretmeden anlatmaya çalışacağım inşallah.

1996 yılında yapılan seçimlerde hiç ummadık şekilde seçimlerden Refah Partisi birinci parti olarak çıkmış ama zamanın Cumhurbaşkanı Demirel hükümeti kurma görevini üçüncü parti olan Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a vermiş. O da DYP ile hükümet kurmuş ama ancak üç ay dayanabilmiş ve istifa etmek zorunda kalmıştı. Demirel bu defa kerhen de olsa hükümeti kurma görevini seçimlerin galibi Refah Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a vermek zorunda kalmıştı. Tarihimizde Refah-Yol Hükümeti ile geçen hükümeti kurmuştu.

O dönemde Refah Partisinin bürokraside yeteri kadar adamı da yoktu. O sıralar Atatürk Lisesi’nde Müdür Başyardımcısı idim. Refah Partisi İl Başkanı olan arkadaşım bir gün benimle görüşmek istediğini söyleyerek telefon etti. Ben de kendisi ile gittim ve görüştüm. Ve bana “Hocam TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) de boş bir müdür yardımcılığı kadrosu var ve bu kadro idari kadro olduğu için teknik elaman olmaya da gerek olmadığını, parti yönetimi olarak sizi buraya düşünüyoruz. Ne dersiniz” dedi. Ben de kendilerine “benim hayat felsefem ve Devlet Memuriyeti anlayışıma göre görev istenmez, verilir. Bizde verilen görevi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da en iyi şekilde yapmaya çalışırız.” Cevabını verdim.

“Yalnız hocam bu işi takip et, Ankara’ya git işlerini takip et falan derseniz bu işte yokum. Çoluk çocuğun rızkını yolda izde harcayamam, size istediğiniz belgeler varsa hazırlar veririm gerisi size kalmış” dedim. O da sağ olsun “Yok hocam biz zaten bu konuda kararlıyız, sen sadece istenilen belgeleri hazırla, bu konuda hiç engel yok. Ankara ile de konuştuk ve yönetim kurulunun ortak kararı ile senin arkandayız.” Dedi. “Yalnız bu konu aramızda kalsın, dedikodu, fitne çok olur onlara meydan vermeyelim” diye de bana tembih etti. Gerekli belgeleri ve cv’yi hazırladım ve kendisine verdim. Evde eşime bile bu meseleden bahsetmedim. Artık atamanın gerçekleşmesini bekliyorum. 

Bir hafta geçti geçmedi, okulda bizim memur “müdürüm hayırlı olsun yakında TEK’e geçiyormuşsunuz. Aşk olsun bize de bir şey söylemiyorsunuz” demez mi! Ben hayretler içindeyim. Evde hanıma söylememişim, okuldaki memurdan haber alıyorum. Ben “yok öyle bir şey yanlış duymuşsun. Kim söyledi sana “dedim. Hocam “TEK’de bir bayan arkadaşım var, o söyledi. Sizin Baş muavin bize müdür yardımcısı olarak geliyormuş. Nasıl biri diye sordu. Ondan öğrendim” dedi. Bende kendisine “sen ne söyledin” dedim. O da” bizim baş muavin çok disiplinli, çalışkan ve işinden taviz vermez hem çalışır hem de çalıştırır. Kimsenin gözünün yaşına bakmaz” dedim, dedi.

Biz bekliyoruz artık bir an önce kararname gelsin de akıbetimizi bilelim. Bekle Allah bekle. Bizim atama bir türlü gerçekleşmiyor. İl Başkanına soruyorum “ha bugün, ha yarın geliyor” diyor ama aradan birkaç ay geçti ne gelen var ne giden. Bu arada Rahmetli Erbakan’ın korumalarından olan bir öğrencim vardı aklıma o geldi ve durumu öğrenmek için telefonla aradım. Durumu anlattım ve ne olduğunu öğrenmesini istedim. Bir süre sonra geri dönüş yaparak “hocam kararnameniz Erbakan Hocamızın masasının üstünde imza bekliyor, çok yakında olur” dedi. Bende buna çok ihtimal vermediğim için “iyice araştır, bir yanlışlık olmasın” dedim. Aradan iki gün geçti öğrencim geri dönüş yaptı ve “Hocam haklısın o sizin kararname değilmiş. Sizin evrakların üzerine kırmızı kalem çekilmiş ve Sümen altı edilmiş” dedi. Bende “nedenini öğren ve bana bildir” dedim.

Çok zaman geçmeden öğrencim bana geri dönüş yaparak; “hocam siz il başkanı ile milletvekili arasında kalmışsınız, araları iyi olmadığı için milletvekili sizin işe takoz koymuş ve işiniz olmayacak” dedi. Kendisine teşekkür ettim. İl başkanına da durumu ilettim ve böylece benim iş il başkanı ile milletvekilinin “sidik yarışına” takıldı ve olmadı. Böylece ben de politikacılara güvenilip de yola çıkılmayacağını anlamış oldum. Ama onlarsız da olmuyor ki aynı yoldan birkaç defa daha geçmek durumunda kaldım ve Allah’tan da hiçbiri gerçekleşmedi ve bende onlara gebe kalmadım. Bu bakımdan galiba şanslı sayılırım. Bununla ilgili olarak birkaç hatıram daha olduğu için buna bir dedim. Gelecek yazılarımda da onlara değinmeye çalışırım inşallah.