10 Aralık ve sözüm ona “İnsan Hakları Günü” imiş. Merak ettim acaba hangi insanların günü. İnsana cinsiyeti, dini, dili ve rengi ile muamele eden “Tek dişi kalmış canavar”ın yaptığı vahşeti, soykırımı ve zulmü perdelemek için bize yutturmaya çalıştığı insan hakları günü mü?
Oldum olası batının bize yutturmaya çalıştığı ve özel anlam yüklediği bu tür günlere karşıyım. Çünkü bizde ağzı açık onlara hayran bir güruhun olmasına rağmen tarih boyunca meydana gelen olayları incelediğimizde hayran oldukları Batı Medeniyeti denilen vahşilerin sözlerinde hiç de samimi olmadığını biliyorum. Kendilerine yapılan en ufak bir yanlışa tahammülü olmayan bu insan kılıklı şeytanlar, kendi gibi düşünüp inanmayanlara karşı yapılan haksızlıklarda ya başroldeler ya da suskunlar.
En son Batı Şeria’da yaşananlar ve bunun karşısında medeni batının tavrı insanlıktan ne kadar nasipsiz oldukları göstermektedir. Orada binlerce masum çocuk, kadın ve yaşlılar katledilirken katillerin safında yer almakta, almayanlar ise bu zulme sessiz kalmaktadırlar.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği ülke olan ABD ne yazık ki dünyadaki bütün katliamların, vahşetin ve soykırımın bir numaralı sorumlusudur. Ya işin içinde yer alır ya da yapan katilleri kayıtsız ve şartsız destekler. Son olarak Katil İsrail’e Başkan Bidon 15 bin tank mermisi veren tasarıyı acil onaylayarak ne kadar barış yanlısı olduğunu göstermiştir! Yine aynı katil ABD Bir-Leş-miş Milletler Güvenlik barış konseyinin “Filistin-İsrail arasındaki ateşkesi sağlayacak tasarı ret ederek kanlı katile destek vererek ne kadar barış yanlısı olduğunu göstermiştir.
Benim sevdiğim bir söz var: “Herkes damarında dolaşan kanın gereğini yapar” diye. Kanında kalleşlik dolaşan birinden düzgün bir davranış bekleyemezsiniz.
Peki biz Müslüman toplumlar olarak ne yapıyoruz. Dikkat edin Müslüman Devletler demiyorum ve bunu bilerek kullanıyorum. Benim bakış açıma göre dünyada Müslüman Devlet yok. Bir devletin Müslüman olması için tebaasının ne olduğu çok önemli değil, o devlette “İslami Kurallar yani “Şeriatın” uygulanması gerekir. Bugün dünyada şeriatla yönetilen devlet var mı? Suudi Arabistan var diyenler var gibi gibi geliyor bana. Onu diyenler benim külahıma anlatsınlar. Eğer orada şeriat olsaydı İstanbul’da katledilen gazetecinin katledilmesinin bir numaralı sorumlusu olan Prensin “başının gövdesinden ayrılması” gerekirdi.
Dünyada Müslüman devlet yoktur, sadece halkı Müslüman olan devletler vardır. Bu açıdan baktığınızda ABD’de bile beş milyondan fazla Müslüman var, Avrupa’da 44 milyon Müslüman var. O zaman onlarda Müslüman devlet sayılmalı. Bu sayı ve nüfusa oranı ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Bu oran mesela bizde %99 olarak dile getiriliyor. Bu oranı gördükçe hem üzülüyorum hem de gülüyorum. Müslümanlık bu kadar ucuz olmamalı. Bir ülkede camiye gidenlerden çok meyhaneye, kumarhaneye ve çok özür dilerim kerhaneye giden varsa bu orada bu orandan bahsetmek gerçekten dinini Yüce Allah’ın emrettiği gibi yaşamaya özen gösteren Mümin ve Müslüman olanlara hakarettir.
Hemen yanı başımızda bir katliam söz konusu iken bizim kılımızın kıpırdamaması acaba neye işaret ediyor. Şimdi bazıları bu cümleyi okuyunca kendi kendilerine “Biz tek başımıza ne yapabilir ki?” diyorlardır. Biz tek başımıza da birlikte de çok şeyler yapabiliriz. Nerede bir mazlum varsa biz onlarında yanında olmalıyız. Burada hiçbir ayrım gözetmeden yapmalıyız bunu. Mazlum kim olursa mazlum, zalim kim olursa zalimdir.
Biz ne yapabiliriz? El cevap biz çok şey yapabiliriz. Öncelikle bireysel olarak başlatılan yardım kampanyalarına destek olabiliriz amasız ve lakinsiz. Marketten alışveriş yaparken İsrail menşeili ürünlere yüzlerce lira verirken onu az görüp, Filistin’e destek kampanyalarına verdiğimiz on-yirmi liraları çok görerek bu destek olmaz. Yahudi’nin gözü para ve maddiyattan başka bir şey görmez ve bugün dünyayı ellerinde oynatmalarının nedeni sermaye piyasasına hâkim olmalarıdır. Bizim az gibi görünen boykot çabamız bütün dünyada rağbet gördüğünde bu katillerin sermayelerine büyük bir zarar verecektir. Nitekim Fas’ta Starburck yapılan boykot nedeniyle 16 dükkanının daimî olarak kapatmış.
Bizde boykot konusunda samimi olur ve gayret gösterirsek ülkemiz piyasasının büyük bir kısmını işgal eden ABD ve İsrail mallarının satışı etkilenecektir. Boykottan amaç belki onları iflas ettirmeyecek ama en azından bizim safımızı belli edecektir. Hz. İbrahim (A.S) ateşe atılırken serçenin biri gagası ile ateşi söndürmek için su taşıyor. Diğerleri de ona “Senin gagayla taşıdığın su bun ateşe ne yapacak ki” dediklerinde serçe de onlara” Bunu bende biliyorum ben bu su ile ateşi söndüremem ama en azından Hz. İbrahim’in yanında olduğumu gösteririm” der. Bizde kimin yanında olduğumuzu gösterebiliriz.
Yapacağımız bir başka eylem ise bizi yöneten veya yönetmeye talip olanlara yüksek sesle ve eylemlerimizle sesimizi duyurabiliriz. Gerekirse oylarımızla onları tehdit edebiliriz. İsrail’e karşı olduğumuz bildiren mesajlar yerine somut adımlar atmalarını sağlayabiliriz. Mesela İsrail ile olan bütün ilişkilerimizi kesmelerini yüksek sesle dile getirebiliriz. Eğer bu konuda üzerimize düşen ve yapmamız gerekenleri yapmıyorsak biliniz ki bu konuda en az katiller kadar suçluyuz demektir ve o Filistin’deki mazlum ve masumların kanı bizim elimizde de var demektir. Zalime ve zulme sessiz kalan onun ortağıdır.
Daha çok şeyler söylenebilir de kime söylediğinize de bağlı. O kadar gayesiz, amaçsız, hedefsiz bir toplum olmuşuz ki çoğumuzun dünya ile bağı mide borusu ve nefsani arzuları olmuş. Bu tür insan kılıklılara ulvi gayeleri anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Sokağa çıktığınızda gördüğünüz manzara sizi insanlığınızdan utandırmıyorsa ve her şeye olağanmış gibi bakarsanız katillerin zulmüne de olağanmış gibi bakmaya başlarsınız.


