Bugün, 7 Mart 2026 Cumartesi

Mehmet Ali AYDIN


HER ŞEYİ BİLEN HİÇBİR ŞEY BİLMEZ

HER ŞEYİ BİLEN HİÇBİR ŞEY BİLMEZ


İnsanoğlu olarak kendimizi üstün görme hastalığına hepimiz az ya da çok muztaribiz. Özellikle kendi işimizden çok başkalarının işini daha çok bilir ve burnumuzu sokmaya da bayılırız. Kendi kusurlarımızı düzeltmek yerine başkalarının hata ve kusurlarını bulmada uzmanızdır.

Kendi işimizi düzgünce yapmayız ama başkalarının yaptığı işlerin hata ve kusurlarını bulmada uzmanlaşmışızdır.

Bunun en önemli nedeni de adı Milli olan ama Millilik ile bir alakası olmayan eğitim sistemidir. Öyle bir sistem ki birinci sınıfa başlayan ahlaklı, dürüst, yalan konuşmayan, anne ve babasını seven, yozlaşmamış bir öğrenciden liseyi bitirdiğinde yaşadığı toplumun bütün değerlerine yabancı biri haline getire biliyor.

Öyle bir sistem ki çocuğa ihtiyacı olan değil de ihtiyacı olmayan bir sürü bilgiyi yüklüyor, onu bir sonraki okula hazırlanan yarış atına döndürüyor ve o çocuk karşısındaki herkesi rakip görerek onu alt etmenin peşine düşüyor. Bunun içinde her yolu mubah görmeye başlıyor ve insanlıktan uzaklaştırıyor.

Ardından okulları bitiriyor bir meslek sahibi oluyor ama mesleğini icra edecek bilgi, birikim ve beceriden yoksun. Sonra da acizliğinin acısını etrafındakilerden çıkarıyor.

Halbuki sofiye sormuşlar:

Neyi bilirsin? O da:

Haddimi bilirim. Demiş. Yine sormuşlar başka neyi bilirsin? O da:

Hiçbir şey bilmediğimi.

Şimdi bakıyoruz herkes kendi çapında alleme, bilmediğimiz bir şey yok. Hani derler ya “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” misali. Bununla ilgili çok güzel bir hikaye var, aşağıya alıyorum, belki de bize başkalarının bilgisine ve mesleğine saygımızı hatırlamamıza vesile olur.

Kendini beğenmiş bir gramer (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve kurumla oturdu yerine. Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.

Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir eda içinde sordu:

-Sen hiç gramer okudun mu?.. Dil biliminden anlar mısın?

Kayıkçı:

-Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.

-Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..

Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgâr şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı. Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:

-Efendim, yüzme bilir misiniz?

Bilgin:

-Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.

O zaman kayıkçı:

-Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız...

Ömrünüzün boşa geçmesini istemiyorsanız kendinize bir iyilik yapın ve lüzumsuz işlerle uğraşıp, güzel zamanınızı harcamayın. Zaman insanın kıymetini geçtikten sonra anladığı en önemli değerimizdir. Bir bakarsınız arkanızda boşu boşuna heba ettiğiniz en güzel zamanlarınız kaybolup gitmiş. Sonra pişman olmanız geçen zamanınızı geri getirmez.

Anı, anında değerlendirmek gerekir.