İşte Şarkiye, sayalım değerleri, kime kalmış bu muhteşem mahalle, sokaklar. Demirci amcaya mı Ersoy amcaya mı, Bilal amcaya mı, Aydın’a mı, Kadir ağbiye mi, Corciye mi, Selaya mı, Ürüvete mi, Ayhan Işık ağbime mi, Erol’a, Ömer’e, Bedir Muzaffer’e mi, Hamit’e mi, kime kaldı Şarkiye…
Sadece bir sevdası bir hasreti bir bizdeki özlemi…
Bugün kimin babası kimin annesi bize yağlı bi ekmek sunmadı, oturtupta karnımızı doyurmadı. Münevver yengem pilav yapar illa Mustafa yiyecek derdi. Seniye yengem öyle, Lazların büyük anası, Caferin o güzelim anası, Bedirin anası, Corci kadını, Kadir ağbimin değerli anası.
Biz sevda selinde, mutluluk gölünde büyüyen çocuklardık, takımdık.. Ekmeğini bölüşen kavgasını elele eden. Şimdi nerede o sokaklar, mahalle dediğimiz yerler, yağlı ekmek veren cicianalar..?
Babam bana kırmızı bisiklet almıştı, elimden alan alana….. Benden çok onlar binerdi. O yüzden dün bir yazı yazdım, öyle makamlara artı maaş için gelmek adına boktan işler edenler, torpil için kırk takla atanlar, kalp kıranlar değmez. Memur, öğretmen, polis, asker, işci ol, ama asla olduğun yeri bir makam için terk edip birinin elini, belini öpme…
Lütfen emekli oldğunda da kral ol, huzurlu ol, mutlu ol, çocuklarına da tertemiz baba resmi ver. Ölüm ne zaman?
Bilmediğimiz bir geleceğin hesabını yapan sen, imzaladığın hayat sözleşmesi mi var Allah ile elinde? Bir nefes kadarız biz bu güzel alemde. Sessizlik.
