Bugün, 26 Ocak 2022 Çarşamba

Levent AKTAŞ


HERŞEY ESKİDENDİ…

HERŞEY ESKİDENDİ…


Doğup büyüdüğüm topraklarda hayat hiç de kolay değildi ama biz, el bebek gül bebek büyütülmeye alışmıştık.

Babamız memur olduğu için köy işlerini hiç bilmez ve anlamazdık. Okul tatil olduğunda 3 ay köyümüze gider, orada vaktimizi geçirirdik.

Bizim köyümüzdeki çocukların bağ bahçe işlerini yaptıklarını gördükçe, kendimizi fanusta yaşayan çiçeklere benzetirdim. Ama sonradan büyüdükçe, sorumluluklarımız artıkça anladım ki, yaşamak aslında toprakla bağ ve bahçeyle haşır neşir olmaktı.  

Yıllar geçtikçe köye olan özlemim, düşkünlüğüm daha da arttı. Babaannem ve dedemin yanında kalmak, onların işine az da olsa yardımcı olmak çok hoşuma gidiyordu.  Bazen odun kırmak, otları taşımak, su getirmek onların yüzündeki gülümseme ile bütün yorgunluğumu alıyor ve her şeye değiyordu.

Yıllar geçti, okuduk. Lise, üniversite derken elimiz ekmek tutmaya başlayınca köy işlerinden uzak kalmaya başladım. Yıllar artık ne eski yıllardı, ne de ben o eski bendim. Her şey bir anda değişmişti. Önce dedem, annem, babam ve babaannem derken yıllar benden çok şeyi almış götürmüştü. Ne o eski güzelim yıllar vardı, ne de o tatlı dilleriyle beni seven büyüklerim…

Bir nehir kenarında küçük, iki odalı bir evde yaşamanın hep hayalini kurdum yıllar boyunca. Her uykuya dalışımda, böyle bir evdeydim adeta. Bir taraftan yağmur, diğer taraftan rüzgar, soğuk ve fırtınayla karışık bir hava. Damdan ara sıra su damlacıkları akıyor. Kenarda yanan ocağın başı yanına yapılmış bir yatakta huzurla kitabımı okuyorum.

Her şeyin modern olduğu, bilgisayar çağında olduğumuz şu dönemde hiçbir şeyin ne tadı ne de tuzu kaldı. Bir anda büyüdük, bir anda o güzelim yıllar yok olup gitti avuçlarımızın arasından…

İmkanımız olsa da, keşke o yıllara geri dönebilsek!...