Bugün, 14 Ocak 2026 Çarşamba

Mehmet Ali AYDIN


HİDAYETE ERİŞ SEBEBİ

NEDEN MÜSLÜMAN OLDUM


Aşağıda anlatacağım kıssada yer alan İslami kimlikle bizim İslami kimliğimiz karşılaştırarak durumumuzu tespit etmemizi ve nerelerde yanlışlarımız var. Nerelerde hatalar yapıyoruz onları görmemizi diliyorum.

Toplum olarak, birey olarak dün ne idik, bugün ne durumdayız ve neden bu duruma geldik. Bunları sorgulamamızın zamanı geçmiş olsa da bile “zararın neresinden dönersen kardır” misali belki yararı olur.

Haram- helal dengesini o kadar ince eleyip sık dokuyarak hayatını anlamlandıran bu ataların çocuklarının bugün “Haram, helal ver Allahım senin kulun yer Allahım” diyebilecek hale getiren sebepler nelerdir onlara kafa yormanın ve çareler aramanın çabası içinde olmalıyız.

Ben bunları söylerken bazılarımız şimdiden şöyle demeye başlamışlardır bile:

“-Aman Hocam hangi devirde ve hangi çağda yaşıyoruz. Nerede böyle insanlar!” “Onlar eskidendi.”

Fakat unutmayalım ki; eski insanlarla yeni insanların en sonunda vardıkları yer aynı. Oda mezarlık. Dünya hayatının hangi devirde olursa olsun mezarlıkta yani ölümle sona erdiğini düşünürsek hedef ve varılan son aynı.

Uzatmayalım ve kıssamıza gelelim: 

Musa Topbaş Hocamız (K.S) naklediyor:

“Müslüman olmuş Ermeni bir komşumuz vardı. Bir gün kendisine hidayete eriş sebebini sorduğumda şunları söyledi:

“-Acıbadem’de tarla komşum Rebi Molla’nın ticaretteki güzel ahlakı vesilesiyle Müslüman oldum. Molla Rebi, süt satarak geçimini temin eden bir zattı.. Bir akşam vakti bize geldi ve:

“-Buyrun, bu süt sizin!” dedi. 

Şaşırdım.

“-Nasıl olur? Ben sizden süt istemedim ki!” dedim.

O hassas ve zarif insan:

“-Ben farkında olmadan hayvanlarımdan birinin sizin bahçeye girip otladığını gördüm. Onun için bu süt sizindir. Ayrıca o hayvanın tahavvülat devresi (yediği otların vücudundan tamamen izalesi) bitene kadar sütünü size getireceğim…” dedi. 

Ben:

“-Lafı mı olur komşu? Yediği ot değil mi? Helal olsun…” dedim.

“-Yok, yok öyle olmaz! Onun sütü sizin hakkınız!..” deyip hayvanın tahavvülat devresi bitene kadar sütünü bize getirdi.

İşte o mübarek insanın bu davranışı beni ziyadesiyle etkiledi. Neticede gözümdeki gaflet perdelerini kaldırdı ve hidayet güneşi içime doğdu. Kendi kendime:

“-Böyle yüce ahlaklı bir insanın dini, muhakkak ki en yüce bir dindir. Böylesine zarif, hak-şinas, mükemmel ve tertemiz insanlar yetiştiren dinin doğruluğundan şüphe edilemez!” dedim ve kelime-i şahadet getirip Müslüman oldum.”

Yüce Kitabımızda Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: 

“(Öyle hakiki er kişiler vardır ki) onlar, ne ticaret ne de alışverişin, kendilerini Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı kimselerdir. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu günden korkarlar.”

Ey! Müslümanlar ve Müslümanım diye geçinenler acaba bizlerin davranışlarından etkilenen gayri müslimler Müslüman mı oluyorlar yoksa İslam’dan soğuyorlar mı? 

Lütfen! Davranışlarımız ya gerçek İslam dairesi içinde olsun. Yâda kendimizi yeniden dizayn ederek ne olduğumuza karar verelim ve ona göre bir yol takip edelim. Bizim şahsi düşüncelerimiz yüzünde sadece kimliklerimizdeki din hanesinde “İslam” kelimesi nedeniyle Müslüman görünüp yüce dinimize zarar vermeyelim.