Bilal-i Habeşi anlatır:
Allah’ın elçisinin hesaplarını ben takip ediyordum. Bir fakir kendisinden yardım istediğinde bana emreder, eğer elimizde para yoksa birinden borçlanarak o fakirin ihtiyacını görürdük. Bu durumu bilen ve Hz. Muhammed’e sempatisi olduğu zannedilen zengin bir putperest bir gün bana:
-“Eğer borç paraya ihtiyacınız olursa, sağa sola gitme hepsini ben karşılayayım” dedi. Bizde onun sözüne ve iyi niyetine ve sözüne güvenerek öyle yapmaya başladık. Borcumuz bir hayli kabarmıştı. Ve zengin putperest gerçek niyetini ortaya koydu. Çarşıda rastladığı bir sırada bana:
-“Ey zenci”, diye bağırdı.
-“Ne var”, dedim.
-“Aybaşına kaç gün kaldı biliyor musun?” dedi.
-“Biliyorum az kaldı”, cevabını verince
-“Hele bir aybaşı olsun görürsün” dedi. “O gün alacaklarıma karşılık seni rehin edip, yeniden köle yapacağım.”
Bu tehdit çok ağırıma gitmişti. Hemen Allah’ın Elçisinin yanına varıp durumu anlattım. O da üzüldü. Fakat Allah’a tevekkül etti ve derhal bir çare aramaya koyuldu.
Ben çıkıp eve gittim. Fakat o gece üzüntümden gözümü kırpmam mümkün olmadı. Sabah namazı vakti, Allah’ın Elçisinin beni çağırdığını söylediler. Hemen kalkıp gittim. Yüzü gülüyordu. Bana kapıda duran üzeri mal yüklü dört deveyi göstererek:
-“Müjde ey Bilal” dedi. “bunlar az önce Fedek hükümdarından hediye geldi. Hemen satıp borçlarımızı ödeyelim.” Derhal emrini yerine getirdim. Başta o putperest olmak üzere hiç kimseye hiçbir borcumuz kalmadıktan sonra gelip durumu kendisine de haber verdim. Bana:
-“Bir şey arttı mı?” diye sordu.
-“Evet, ey Allah’ın Elçisi! İki altın kaldı!” dedim.
-“Beni o iki altından kurtar. Sen onları ihtiyaç sahiplerine vermedikçe ben eve gitmem”, dedi. O sırada mescitte oturuyordu.
Bütün Medine’yi araştırmama rağmen ertesi gün akşama kadar o iki altını verebileceğim gerçek ihtiyaç sahiplerini bulamadım. En sonunda Medine’ye henüz gelmiş iki yoksul yolcu için alıveriş yaparak onları elimden çıkardım. Ve mescide gelip durumu Allah’ın elçisine bildirdim. O da Allah’a hamdederek, iki günlük bekleyişten sonra nihayet kalkıp evine gitti.
Bilmem size bu kıssa bir şey anlatabildi mi? Kendisi ihtiyaç sahibi iken, başkalarını düşünmek ve onların ihtiyacını gidermek için çaba gösterebilmek ne büyük bir insanlık. Zaten öyle bir Peygamber olmasaydı Yüz yıllar geçmesine rağmen aklıselim sahibi yabancılar tarafından bile hala dünyaya gelmiş en büyük İnsan olarak kabul edilebilir miydi?
Ya onun ümmeti olmakla şeref duyan bizler! Durumumuz nedir hiç kendimizi sorguluyor muyuz? Şayet sorguladığımız da ona yakışan davranışlarımız ile alakası olmayan davranışlarımızı karşılaştırıyor muyuz?
Başka sorum yok!
