İnsan zaman zaman var olandan başka bir şeye susar ve bazı insanlar belki enerji belki hayâl gücü eksikliğinden kendi kendini yenileyemez suskun kalır dilleri.
Köşede öylece duran tambur bir el bekler bir gönül özler başka gönüllere ulaşmak için telleri terk eyleyemez güzellikleri Her eşya insan gibi kendi fıtratını yaşar kabiliyetin ellerinde.
Ruhların yaşam kaynağı aşk bazen bir musikinin zaman içinde rengârenk çiçeklerin bazense kâmil bir insanın gönlünden diline gelen kelimelerle yol bulur yaşamaya yaşatmaya.
O ilk sözler ne kadar önemlidir ölümün zihinsel ve soyut hâlinden çok farklı bir gerçekliğin yaşama sunduğu bir müjde gibidir hissedilenler..
İnsanlar ibadethanelerinde mutlu ve huzurlu dua ederken ne var olan gerçekler yok olur ne sırlar konuşan diller saygıyla iç seslere dönüşür ilâhi nameler coşar gönüllerde eşyalar dahi bekler duayı bitsin ulaşsın diye yerine ve mekânlar boşalır ruhlar dinginleşir huzurlu insanlar yayılırlar çıkarlar sefere kendilerinden kendilerine …ve çilekeş gönüllerin hepsi elele tutuşup daire olurlar kutsanır âlem..
Değişen bir dünya ve karışık bir çağda Ortadoğu coğrafyasında kalem oynatan bilginin, sanatın, kültürün ve İslam odaklı bir anlayışın temellerini attığı ülkemizde Sezai Karakoç ' un bir derdi, bir ideali ve bir davası vardı kuşkusuz.
Havaya kılıç sallamadan, siyasi alana girmeden ve hamasi nutuklara iltifatı asla düşünmeden, kaş yapayım derken göz çıkaracak konulalara temas etmeden kozasını ören ipek böceği misali Diriliş neslini oluşturma peşindeydi hep. Bir derdi ve sevdası vardı. Bunu da şiir kalıplarına dökmüştü.
"Yeni Şeyler Söylemek "tüm gönüldaş ve dostlar, bu şiir’i tefekkür edelim;
"Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum.
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum "
Sırları arıyorsan eğer
Esrarın hazinesineyse müptelâlığın
Onun arkasından yürü yolun tozunu çek ciğerlerine can olur korkma
Gece esen rüzgârdan
Gündüzleri puslardan çekinme
Zira o kasveti dağıtan bir kandil gibidir geceye
Tevhit kervanına katıl
Bak nasıl coşuyor yollar
Hiçlik deryasında yok olan erler toprağı incitmez
Sen şöhret paçavralarından kurtul
Hiçlik pınarının can suyunu iç
Çünkü… sen… hakikati arayan adam
O kâmil insanın sana sunduğu elbiseyi giy
Hissetmiyormusun aşk kokuyor buram buram
…ve aşkı resmediyor can boyasıyla çizip kalplere
Nakşediyor gönüllere aşkın sırrını
Elindeki keşkülü zenginlere uzatıp durma doldursunlar diye rızkını
Bak keşkülün üzerinde nakşedilmiş kâmil insan sözünü görmüyormusun
Aşk aşk diye yalvarıyor eşyanın hakikati
İşte budur aradığın
Ey hakikati arayan adam
…ve haykırıyor marifetlerin emanetçisi
“Dünyayı geç kendinde dur”
Aşktır sana son durak
Başlangıçta indiğin..
