Bugün insanoğlunun geçmişinin derinliklerine doğru bir yolculuk yapmak istiyorum. Bu köşede ki bir yazımda Antik Çağdaki yaşamlardan kesitler halinde anlatmaya çalışmıştım. Yeni Dünya Düzeni kurulurken insanlığa biçilen roller neler olabilir sorusunun cevaplarını ararken Göbekli Tepe’de 11 bin yıl önce T şekilli, üzerinde aslan, yılan, öküz, koç tilki ve turna kabartmaları bulunan kalınlığı 1,4 metre, boyu 12 metre boyundaki 16 adet dairesel yerleşimli sütunlar arasında insanların nasıl tapındıklarını çok merak ediyorum.
Az daha bizden tarafa doğru gelecek olursak M.Ö. 8 binlere gelindiğinde İnsanoğlunun tarihi açıdan en önemli sürecinin başladığını görüyoruz. İnsanlığın avcılık toplayıcılık ve göçebeliğe dayalı yaşam biçimlerini yavaş yavaş terk ederek toprağa bağlı yerleşik düzene geçmeye başladığı devrimsel bir dönem başlıyor. İnsanlar keçi, koyun, inek ve domuz gibi hayvanları evcilleştirerek hazır et ve onlardan elde ettikleri süt ürünlerine kavuşurken hayvanların yanı sıra arpa, buğday gibi bitkileri de evcilleştirerek tükettiğinden fazlasını üretme kavramı geliştirdiğini ve aynı yerde yıl boyu yaşama düşüncesine sahip olmaya başladığını görürüz. Arkeolojide bu dönem neolitik devrim olarak adlandırılır. Yerleşik dönemle birlikte ateş teknolojileri de ortaya çıkmaya başlar. Topraktan yapılan ve ateşte pişirilen çanak çömlekler bu teknolojilerin ilk ürünlerindendir. Ateşli silahlar için 7500 yıl daha bekleyeceğiz. Dünya’da ilk yerleşim alanının mevcut buluntulara göre Konya’daki Çatalhöyük bölgesi kabul edilir. Buradaki buluntular M.Ö. 5-6 binlere tarihlenmektedir. İleride daha farklı keşifler yapılırsa tabi ki değişebilir.
Bize doğru biraz daha yaklaşırsak Tunç Çağı başlar. (M.Ö. 3000- 1200) Anadolu da ki insanoğlu M.Ö. 4. binin başlarında Erken Tunç Çağını başlatır. Bakıra kalay katarak tunç elde etmeyi ve bu alaşımdan silah, kap-kacak, süs eşyası üretmeyi başarır. Aynı zamanda ziraatçı ve hayvan yetiştiricisi olan bu devir insanları bununla birlikte iki önemli uğraşıyı da öğrenmişler ve geliştirmişlerdir. Bunlardan biri ticaret ve diğeri ise madenciliktir. Anlayacağınız yavaş yavaş belalı işlere bulaşmaya başlıyoruz. Bu dönem, Eski Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı ve Asur Ticaret Kolonileri Çağı olarak adlandırılarak bize doğru yaklaşmaya devam eder. Her çağın özelliklerine girecek olursam bu sefer ders kitabı yazmam icab eder ki uzun sürer.
Asur Ticaret Koloniler çağı, Orta Tunç çağının M.Ö. 1950-1750 yılları arasını kapsayan dönemdir ve ben bu dönemi vahşi kapitalizmin ilk başlangıcı olarak görüyorum. Zira o dönemde Karum denilen ilk alış veriş merkezleri kurulmaya başlar. Bu dönemde Ticaret Kolonileriyle birlikte yazı da anlaşmalardan ticarete, evlenme belgelerinden evlat edinmeye kadar her alanda kullanılmaya başlar. Yazı o kadar hayatın içindedir ki, Kaneş(Kayseri), Hattuşaş, Alişar ve Karahöyük’te yapılan kazılarda binlerce tabletlerden oluşan arşivlere rastlanır. Bunlar arasında tüccarlara özel olanlarda vardır. Karum da ticari faaliyetleri uğruna uzakta yaşayan Asurlu bir tüccarın evlilikle ilgili mektubunu alıntılıyorum. “Baban bana seninle evlenmem için yazdı. Senin yolculuğun için adamımı ve mesajımı sana gönderdim. Tabletimi alınca babana göstermeni ve adamlarımla buraya gelmeni rica ediyorum. Yalnızım. Yanımda bulunan ve bana sofrayı kuran bir kimse yok. Eğer sen adamlarımla buraya gelmezsen ben Wahşuna’da (Niğde) Wahşuna’lı bir kızla evleneceğim. Acele et. Sen ve adamlarım gecikmeyin. Buraya gel.” Bu yazı yazıldığında Hz. Musa’nın doğmasına bin yıl, Hz. İsa’nın doğmasına ise 2 bin yıl var. Evlenme usulünü geçecek olursak zavallı tüccarın bekâr hayatı benim evlenmeden önceki hayatıma çok benziyor.
Biraz daha yaklaşırsak Hattuşaş(Çorum)’da Hitit’leri görürüz. İnsanoğlu ilk kez İki devlet arasında resmi yazılı antlaşmayı yaptı. Kadeş Antlaşması isimli ilk yazılı antlaşma halen günümüz Birleşmiş Milletlerinin duvarlarını süslüyor. Hititleri Asurlular ve frigyalılar sıkıştırınca Anadolu’nun güneyinde Geç Hitit beylikleri kurulur ve İlk kez Hilal ile hilani yapılarla karşılaşıyoruz. Truva Savaşı bu dönemin başlangıç tarihlerine denk gelir. Bu dönemin bitişine müteakip Frigyalılar orta Anadolu’yu ele geçirirler. Frigyalıları orta Anadolu'ya süren Lidyalılar ilk kez (M.Ö. 650) parayı icat ettiler. Parayı icat ederken kâğıt parayı değil Altın Parayı icat ettiler. Fenikeliler ise halen dahi kullanılan Latin ve Arap alfabesinin atası olan sese uyumlu yazı çeşidini keşfettiler. Paranın Hikâyesini konu alan ayrı bir yazıyı daha kaleme alacağım. Antik çağa ulaşamadan sayfa doldu. Yeni Orta çağı ararken şimdilik bunlara ulaştım. Paranın hikayesinde buluşmak, üzere kalın sağlıcakla.
